Evet benim gene çayın yanına canım bişi çekti^^
Evde kuruüzüm,ceviz,çikolata üçlüsü görünce hemen bişey çeker zaten şaşmaz:)
Bu sefer kurabiyede karar kıldım ama öyle yımışak hamur gibi değil nefis bunlar ve bayatlamıyolar da
Malzemeleri alın koşun!
ekleme:yarım ölçü yapabilirsiniz epey çok çıkıyor bu ölçüyle..
3 yumurta 1inin akını bir kaseye alıyosunuz
1paket yumuşak ya da erimiş margarin,tereyağ ya da sıvıyağ karışık nasıl isterseniz bana laga luga yapmayın:p
1.5 bardağa yakın şeker
karbonat daha gevrek yapıyo bunu üstüne birkaç damla limon sıkın 1 kaşık unla malzemeye ekleyin karıştırın önce ama püf noktası bu (ama yoksa kabartma tozu)+un
1 çay bardağı ılık süt(oda sıcaklığında da olur,evde yoksa olmasa bile olur korkmayın)
gerisi arzunuza kalmış
portakal kabuğu rendelenmiş,azcıkta suyu
kuruüzüm suda biiraz bekletip süzüp (kağıt peçetede)sonra da unlamalısınız
iri dövülmüş ceviz
elle kırılmış çikolata tercihen bitter
Evet erinmedim hepsini kattım ben 0.o
Napim öyle güzel oluyo siz üşengeçgillerdenseniz hazır kurumeyveler ve damla çikolata da katsanız olur misal.
hamur çok sert olmasın elinizle yuvarlayın ve yumurta akına sonra susama veya toz şekere batırıp tepsiye dizin.
180-200 derece arası ısıtın fırını azcık ve gözünüz üstüne olsun dakika tutmuyorum da ben :F
Afiyet olsun kurabiye canavarlarım:*
Aha da resimler üstündeki kocaman kara şeyler çikolata valla nefisti nefisss:=)
24 Mayıs 2012 Perşembe
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Bri mim bri mime gel böcüğü mimleyelim demiş
Bir tane daha soru-cevap içeren konuda mimlemişti beni Bri ve Dayatılanlarla Yaşamak ikisini bir post yapmaya karar verdim.
Bu son konular cidden post konusu olduğu için mimden saymıyorum bile zevkle de okuyorum herkes ne yazmış:)
1.Ruhunuzun rengi nedir?
Benim ruhumun rengi KIRMIZI gibi geliyor. Bazen alev alev, bazen bir ateş topu, bazen öfke, bazen de en asil duruşa tartışmasız o sahip..
2.Maddiyat mı Maneviyat mı?Sıralama yapınız.
Yok sıralayamam ikisi de lazım:p
Soru mu bu elbette maneviyat o olmazsa paranın ne değeri kalır?
Maddi sıkıntılar çok fazla olunca da yıkılan yuvalar,evden kaçan çocuklar vs var hiç önemli değil demesin kimse.Ama aynı zamanda maddi hiçbir sorunu olmayan paranın azdırdığı bireyler de var ki evi barkı boşverip eşlerini boynuzlamakta bi sakınca görmüyolar ya da hayatın ciddiyetinin farkına varmaları biraz geç oluyor. Olgunluk yani. Sözün özü:
3.Hakkınızda bilinen yanlışlar
Sanalda insan birbirini ne kadar tanıyabilir ya da nasıl gerçekçi bir fikre sahip olabilir ki?
Ama olaylara verilen tepkilerden ve iç dünyamızı tüm çıplaklığıyla serdiğimiz şurda gösterdiğimiz alt kimliğimizden dolayı en yakınlarımızın farkedemediği taraflarımızı da keşfediyoruz bu gerçek.
Lakin burası öyle büyük bir tiyatral alan ki ne isterseniz sizi o sanabilirler de..
Mesela herkese kendisini mütevaz bi melek göstermeye çalışan,sahte nezaket abidesi gösteriş meraklısı birinin aslında nasıl hırslı,kıskanç ve haris olduğunu farkettim ben bir olay sayesinde blogu ve twitterı vasıtasıyla-ki ikisi de takip listemde değil birinden bir şey duyup baktım resmen(kulaktan kulağa) sonrasında zaten arada sırada baktığımda fikrimin yanlış olmadığını görmem yeterli oldu.
Benim hakkımda negatif bir fikre sahip olan olduğunu sanmıyorum,çok kişiyle muhatap olmadığım için en başta ve polemiğe girmem de,haksızlığa da gelemem..mesafeli biriyim benim yapım bu.
Yani duymadım ama yüzüme söylemek isteyen varsa ben de öğrenir cevap veririm böylece lütfen çekinilmesin.
Bricitim buna acaip matrak şeyler yazmış çok uğraşıyolar onla çok gezdiği için kıyamam haha:p
4.En Sinir Olduğun Üç Şey:
Yalancılar
Menfaatperestler-bi damla verip umman isteyen yüzsüzler
Paragözler
daha devam ederim ama zar zor 3 te bırakayım:p
2.mim canavarı güllü lokumum Bri den geldi yine:) Röportaj mimi yapıoruz
1-Blog deyince aklina ne geliyor?
Korkamadan sorgulamadan o an aklına ne geliyosa yazmak,kağıtlara defterlere yazmak gibi..ama burda sesinin yankısı var o farkı var.
2-Sence bloglarda en cok neler paylasiliyor?
En çok güncel olaylar hakkında fikirler ve kendi hayatlarımızdan yansımalar var.
Her blogun kendince bir misyonu amacı ya da türü var ama bu ara pıtır pıtır moda blogu adı altında bakın ne aldım dün-ben marka giyiyorm-kiralıyorum-sponsor buluyorum çaktırmıyorum-senden naaber tarzı artışta malesef ki..en çok bunları görmeye başladım ben.Ayna karşısına geçen eline canonu alan moda blogger efem^^
3-Paylasimda bir sınır olmali mi?
Sınırı sinir yazmışsın bi dumur oldum^^Olmalı elbette ki herşeyin adabı usturubu uslubu olmalı.
Cinsellik içerenler eklediği resimlere ve yazdıklarına dikkat etmeli zira onların muhatabı ergenler malesef:(
18 yaş uyarısı koysanız da tıkladığı an girebiliyor sonuçta felaket bloglar var. Küfürden tiksiniyorum okuyamıyorum bile ,amaçsız olduğunu ve o noktalı yere bişey yazacak kafaları olmadığını düşünüyorum.
Bir de genel konuşanları sevmiyorum. Şunun amacı budur,kadınlar böyledir erkekler şudur gibi..
4- Sence neyi paylasirsa bir insan asiriya kacmis olur?
Bir üstteki cevapla aynı. Ve 2.soruda:) İstemese de taze beyinlerde örnek teşkil ediyorlar negatif yönde.
5-Blog yazsaydin ismi ne olurdu ve hangi konularda yazardin?
Yazıyorum zaten gördüğün gibi olmasa bu mimi nereye yazcaktık aga? (oha soruya bak diyesim var net)
6-Benim blog yazarligim hakkinda ne düsünüyorsun?
Bricitim çok içten ve tanıdıkça asla art niyet hesap kitap barındırmadığını görüyosunuz:) Samimi ve tatlı ,çok seviyorum ki onu:*
7-Blogumu takip ediyor musun, itiraf et
Ediyorum tabii ki yoksa mimleyemezdin:p
8-Bloguma 10 üzerinden kac puan verirsin ve gelecek icin bana tavsiyelerin nelerdir?
Puan yok, o kadarı haddi değil kimsenin yeni tasarımı çok havalı yalnız^^ kısaca başarılar dilyorum:*.
------------------------
Bu konularda mimlemiyorum kimseyi soru cevap biraz zor oluyo anlet defterlerimiz vardı lisede onlar gibi:)
cevaplamak isteyen yorumda belirtsin ismini ekleyeyim buraya ben mimledim diye:)
Bu son konular cidden post konusu olduğu için mimden saymıyorum bile zevkle de okuyorum herkes ne yazmış:)
1.Ruhunuzun rengi nedir?
Benim ruhumun rengi KIRMIZI gibi geliyor. Bazen alev alev, bazen bir ateş topu, bazen öfke, bazen de en asil duruşa tartışmasız o sahip..
2.Maddiyat mı Maneviyat mı?Sıralama yapınız.
Yok sıralayamam ikisi de lazım:p
Soru mu bu elbette maneviyat o olmazsa paranın ne değeri kalır?
Maddi sıkıntılar çok fazla olunca da yıkılan yuvalar,evden kaçan çocuklar vs var hiç önemli değil demesin kimse.Ama aynı zamanda maddi hiçbir sorunu olmayan paranın azdırdığı bireyler de var ki evi barkı boşverip eşlerini boynuzlamakta bi sakınca görmüyolar ya da hayatın ciddiyetinin farkına varmaları biraz geç oluyor. Olgunluk yani. Sözün özü:
AZ VERİP ARATMA ÇOK VERİP AZDIRMA YA RABBİM :))
3.Hakkınızda bilinen yanlışlar
Sanalda insan birbirini ne kadar tanıyabilir ya da nasıl gerçekçi bir fikre sahip olabilir ki?
Ama olaylara verilen tepkilerden ve iç dünyamızı tüm çıplaklığıyla serdiğimiz şurda gösterdiğimiz alt kimliğimizden dolayı en yakınlarımızın farkedemediği taraflarımızı da keşfediyoruz bu gerçek.
Lakin burası öyle büyük bir tiyatral alan ki ne isterseniz sizi o sanabilirler de..
Mesela herkese kendisini mütevaz bi melek göstermeye çalışan,sahte nezaket abidesi gösteriş meraklısı birinin aslında nasıl hırslı,kıskanç ve haris olduğunu farkettim ben bir olay sayesinde blogu ve twitterı vasıtasıyla-ki ikisi de takip listemde değil birinden bir şey duyup baktım resmen(kulaktan kulağa) sonrasında zaten arada sırada baktığımda fikrimin yanlış olmadığını görmem yeterli oldu.
Benim hakkımda negatif bir fikre sahip olan olduğunu sanmıyorum,çok kişiyle muhatap olmadığım için en başta ve polemiğe girmem de,haksızlığa da gelemem..mesafeli biriyim benim yapım bu.
Yani duymadım ama yüzüme söylemek isteyen varsa ben de öğrenir cevap veririm böylece lütfen çekinilmesin.
Bricitim buna acaip matrak şeyler yazmış çok uğraşıyolar onla çok gezdiği için kıyamam haha:p
4.En Sinir Olduğun Üç Şey:
Yalancılar
Menfaatperestler-bi damla verip umman isteyen yüzsüzler
Paragözler
daha devam ederim ama zar zor 3 te bırakayım:p
2.mim canavarı güllü lokumum Bri den geldi yine:) Röportaj mimi yapıoruz
1-Blog deyince aklina ne geliyor?
Korkamadan sorgulamadan o an aklına ne geliyosa yazmak,kağıtlara defterlere yazmak gibi..ama burda sesinin yankısı var o farkı var.
2-Sence bloglarda en cok neler paylasiliyor?
En çok güncel olaylar hakkında fikirler ve kendi hayatlarımızdan yansımalar var.
Her blogun kendince bir misyonu amacı ya da türü var ama bu ara pıtır pıtır moda blogu adı altında bakın ne aldım dün-ben marka giyiyorm-kiralıyorum-sponsor buluyorum çaktırmıyorum-senden naaber tarzı artışta malesef ki..en çok bunları görmeye başladım ben.Ayna karşısına geçen eline canonu alan moda blogger efem^^
3-Paylasimda bir sınır olmali mi?
Sınırı sinir yazmışsın bi dumur oldum^^Olmalı elbette ki herşeyin adabı usturubu uslubu olmalı.
Cinsellik içerenler eklediği resimlere ve yazdıklarına dikkat etmeli zira onların muhatabı ergenler malesef:(
18 yaş uyarısı koysanız da tıkladığı an girebiliyor sonuçta felaket bloglar var. Küfürden tiksiniyorum okuyamıyorum bile ,amaçsız olduğunu ve o noktalı yere bişey yazacak kafaları olmadığını düşünüyorum.
Bir de genel konuşanları sevmiyorum. Şunun amacı budur,kadınlar böyledir erkekler şudur gibi..
4- Sence neyi paylasirsa bir insan asiriya kacmis olur?
Bir üstteki cevapla aynı. Ve 2.soruda:) İstemese de taze beyinlerde örnek teşkil ediyorlar negatif yönde.
5-Blog yazsaydin ismi ne olurdu ve hangi konularda yazardin?
Yazıyorum zaten gördüğün gibi olmasa bu mimi nereye yazcaktık aga? (oha soruya bak diyesim var net)
6-Benim blog yazarligim hakkinda ne düsünüyorsun?
Bricitim çok içten ve tanıdıkça asla art niyet hesap kitap barındırmadığını görüyosunuz:) Samimi ve tatlı ,çok seviyorum ki onu:*
7-Blogumu takip ediyor musun, itiraf et
Ediyorum tabii ki yoksa mimleyemezdin:p
8-Bloguma 10 üzerinden kac puan verirsin ve gelecek icin bana tavsiyelerin nelerdir?
Puan yok, o kadarı haddi değil kimsenin yeni tasarımı çok havalı yalnız^^ kısaca başarılar dilyorum:*.
------------------------
Bu konularda mimlemiyorum kimseyi soru cevap biraz zor oluyo anlet defterlerimiz vardı lisede onlar gibi:)
cevaplamak isteyen yorumda belirtsin ismini ekleyeyim buraya ben mimledim diye:)
Öyle yürekten..
Gece gece, nerden çıktı bu şarkı radyoda?
İçimdeki kristalleri buz parça etti bir anda...
Bazen her yere yazmak asmak istiyorum bazı şarkıları,yazılarımı ya bu da öyle işte,illaki dinleyin,sözlerini okuyun beni anlayın diye belki de kendimi anlamam için..
İçimdeki kristalleri buz parça etti bir anda...
Bazen her yere yazmak asmak istiyorum bazı şarkıları,yazılarımı ya bu da öyle işte,illaki dinleyin,sözlerini okuyun beni anlayın diye belki de kendimi anlamam için..
Sevdim sandım
Sevildim sanırdım
Sonra uyandım
Sonunda ben anladım
Ayrı kaldım
Ayıldım bayıldım
Sonra uyandım
Sonunda ben anladım
Öyle yürekten seviyorsan
Aklı başından atacaksın..
Kimi yanında arıyorsanÖnce içinde bulacaksın..
Aklım nerde
Kaçırdım seninle
Sorma ne halde
Sorulmaz bu kimseye
22 Mayıs 2012 Salı
Aslında her şey, iki şey için ?
İnsanı iki şey öldürürmüş:
1- Sevmediği insanın silahından gelen mermi
2- Sevdiği insandan gelmeyen ilgi
İki şey "Kalitesiz insan" 'ın özelliğidir:
1-Şikayetçilik
2-Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2-Karşısındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1-Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2-Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür:
1-Demagoji (laf kalabalığı)
2-Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı “Nitelikli İnsan” yapar:
1-İradeye hakim olmak
2-Uyumlu olmak
İki şey “Ekstra Değer” katar:
1-Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2-Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır:
1-Kararsızlık
2-Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar:
1-Nitelikli çevre
2-Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1-Baskın yeteneği bulmak
2-Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır:
1-Ustalardan ustalığı öğrenmek
2-Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1-Niyetin saf olması
2-Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1-Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2-Hayata ve her şeye yeni (özgün,orijinal,farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek.
İki şey gelişmeyi engeller:
1-Aşırılık (mübalağa,abartı,ifrat,tefrit)
2-Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir:
1-Tebessüm (gülümseme)
2-Sükut (susmak)
İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1-Anne
2-Baba
İki şey geri alınmaz:
1-Geçen zaman
2-Söylenen söz
İki şey gerçek sondur:
1-Cennet
2-Cehennem
İki şey ulaşmaya değerdir:
1-Sevgi
2-Bilgi
İki şey özgürlüktür:
Vatan ve Bayrak
İki şey “hayatta önemli olan her şey” içindir:
1-Nefes alabilmek
2-Nefes verebilmek
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Silgi kullanmadan resim çizmeye hayat denirdi di miii?
Erdost, Mia beni mimlemişler aynı konuda..Çok teşekkür ediyorum.Bir de Crazywomen mimlemiş:)
Konu için Erdost gibi ben de görsel hazırladım çok hoşuma gitti çünkü:
Bekleyen 2 mimim daha var belki de 3 ama öncelikle "MİM "konulu bir yazı yazmak istiyordum ben.
Ve hiç silmeden bu konudan devam edeyim o zaman yeri gelip konuyu açmışken ilk düşündüğüm bu oldu çünkü)
Bu ara çok tatsız yazılar okudum mimlerle ilgili.Mimlerin sadece link değişimi amaçlı olmasından mimleyen kişinin bile mimlediklerini okumadığına,yazacak bişey bulamayanların blogunu bunlarla doldurduğunu kadar bir ton şey.Arada sırada dile getirilir bunlar yeni değil.Rahatsızlık veren şeyler de var yok değil.Ama uslup denen şey önemli ve ben buna takık biriyim açıkçası.Sonuçta bir paylaşım bu nefret kusulacak bir şey değil.
Benim de sevdiğim ve sevmediğim mim türleri var elbette ve size kendinizi veya bir konuda fikrinizi anlattırmayacak hoşunuza gitmeyen bir mimi nazikçe es geçebilirsiniz,bunda kırılacak bişey de yok ayrıca mimleyen adına. Benzer mimler yapmışsam da yazmıyorum ben mesela.Soru-cevap mimleri bir bütünü sağlamıyosa sevmiyorum. Aynı sorunun bin türevi içeren mimleri de sevmiyorum mesela bu ara bir kitap mimi var böyle..Sevmediğimi de yapmıyorum bunda alınacak bir durum yok.
Çok fazla ismin mimlenmesinden de pek hoşlanmıyorum tek postta , bu o kadar fazla blogda benim adım geçsin çabası gibi görünüyor mimleyen adına negatif bir durum bu, (amaç bu değilse de) buna dikkat edilmesini öneririm her birine gidip okuyup yorum yazamazsınız ayrıca bu biçimde? E cevapları okumayacaksanız neden mimliyosunuz?
Yazıcak bişey bulamayanlar mı mim yapar olmuş? Mim uydurmak adına saçma sapan sorulara rastlamıyor değiliz bunu onaylayıp cevaplamamak ve birilerini mimlememek bir an önce bitmesine yardımcı olur bu türün:p E sadece mimlerden oluşan bir blog ne kadar samimi gelir ne kadar okunur ki,gene mi mim der çıkarsın ya da hiç okumazsın panelinde görünce bir süre sonra. Böyle yapanlar varsa da içerik sıkıntısı çekiyordur yapmamalıdır.Çok mimleniyorsanız birkaç post kendi yazılarınıza yer vermelisiniz en azından.
İlk postlarımda bunu siminyayla da konuşmuşuz yorumlarda.Link değişimi amaçlı mı bunlar? E link olarak vermeyin siz de,ve de çok zor yahu:( nasılsa yorumlara gelecek bahsedilen blog sahibi. Zaten birbirini takip eden,izlediği bloglarda bulunan insanların salt link değişimi söz konusu olmaz bana göre,birbirlerine destek oluyorlardır zaten bu sadece bir paslaşma.
Mim bence bir oyun,kokoloji gibi, ya da bir konuda "ben bunu düşünüyorum ya sen?" demenin en güzel yolu. Hepsi bu.Öyle de konular var ki o konuda yazmak aklınızda yoksa eğer kendinizi sorgulamanıza sebep oluyor. Yaratıcı ve okuyana da yazana da bişeyler katan mimler var.
O konudaki fikrinizi mim sayesinde anlatmış oluyorsunuz mesela misinin bu mimini ben çok beğendim ve kendime sormadığım bir soruyla karşılaştım,her cevaplayan da kendince ele aldı.
Babalar ve kızları mimi elmyram ve beni apayrı sebeplerden ağlattı ve birbirimizi daha iyi tanımaıza sebep oldu. Çok eğlenip cevaplarına güldüğümüz mimler de oldu harem mimi mesela:D
Öyle sorular var ki,merak ettiğiniz bir bloggerı eğer soruları önemsemiş ve düzgün cevaplar vermişse (ki öyle olmalı,saygısızca geçiştirerek yazıcaksanız yazmayın hiç) onu tanıma yolunca ciddi adımlar atarsınız. Hatta çok ortak yanımızı bulduğumuz bloggerlar bu yolla keşfedilebiliyor da:) MiM etiketine tıkladığımda amaann dediğim yada özenerek yazmadığım tek konu yoktur.
Çok anlam veya art niyet yüklenmemeli ama dikkatli olunması gereken noktalar var onları da saydık.
Mimden korkmayınız sizi yemez, suyunu çıkartmayınız size zararı olur der öperim:*
Bir de elmyramı ,aradia ve muzurellamı mimlerim yanına:D
Konu için Erdost gibi ben de görsel hazırladım çok hoşuma gitti çünkü:
Bekleyen 2 mimim daha var belki de 3 ama öncelikle "MİM "konulu bir yazı yazmak istiyordum ben.
Ve hiç silmeden bu konudan devam edeyim o zaman yeri gelip konuyu açmışken ilk düşündüğüm bu oldu çünkü)
Bu ara çok tatsız yazılar okudum mimlerle ilgili.Mimlerin sadece link değişimi amaçlı olmasından mimleyen kişinin bile mimlediklerini okumadığına,yazacak bişey bulamayanların blogunu bunlarla doldurduğunu kadar bir ton şey.Arada sırada dile getirilir bunlar yeni değil.Rahatsızlık veren şeyler de var yok değil.Ama uslup denen şey önemli ve ben buna takık biriyim açıkçası.Sonuçta bir paylaşım bu nefret kusulacak bir şey değil.
Benim de sevdiğim ve sevmediğim mim türleri var elbette ve size kendinizi veya bir konuda fikrinizi anlattırmayacak hoşunuza gitmeyen bir mimi nazikçe es geçebilirsiniz,bunda kırılacak bişey de yok ayrıca mimleyen adına. Benzer mimler yapmışsam da yazmıyorum ben mesela.Soru-cevap mimleri bir bütünü sağlamıyosa sevmiyorum. Aynı sorunun bin türevi içeren mimleri de sevmiyorum mesela bu ara bir kitap mimi var böyle..Sevmediğimi de yapmıyorum bunda alınacak bir durum yok.
Çok fazla ismin mimlenmesinden de pek hoşlanmıyorum tek postta , bu o kadar fazla blogda benim adım geçsin çabası gibi görünüyor mimleyen adına negatif bir durum bu, (amaç bu değilse de) buna dikkat edilmesini öneririm her birine gidip okuyup yorum yazamazsınız ayrıca bu biçimde? E cevapları okumayacaksanız neden mimliyosunuz?
Yazıcak bişey bulamayanlar mı mim yapar olmuş? Mim uydurmak adına saçma sapan sorulara rastlamıyor değiliz bunu onaylayıp cevaplamamak ve birilerini mimlememek bir an önce bitmesine yardımcı olur bu türün:p E sadece mimlerden oluşan bir blog ne kadar samimi gelir ne kadar okunur ki,gene mi mim der çıkarsın ya da hiç okumazsın panelinde görünce bir süre sonra. Böyle yapanlar varsa da içerik sıkıntısı çekiyordur yapmamalıdır.Çok mimleniyorsanız birkaç post kendi yazılarınıza yer vermelisiniz en azından.
İlk postlarımda bunu siminyayla da konuşmuşuz yorumlarda.Link değişimi amaçlı mı bunlar? E link olarak vermeyin siz de,ve de çok zor yahu:( nasılsa yorumlara gelecek bahsedilen blog sahibi. Zaten birbirini takip eden,izlediği bloglarda bulunan insanların salt link değişimi söz konusu olmaz bana göre,birbirlerine destek oluyorlardır zaten bu sadece bir paslaşma.
Mim bence bir oyun,kokoloji gibi, ya da bir konuda "ben bunu düşünüyorum ya sen?" demenin en güzel yolu. Hepsi bu.Öyle de konular var ki o konuda yazmak aklınızda yoksa eğer kendinizi sorgulamanıza sebep oluyor. Yaratıcı ve okuyana da yazana da bişeyler katan mimler var.
O konudaki fikrinizi mim sayesinde anlatmış oluyorsunuz mesela misinin bu mimini ben çok beğendim ve kendime sormadığım bir soruyla karşılaştım,her cevaplayan da kendince ele aldı.
Babalar ve kızları mimi elmyram ve beni apayrı sebeplerden ağlattı ve birbirimizi daha iyi tanımaıza sebep oldu. Çok eğlenip cevaplarına güldüğümüz mimler de oldu harem mimi mesela:D
Öyle sorular var ki,merak ettiğiniz bir bloggerı eğer soruları önemsemiş ve düzgün cevaplar vermişse (ki öyle olmalı,saygısızca geçiştirerek yazıcaksanız yazmayın hiç) onu tanıma yolunca ciddi adımlar atarsınız. Hatta çok ortak yanımızı bulduğumuz bloggerlar bu yolla keşfedilebiliyor da:) MiM etiketine tıkladığımda amaann dediğim yada özenerek yazmadığım tek konu yoktur.
Çok anlam veya art niyet yüklenmemeli ama dikkatli olunması gereken noktalar var onları da saydık.
Mimden korkmayınız sizi yemez, suyunu çıkartmayınız size zararı olur der öperim:*
Bir de elmyramı ,aradia ve muzurellamı mimlerim yanına:D
17 Mayıs 2012 Perşembe
Tolki Volki
Yeryüzü kurulalı beri ÇÖPÇATAN lık bitip tükenmek bilmeyen bazen suistimal edilen binbir yolla karşımıza çıkmakta,art niyetliler veya kendini bilmezlere sonsuz olanaklar sunmaktadır.Zira ben hayrını görene rastlamadım..aklıma ilk gelenlerle kendimce bi tarihçe yaparsam mesela;
Bi zamanlar telsizler vardı geceleri evde ya da site bahçelerinde gençler elde telsiz "meraba stop ben camışcan stop" diye birileriyle iletişim kurmaya çabalardı:)
(bakınız kemal sunal yakışıklı filmi)
Sonra evlerde telefonlar arttıkça telefon sapıkları ayyuka çıktı her eve bi tane lazımmış gibi hatta promosyon olarak bi tane de bedava verildi mubarekler kökleri kazınmak bilmedi telefon sapıklarının hem de sabit !
(bakınız 3.sayfa haberleri)
Gazete köşelerinde rumuz kullanılarak eş arayan veya mektup arkadaşı arayanlar vardı posta kutusu kiralayıp
(bakınız rumuz goncagül filmi)
Gençlik dergilerinde mektup arkadaşı arayan 11-18yş arası gençler olurdu sonra yerini msn adresleri aldı bilmem anımsarmısınız?
(bakınız 18,hey girl vs dergilerin 80-90lı yılları son sayfaları)
Sonra bilgisayarlar evlerimize girdi chat siteleri çıktı, yetmedi kameralı sesli vesaire aldı yürüdü. Cılkı hoşafı çıktı başından kalkmayanlar hastalıklı biçimde kullananlar yine manşetlere oturdu çok gençlerin beyni yıkandı(bakınız:intihar eden ya da birilerini öldüren satanistlerin öyküleri,cinayet işleyen maşaların ifadeleri)
Ardından siberalemler,netlog,gayet.net,yonja,hi5 ve bir dolu site ünlü oldu hepsine de kaydoldu aynı kişiler.
Ünlülerin de ordan buldukları kişilerle aşk yaşaması ve basında yer alması ilgiyi arttırdı.
Bir msn ,bitmek bilmedi nedense sürekli ekleyen olurdu rastgele artık olmuyor yıllardır fazla da kullanılmıyor zaten,facebook skype vesaire sayesinde sanıyorum..ama o da webcam ın var mıı diye başlayan yılışık muhabbetlere epey hizmet etti zamanında. (Belki de halen ama benim haberim yok:p)
Sonra teknoloji jet hızıyla gelişti cep telefonlarında aynı olaylar döndü,ödemeli aramalar rastgele mesajlar,bazı ortamlarda bluetoothla rastgele resimler mesajlar virüsler havada uçuştu az buz kavga kıyamet kopmadı hattagazetelerde tv lerde gördük anımsarsınız.
Bu arada cepten internete girebilmemizle hızla cepten chat tuzakları kuruldu örneğin avea chat az buz fatura şoku yaşatmadı veya diğerleri gençlere:D
Telefonlar gelişti,internet paketleri bir derce daha makul hale geldi,facebook aldı yerini pek çok çöpçatanlık hizmetinin.Bağımlılık haline gelen internet kullanımı gençlerde asosyalliğe, evli çiftlerde ise boşanmaya neden olabiliyor haberleri manşetlerden düşmedi.
Evden veya cepten sürekli face e bakmak ihtiyaç halini aldı tuzak oyunlar vs ile kendisine ve sandalyesine bağlamayı başardı insanları facebook.Sonra twitter bağımlılık halne geldi.Nedense herkeste önüne geçilmeyen bir arkadaş sayısı arttırma,tanışma vetakip edilme arzusu peydah oldu ve bunun için olmayacak yollara başvuruldu.Hala da devam ediyor tabii.
Cepten bağlanılması ise oturduğu yerde bile etrafındakilerle iletişimini kesti insanların..Yok yaaa diyen yoktur sanırım?Göz teması olmadan konuşmaya alıştınız mı siz yoksa?
Türkiye’nin ilk mobil arkadaşlık uygulaması diye yutturulmaya çalışılan:p (diğer anlattıklarım hatta unuttuklarımın yanında esamesi olmaz)
Tolki fırtınası esti bir ara ilk twitter da gördüm bu saçma ve yakışıksız uygulamayı,yine olanca art niyete açık bi çöpçatan uygulaması bilmemkaç metre uzaklıktaki kişilerle sizi eşleştiriyo ve muhabbet ediyosunuz o arada zaten konuşma belli bi süre sonra kesileceğinden sanırım telefon msn face verilmiş oluyodur 0.o
Ve sevgili kavgaları,kuşkular,kavgalar anında başladı twitterda bilee:)
Ootomatik olarak karşınıza birileri çıkıyor ve bu da şahane bişey gibi yansıtılıyor?
Ama korkutucu olan gösterilen ilgi, o kadar hızla çığ gibi büyümüş ki okurken şok oldum resmen:
24 Şubat’ta App Store’a eklendikten sonra 24 saat içinde App Store Social Networking kategorisinde, 48 saatte de tüm ücretsiz uygulamalar içerisinde birinci sıraya çıkmayı başarmış olan Tolki, bir ayda 60 bin kişi tarafından indirildi. 1 ayda Tolki’ye 75 bin fotoğraf yüklendi. Tolki, App Store’a eklendiği ilk günden itibaren yoğun ilgi gördü ve sosyal medyada sıkça konuşuldu. Twitter’dan Tolki hakkında yaklaşık 2000 tweet atıldı.Çok deneyimli bir ekip tarafından işletilen ve 7/24 kontrol altında olan, güvenli (what?) ve kullanıcı dostu Tolki uygulaması, rahat ve eğlenceli detaylarıyla özellikle kadınların vazgeçilmezlerinden olmaya aday.(!!)-nası yani?
Tolki kullanıcılarının %77’si İstanbul, Ankara ve İzmir’den. Bu şehirleri Antalya ve Bursa takip ediyor. Toplam kullanıcıların %60’ını 18-28 yaş grubu oluşturuyor.-kalıbımı basarım 13ten başlıyodur ergenler baştadır
download apps.
Description
tolki, seni yakınındaki insanlarla karşılaştıran, belki iyi bir arkadaş, belki de aşkı bulacağın yepyeni bir uygulamadır.
"tolki’de aramak, taramak, beklemek yok. Nasıl tiplerden hoşlandığını işaretle, gerisini tolki’ye bırak."
Eeee sonra bana ruh eşimi mi bulucaksınız?Bunları mı:p yo yo böyle biskolata tipler olacağını hiiç sanmam:D
Bu nasıl bir korkunç uygulamadır güvenlikten neyi kastediyorlar anlamış değilim ben? neden bu kadar ilgi görmüştür bunu da anlamam mümkün değil benim,ama aklıma gelen tek şey var ki,teknoloji gelişiyor olsa da,eğitim ve iş çevremiz eskisinden kalabalık olsa ve internet-cep telefonlarımız sayesinde iletişimimiz gerçek arkadaşlarımızla kopmuyorsa da (kullanım amacı bu olmalı zaten),kalabalıklaştıkça yalnızlaşıyor muyuz acaba ne dersiniz?
Eskiden daha kapalıydı daha sıkıydı ortam ve arkadaş bulmak için bazı yollar bulmaya çalıştı insanlar.
Her dönemde de iyi ve yalnız insanları bulup dolandıran,suistimal eden,kötü emellerine alet eden insanlar peydah oldu.Bundan çocuklarımızı,gençlerimizi,kendimizi nasıl koruyabiliriz bunu düşünen var mı?
Bunlara bu kadar bağlı olmanın yalnızlaşmak ve aradığını bulamamak gibi sebepleri olsa da ilginin bu kadar artması bana endişe verici geliyor vesselam. Peki ya size?
Çikolatalı Sufle yaptım ki ben!!
Şimdi,arada baktığımız bloglar var sürekli izlediklerimiz var elbette,kısayollarımda olan blogardan biri hesionka bir pamuk şeker kızı var ki arada merakımdan gidip bakıyorum(bebek hastası oldugum için) neyse yine bloguna gidip bebişin resimlerine bakarken daldan dala atlayıp çikolatalı sufle tarifine denk geldim,malzeme çok azdı kolayca yaparım sandım ama yapılışını okuyunca vazgeçtim:p
Yine de dayanamadım ve eve giderken çikolata alıp hemen yaptım^^ benden de okuyan yapmak isteyen olabilir diye paylaşmak istedim özetle.
Malzemeciklerimiz:
6 adet yumurta
1 büyükce kaşık margarin (100gr.margarin kestim ben üzerinde ölçüleri var malum artık)
yarım bardak toz şeker
1,5 bardak süt
3 kaşık un
3 kaşık kakao
1 paket bitter çikolata
Yapılışı:
Isıya dayanıklı kaseciklerimizi yağlayıp hazırladık.Bizde sufle kapları vardı:)
Yumurtaların sarıları ile aklarını ayıralım önce.. Aklarını büyükçe bir kaba ayırın sarılarını ayrı bir kaseye.
Kaserolün içine margarini koyup eritiyoruz,kısıyoruz altını ve şekeri, sütü, unu, kakaoyu koyup iyice karıştırıyoruz ben elde çırpma teli kullandım. Çikolatayı da kırıp içine atıyoruz ve iyice karıştırıp eritiyoruz. Koyulaşana kadar karıştırmaya devam...Koyu kıvamlı bir karışım yaptık mı yaptık,altını kapatalım.
Şimdi yumurta aklarına bir tutam tuz koyarak kar kaline getiriyoruz-mikser veya robotun karıştırma ucuyla,köpürmesi gerekiyor olabildiği kadar fazla.
Şimdi ocaktaki çikolatalı karışımın içine önce sarıları koyup çırpıyoruz ,sonra da yumurta aklarını koyup iyice karıştırıyoruz sanırım tahta kaşıkla olması daha iyi (tv de görmüştüm) Bu arada fırını yakalım 180 derece .
Kaplara bölüştürelim 6-7 adet çıkıyor ve fırına verelim 20-25 dk pişiriyoruz. Püf noktası kenarlarının kek gibi ortasının ıslak kalması. Bıçak ya da kürdanla kontrol edebiliriz. Kenarlara batırdığınızda kuru, ortaya batırdığınızda ıslak çıkıyorsa tamamdır demiş hesi:D
Dondurma, krema ya da pudra şekeri ile servis ediyoruz.Böyle de nefis pufidik bişey bu suffle^^
Allah ım nirvanaya ulaşmış gibiyim artık evlenebilirim diy mii:))))
Yine de dayanamadım ve eve giderken çikolata alıp hemen yaptım^^ benden de okuyan yapmak isteyen olabilir diye paylaşmak istedim özetle.
Malzemeciklerimiz:
6 adet yumurta
1 büyükce kaşık margarin (100gr.margarin kestim ben üzerinde ölçüleri var malum artık)
yarım bardak toz şeker
1,5 bardak süt
3 kaşık un
3 kaşık kakao
1 paket bitter çikolata
Yapılışı:
Isıya dayanıklı kaseciklerimizi yağlayıp hazırladık.Bizde sufle kapları vardı:)
Yumurtaların sarıları ile aklarını ayıralım önce.. Aklarını büyükçe bir kaba ayırın sarılarını ayrı bir kaseye.
Kaserolün içine margarini koyup eritiyoruz,kısıyoruz altını ve şekeri, sütü, unu, kakaoyu koyup iyice karıştırıyoruz ben elde çırpma teli kullandım. Çikolatayı da kırıp içine atıyoruz ve iyice karıştırıp eritiyoruz. Koyulaşana kadar karıştırmaya devam...Koyu kıvamlı bir karışım yaptık mı yaptık,altını kapatalım.
Şimdi yumurta aklarına bir tutam tuz koyarak kar kaline getiriyoruz-mikser veya robotun karıştırma ucuyla,köpürmesi gerekiyor olabildiği kadar fazla.
Şimdi ocaktaki çikolatalı karışımın içine önce sarıları koyup çırpıyoruz ,sonra da yumurta aklarını koyup iyice karıştırıyoruz sanırım tahta kaşıkla olması daha iyi (tv de görmüştüm) Bu arada fırını yakalım 180 derece .
Kaplara bölüştürelim 6-7 adet çıkıyor ve fırına verelim 20-25 dk pişiriyoruz. Püf noktası kenarlarının kek gibi ortasının ıslak kalması. Bıçak ya da kürdanla kontrol edebiliriz. Kenarlara batırdığınızda kuru, ortaya batırdığınızda ıslak çıkıyorsa tamamdır demiş hesi:D
Dondurma, krema ya da pudra şekeri ile servis ediyoruz.Böyle de nefis pufidik bişey bu suffle^^
Allah ım nirvanaya ulaşmış gibiyim artık evlenebilirim diy mii:))))
15 Mayıs 2012 Salı
Sübliminal Aşk
Bazen,insanlara esin kaynağı olursunuz,bazen de özendirirsiniz güzel bişeyler yapıyorsanız eğer:)
Blogum bazen twitter da tanımadığım kişiler tarafından övgü alınca inanılmaz mutlu oluyorum. Siz de yazın diyorum ve bir sorunları olursa yardımcı oluyorum. Ama bu kez ilk defa biri ben blog açmak istemiyorum sen yayınlarmısın dedi ve mailime gönderdi yazısını:)
Sonra benden yorum bekledi ama ben yorumu sizlerden rica ediyorum. Facebookta da paylaşmış bu yazısını ama sanırım yazıp yazmama konusunda tereddüttleri var. Benden ilk kez böyle bişey rica edildiği için kırmak olmaz.
Buyrun okuyalım:)
Sübliminal aşk
Herkes her daim aşktan bahseder; konu ne olursa olsun siz farkında olmadan değişir ve yol aşka çıkar. Çok farklı anlatılır herkes tarafından. Bazılarının acıları bazılarının ise mutlulukları vardır. Ben size farklı bir açıdan aşkı anlatmaya çalışacağım. Aslında herkesin gördüğü ama belki bu açıdan bakmadığı bir aşk tarifi diyebiliriz. Tabii ki bu tarifte birazda isyan olacak.
Öncelikle ''sübliminal'' ve ''aşk'' kelimelerini ele alalım. Sübliminal; bir insanın bilinçaltının kişi fark etmeden yönetilmesidir. Bu aslında çok olan bir şey; yani sinirlenince alışverişe gitmemiz, hiç tanımadığınız bir markayı satın almanız bile sübliminal yöntemin işidir. Çünkü sistem bunu öğretir siz bunun farkında bile olmazsınız. Aşka gelince biraz öncede dediğim gibi herkesin farklı bir anlatısı vardır. Aşkın insanı alıp götürmesi, gözünü kör etmesi, herkesi silebilecek duygular besleyip; Dünya’yı elimizde çevirme gücüne bile sahip olacak hissetmemiz aşkın size verdiği bir güçtür. Bu güç sizin elinizde değildir yani geçmiş olsun artık yönetiliyorsunuz. Sübliminal aşk tamda burda başlar. Aslında aşkın kendisi sübliminaldir.
Farkındamısınız; dönün ve kendinize bir bakın aşk hayatınızda nedir? Bazıları için mutluluk, bazıları için mutsuzluk, para diyende olabilir, aile diyende, bazıları içinse aşk duygusunu yaşamadığı için birşey ifade etmeyen kelime olarakta görebilir. Her ne derseniz deyin aklınızda; yalnızda olsanız aşkın sizin için ifade ettiği şey vardır. Siz aşkı ne olarak görüyorsanız aklınızda daima o yer alacaktır ve onu istersiniz. Elde ettiğinizde; size verdiği haz bittiğinde artık sizin için bir anlam ifade etmez yeni haz verecek, ayaklarınızı yerden kesecek başka şeyler bakarsınız. Nedenmi sevgiye dönüşmemiştir yani çocuk büyümeden öldü. Bunu şöyle düşünün biri için ve ona ulaşmak için herşeyi yaparsınız elde ettiğiniz de artık sizin için bir anlam ifade etmeyebilir. Aşk bu yüzden çoçuktur çünkü sadece istediğini alana kadar mız mızlanır, ağlar zırlar, uğraşır ve alınca vazgeçer. Bu aşkın sizi bilinçaltınız da yönetmesidir. Yönetmek diyorum çünkü siz olgun planlar kurarken sizi kendi yönüne çevirir. Sizi olgun yapan sadece sevgidir. Birisi bir aşk yaşar ve siz '' ne güzel mutlular benim niye yok lan'' dersiniz. Ama sizin olduğunda ''bekarlık sultanlıktır'' olur. İnsan elde eder ve yok eder. İnsan bunun için yaşar. Ancak bilmezlerki aslında aşk sizi kullanır ve atar bir paçavra gibi. Siz sizi bırakana isyan ederken aslında aşka isyan edersiniz. Ben ne kadar aptalmışım derken aşkın sizi yukarılara çıkarıp aşağı bıraktığını bilir ama insanoğlunu suçlarsınız. Düşünsenize aşık olmadan önce dahi veya umursamaz bir adam/kadın olsanız bile aşk sizi dünyanın en güçlüsü veya en yenik insanı yapabilir. Bu yönetilmek değilde nedir? Hayatınızda en inandığınız aşk bile sizi yönetirken asla sikayet etmeyiz. Ama sonu iyi olmayan herşeyden şikayet ederiz. Bize ne kattığı hiç önemli olmaz biz sadece biraz daha olgunlaştığımızı sanarız. Halbuki başka bir aşkta daha beter tutuluruz. Çünkü sanarız ki bir önceki acımızı dindirecek adam/kadın odur. Farkındaysanız diğerinin acısı çıkmamıştır. Hatta hemen boşluğu doldurduğumuzda olmuştur ama fayda etmez kendi çukurumuzu bir güzel dizayn ederiz. Aldatır aşık olduğunuz adam/kadın ama olsun der yine sineye bile çekebilirsiniz. Asla affetmem demeyin yaparsınız. Hayal kırıklığıda budur.
Çünkü farkındayken olaylara kör olmak tutsaklıktır. Aşkın tutsağı olmakta budur.
Bunların tam tersini yapmak mümkünmüdür derseniz tabi ki derim. Ama bu sizin aşk tarafından dışlanmanıza neden olur. Sonuçta toplumda her hangi birşeyin dışına çıkan bir olay yaptığınızda bu sizin sonunuz bile olabilir. Sizin kabul edilmeniz için farklı düşünseniz bile içinde birazda olsa topluma uygun bir düşünce barındırması gereklidir. Aşkta böledir dışına çıkmak istesenizde o sizi abluka altına alacaktır. Tamamen dışına çıkmanız ise sizi yalnız bırakacaktır. Hatta vicdanınızı bile yitirebilirsiniz. Çünkü yukarda söyledigim gibi aşk çocuktur ayrıca romantik duyguları ortaya çıkarandır. Aşık olmayan adam/kadın argo tabirle odun olarak kalır. Kadınların bazı erkeklere odun demeside bu yüzdendir. Bazı kadınlarda romantizm den anlamaz. Hayat budur bunun üzerine kurulur ve bu döngü dışına çıkamazsınız. Her ne kadar duygularınızı pastorize hale getirip bilinçaltınıza atsanızda o tekrar gün yüzüne çıkarak sizi yönetmeye devam eder. Eğer yalnız kalmaya razı iseniz ''ben yönetilmem'' derseniz aşkı reddetmeniz gerekir. Tabi reddettiğinizden emin olun yoksa intikam için geri döndüğünde darbesi ağır olur.
Not: Hayatın kendisi sübliminaldir. Bu yazıda sübliminal yöntemle yazılmıştır. Ama hayatı bu denli ince ayrıntıyla yaşarsanız hayatın bir anlamı olmaz. Hayatın anlamı bazen anlamsız olmaktır, anlamsız olanda anlam aramamaktır.
Mansur YILMAZ
Blogum bazen twitter da tanımadığım kişiler tarafından övgü alınca inanılmaz mutlu oluyorum. Siz de yazın diyorum ve bir sorunları olursa yardımcı oluyorum. Ama bu kez ilk defa biri ben blog açmak istemiyorum sen yayınlarmısın dedi ve mailime gönderdi yazısını:)
Sonra benden yorum bekledi ama ben yorumu sizlerden rica ediyorum. Facebookta da paylaşmış bu yazısını ama sanırım yazıp yazmama konusunda tereddüttleri var. Benden ilk kez böyle bişey rica edildiği için kırmak olmaz.
Buyrun okuyalım:)
Sübliminal aşk
Herkes her daim aşktan bahseder; konu ne olursa olsun siz farkında olmadan değişir ve yol aşka çıkar. Çok farklı anlatılır herkes tarafından. Bazılarının acıları bazılarının ise mutlulukları vardır. Ben size farklı bir açıdan aşkı anlatmaya çalışacağım. Aslında herkesin gördüğü ama belki bu açıdan bakmadığı bir aşk tarifi diyebiliriz. Tabii ki bu tarifte birazda isyan olacak.
Öncelikle ''sübliminal'' ve ''aşk'' kelimelerini ele alalım. Sübliminal; bir insanın bilinçaltının kişi fark etmeden yönetilmesidir. Bu aslında çok olan bir şey; yani sinirlenince alışverişe gitmemiz, hiç tanımadığınız bir markayı satın almanız bile sübliminal yöntemin işidir. Çünkü sistem bunu öğretir siz bunun farkında bile olmazsınız. Aşka gelince biraz öncede dediğim gibi herkesin farklı bir anlatısı vardır. Aşkın insanı alıp götürmesi, gözünü kör etmesi, herkesi silebilecek duygular besleyip; Dünya’yı elimizde çevirme gücüne bile sahip olacak hissetmemiz aşkın size verdiği bir güçtür. Bu güç sizin elinizde değildir yani geçmiş olsun artık yönetiliyorsunuz. Sübliminal aşk tamda burda başlar. Aslında aşkın kendisi sübliminaldir.
Farkındamısınız; dönün ve kendinize bir bakın aşk hayatınızda nedir? Bazıları için mutluluk, bazıları için mutsuzluk, para diyende olabilir, aile diyende, bazıları içinse aşk duygusunu yaşamadığı için birşey ifade etmeyen kelime olarakta görebilir. Her ne derseniz deyin aklınızda; yalnızda olsanız aşkın sizin için ifade ettiği şey vardır. Siz aşkı ne olarak görüyorsanız aklınızda daima o yer alacaktır ve onu istersiniz. Elde ettiğinizde; size verdiği haz bittiğinde artık sizin için bir anlam ifade etmez yeni haz verecek, ayaklarınızı yerden kesecek başka şeyler bakarsınız. Nedenmi sevgiye dönüşmemiştir yani çocuk büyümeden öldü. Bunu şöyle düşünün biri için ve ona ulaşmak için herşeyi yaparsınız elde ettiğiniz de artık sizin için bir anlam ifade etmeyebilir. Aşk bu yüzden çoçuktur çünkü sadece istediğini alana kadar mız mızlanır, ağlar zırlar, uğraşır ve alınca vazgeçer. Bu aşkın sizi bilinçaltınız da yönetmesidir. Yönetmek diyorum çünkü siz olgun planlar kurarken sizi kendi yönüne çevirir. Sizi olgun yapan sadece sevgidir. Birisi bir aşk yaşar ve siz '' ne güzel mutlular benim niye yok lan'' dersiniz. Ama sizin olduğunda ''bekarlık sultanlıktır'' olur. İnsan elde eder ve yok eder. İnsan bunun için yaşar. Ancak bilmezlerki aslında aşk sizi kullanır ve atar bir paçavra gibi. Siz sizi bırakana isyan ederken aslında aşka isyan edersiniz. Ben ne kadar aptalmışım derken aşkın sizi yukarılara çıkarıp aşağı bıraktığını bilir ama insanoğlunu suçlarsınız. Düşünsenize aşık olmadan önce dahi veya umursamaz bir adam/kadın olsanız bile aşk sizi dünyanın en güçlüsü veya en yenik insanı yapabilir. Bu yönetilmek değilde nedir? Hayatınızda en inandığınız aşk bile sizi yönetirken asla sikayet etmeyiz. Ama sonu iyi olmayan herşeyden şikayet ederiz. Bize ne kattığı hiç önemli olmaz biz sadece biraz daha olgunlaştığımızı sanarız. Halbuki başka bir aşkta daha beter tutuluruz. Çünkü sanarız ki bir önceki acımızı dindirecek adam/kadın odur. Farkındaysanız diğerinin acısı çıkmamıştır. Hatta hemen boşluğu doldurduğumuzda olmuştur ama fayda etmez kendi çukurumuzu bir güzel dizayn ederiz. Aldatır aşık olduğunuz adam/kadın ama olsun der yine sineye bile çekebilirsiniz. Asla affetmem demeyin yaparsınız. Hayal kırıklığıda budur.
Çünkü farkındayken olaylara kör olmak tutsaklıktır. Aşkın tutsağı olmakta budur.
Bunların tam tersini yapmak mümkünmüdür derseniz tabi ki derim. Ama bu sizin aşk tarafından dışlanmanıza neden olur. Sonuçta toplumda her hangi birşeyin dışına çıkan bir olay yaptığınızda bu sizin sonunuz bile olabilir. Sizin kabul edilmeniz için farklı düşünseniz bile içinde birazda olsa topluma uygun bir düşünce barındırması gereklidir. Aşkta böledir dışına çıkmak istesenizde o sizi abluka altına alacaktır. Tamamen dışına çıkmanız ise sizi yalnız bırakacaktır. Hatta vicdanınızı bile yitirebilirsiniz. Çünkü yukarda söyledigim gibi aşk çocuktur ayrıca romantik duyguları ortaya çıkarandır. Aşık olmayan adam/kadın argo tabirle odun olarak kalır. Kadınların bazı erkeklere odun demeside bu yüzdendir. Bazı kadınlarda romantizm den anlamaz. Hayat budur bunun üzerine kurulur ve bu döngü dışına çıkamazsınız. Her ne kadar duygularınızı pastorize hale getirip bilinçaltınıza atsanızda o tekrar gün yüzüne çıkarak sizi yönetmeye devam eder. Eğer yalnız kalmaya razı iseniz ''ben yönetilmem'' derseniz aşkı reddetmeniz gerekir. Tabi reddettiğinizden emin olun yoksa intikam için geri döndüğünde darbesi ağır olur.
Not: Hayatın kendisi sübliminaldir. Bu yazıda sübliminal yöntemle yazılmıştır. Ama hayatı bu denli ince ayrıntıyla yaşarsanız hayatın bir anlamı olmaz. Hayatın anlamı bazen anlamsız olmaktır, anlamsız olanda anlam aramamaktır.
Mansur YILMAZ
10 Mayıs 2012 Perşembe
Herkes gider mi?
Meleklerin şarkı söylediğini duyuyorum.Müthiş!
Bunu asla yapmayacağımı düşünürdüm hep..neyi kınarsan başına getiriyor hayat.
Oysa bir anda yaşamak için bir amacınız kalmadığını farkedebiliyormuşsunuz..yangında son kurtarılacak,
ilk vazgeçlen obje olmak acıtıyo..ama suç ya da suçlu yok asla..her güzel şeyin bi sonu vardır.
Sanırdım ki, keşke diye başlayan ya da isyan eden uzun uzun bişeyler yazar herkes giderken oysa susuyormuşsunuz.
Verdiğiniz sözleri,size verlen sözleri,beklentilerinizi,umutlarınızı,yaşadıklarınızı,yaşayamadıklarınızı düşünürken
öylece donup kalıyor,boğazınızda kocaman bi yumrukla nefes alamaz oluyormuşsunuz..
Görmek istemediklerinizi her gün görmektense,size vereceği acıya katlanamayacaksanız,benim kadar güçsüzseniz gözlerinizi sonsuza dek kapamayı yeğ tutabiliyormuşsunuz..
Saçma sapan olgunluktan uzak ergen kalmış insancıkların aptalca ego şişirmesine seyirci kalmak,art niyetlerini anlamazdan geliyo gibi yapmak çok zor bazen.
Çok kayıp verdik binbir sebeple bazıları sessiz bazıları büyük bir kıyametle bazıları kırgın gitti.
Ben hiç hazırlıklı değilmişim ki bir son sözüm bile yok.
Sadece günlüğüme bakmak istedim geçmişime,içimi tarif edemeyeceğim bir hüzün kapladı,öyle çok şey yaşamışım ki.O kadar yanılmış o kadar yolda kalmışım ki,ve o kadar mutlu olmuşum ki..
En mutlu olduğum günlerde en büyük felaketleri yaşamışım ne tuhaf..
Ve ummadığım anlarda doğmuş yeniden güneş..
Ama bu sefer... söyle bana küçük adam herkes gider mi?
Yağ satarım kitap yazarımmm :))
Program ve reklam eleştirmeye bayılız milletçe,özellikle diziler başlasın bir dakika susmayız analiz ederiz en iyi biz anlarız en iyi biz izleriz (elbette ki!) neden?
çünkü bunlar bizim izlememiz için yapılıyor? hedef kitle cart curt masalına bakmayın kim nerde ne izliyo belli değil satarken aman sen değilsin benim kitlem mi deniyo?Ya da izlemesene olum sen kitlem dışısın mı deniyo?
Ama yazarlık apayrı bişey.
Bloglar okurum zaman buldukça, bin türlü hayata bin türlü pencereden bakabilirsiniz o beceriksiz imlasız cümleler sayesinde çünkü.
Özellikle kafalarında aman takipçim artsın,keşfedileyim,bi de kitap yazdım mı yırtarım düşünceleri yoksa içtenlikle anlatıyosa tadına doyamazsınız.Sezersiniz zaten sürekli izliyorsanız bir blogu.
Tanırsınız zamanla.Bi komşunuz gibi.
Dergiler alırım,internete her ay bi kucak para dökerim,ama sıra kitap satın almaya geldiğinde elim sıkıdır kitap bana bişey vermeli, aldığıma değmeli, Stephen King de bana,kişisel gelişim de bir derece,Ayşe Kulin,Orhan Pamuk ya da diğer gerçek anlamda yazarları,tavsiye edilen her kitabı okurum arkadaşlarımla değiş tokuş yaparım, zaman zaman popüler olanları da okumuşluğumuz olsa da kastettiklerimi okumanın verdiği tadı bulamazsınız herhalde.
Havuzbaşı kitapları terimini duymuştum nerden bilemiyorum.Umarım da anımsamam:)) Ben bu gece pop müzikte kullanılan bakkal müziği deyimini daha uygun gördüm açıkçası..
Mesela Hande Altaylının ilk kitabı bir yaz tatilinde elime geçti, Aşka şeytan karışır. Akıllıca konmuş bir isim.hala bendedir, seks satar sözü yine vücut bulmuştur.Ve direk düşüncem rahmetli Duygu Asena nın bir nevi çakması olduğudur.Ama bir kere ünlüyseniz ucundan kıyısından, eş durumundan,şöhretin önünüze engel tanımazsınız artık bol bol bahsedilir.Yoksa başka tanınmamış biri yazsa bu kadar öne çıkması imkansız ilk kitapların genelde.
Bu gece Okan Bayülgen deydi. Yine öyle yapay, tanıtım yapan bir reklamcı edasıyla. Dilerim çok satar.
Ama 3 yılda bir kitap yazdığını ,son 1 yıl yoğunlaştığını ve 6 ay evden çıkmadığını söyledi.Okan da yine nefis cümlelerle "evett sen bir yazarsın gerçek bir yazar" dedi sık sık^^ Onun zaten o anlamlı hım humlarının hastasıyım..
Çocuğu bile "anne artık yeter bitsin şu kitap" demiş te, onları yollamamış ama o evden uzaklaşmış 16km bişey değilmiş ne varmış millet nerelere gidiyomuş. E millet dediklerin Orhan Pamuk falan olmasın? :S höö?
İzlerken şiştim resmen haline tavrına..Ablacım neden bu kadar kasıyosun zorlanıyosun devekuşu yumurtası mı çıkartıcaksın ben anlamadım?
Yazma!!
Dayanamadım ve şunu yazmak geldi içimden (ve yaptım pişman değilim yine yaparım)
yazdım rahatladım. Kesmedi
Ipek
Yaşasın içinden geldiği gibi yazabilmek,işi paraya dökmemek, yaşasın blogger!!! yuppp:)))
yazdım^^ araya para kazanmak ya da şöhret belası girince içtenlik kaybolur,mesleğe dönüşünce bir değeri kalmaz derken haksız olmadığımı gördüm bir kere daha. Gerçekten yazdığı okunur ve mesleğe dönüştürse de başarılı yazarları tenzih ediyorum tabii ki.
Bu da benim fikrim:) çünkü burası benim çöplüğüm ve çok mutluyum kimse dürtmeden yazıyor olmaktan.
Ohhh döktüm içimi bir anda gidiyorum.İyi ki varsın sevgili blogum:)
İzlemeye devam edin:p
Altın yumurtlıcam çünkü ben bence :)
6 Mayıs 2012 Pazar
Çok Yönlü Blogger Ödülü
Ben diğer mimi yazarken (ama bitiremezken) sevgili Deeptone ve daha sonra da Bricit beni bu ödüle layık görmüş çok teşekkür ediyorum öncelikle:)
Versatile Blogger Ödülü, meali: Çok Yönlü Blogger Ödülü.
Bu benim için gerçekten büyük bir onur^^
Ödülün kuralları:
1. Siz de 11 arkadaşınıza vereceksiniz bu ödülü.
Blog arkadaşı olduğum çok sayıda arkadaşım var. Seçim yapmak çok zor,ancak iletişimde sürekliliği sağladığımız arkadaşlarım öncelikli oluyor ister istemez,yine de adı geçmeyenler de üzerine alınsın lütfen:)
Aaaa mimlenmişmidir denmesi gerekmeyen bir konu bu ne güzel ki,saymadan sıralıyorum:
Elmyraucuc,Kuulumsu Kadın,
Pembe kereste,Dayatılanlarla yaşamak,Nini,
Kokoş kelebek,Crazywoman,Milena,
Olmadı baştan,Miawallace,Profösör,
7.Oda,Misi, Muzurella,Şanslı kedi.
Arya ve Lalişime takdim ediyorum *alkışalkış*
2. Ödül aldıklarını bloglarına gidip haber vermeniz gerekiyor.
Mim ve ödülleri bloglara tek tek gidip haber vermem hiç okursa görür diye :S
Okuyan imza atsın kalanlara gideyim olma mı:)
3. Kendimizle ilgili 7 gerçek paylaşıyoruz.
Bunları arada mimler bahanesiyle de yazıyorum zaten ama ilk aklıma gelen 7:
1-Aşırı alınganım bazen çekilmez oluyorum ben bile çekemiyorum o derece.
2-Elmyram bazen öyle bir donuyosun ki hiçbir tepki vermiyosun ne yapacağımı şaşırıyorum diyo( ne hissettiğimi bilemediği ve ne yapsa karşılık alamadığı için) işte sevdiklerimi bu duruma düşürdüğümü farketmek beni üzüyo..
3-Çok fazla iyi niyetlİyim suistimal edilesi:) ediliyorum da.
4-Menfaatperest insanlardan tiksiniyorum hala.
5-Blogumu seviyorum dostum gibi ona içimi döküyorum bazen ama bazen sutuğumda o da susuyo üzülüyorum..
6-Blogları hemen takibe almadan kısayollara ekliyorum ben de deep gibi ve takip ettiklerimi mutlaka okurum yorum yazmak konusunda çok zorlanıyorum ama nedense.
7-Sanal dünyadan tanıdığım insanlarla hiç bulumak tanışmak istemedim.Zaten çok azlar.Yapmadım da.Ama bana en güzel dostu da bu dünya verdi Ayçamı:*
4. Size ödül veren kişiye teşekkür edin.
En başta ettim zaten ve yorum olarak ta,beni unutmadığın için çook teşekkür ederim sevgli Deep^^
Bu blogu ilk açtığım zamandan beri varsın ve hep olmanı diliyorum yanımda:)
Ve Bricit tanıdıkça ortak yanlarımızın arttığı tatlı içten arkadaşım,iyi ki varsın:*
5. Versatile Blogger Ödül fotosunu blogunuza ekliyorsunuz.
Tamamdır.
Sevgiler öpücükler:D
Versatile Blogger Ödülü, meali: Çok Yönlü Blogger Ödülü.
Bu benim için gerçekten büyük bir onur^^
Ödülün kuralları:
1. Siz de 11 arkadaşınıza vereceksiniz bu ödülü.
Blog arkadaşı olduğum çok sayıda arkadaşım var. Seçim yapmak çok zor,ancak iletişimde sürekliliği sağladığımız arkadaşlarım öncelikli oluyor ister istemez,yine de adı geçmeyenler de üzerine alınsın lütfen:)
Aaaa mimlenmişmidir denmesi gerekmeyen bir konu bu ne güzel ki,saymadan sıralıyorum:
Elmyraucuc,Kuulumsu Kadın,
Pembe kereste,Dayatılanlarla yaşamak,Nini,
Kokoş kelebek,Crazywoman,Milena,
Olmadı baştan,Miawallace,Profösör,
7.Oda,Misi, Muzurella,Şanslı kedi.
Arya ve Lalişime takdim ediyorum *alkışalkış*
2. Ödül aldıklarını bloglarına gidip haber vermeniz gerekiyor.
Mim ve ödülleri bloglara tek tek gidip haber vermem hiç okursa görür diye :S
Okuyan imza atsın kalanlara gideyim olma mı:)
3. Kendimizle ilgili 7 gerçek paylaşıyoruz.
Bunları arada mimler bahanesiyle de yazıyorum zaten ama ilk aklıma gelen 7:
1-Aşırı alınganım bazen çekilmez oluyorum ben bile çekemiyorum o derece.
2-Elmyram bazen öyle bir donuyosun ki hiçbir tepki vermiyosun ne yapacağımı şaşırıyorum diyo( ne hissettiğimi bilemediği ve ne yapsa karşılık alamadığı için) işte sevdiklerimi bu duruma düşürdüğümü farketmek beni üzüyo..
3-Çok fazla iyi niyetlİyim suistimal edilesi:) ediliyorum da.
4-Menfaatperest insanlardan tiksiniyorum hala.
5-Blogumu seviyorum dostum gibi ona içimi döküyorum bazen ama bazen sutuğumda o da susuyo üzülüyorum..
6-Blogları hemen takibe almadan kısayollara ekliyorum ben de deep gibi ve takip ettiklerimi mutlaka okurum yorum yazmak konusunda çok zorlanıyorum ama nedense.
7-Sanal dünyadan tanıdığım insanlarla hiç bulumak tanışmak istemedim.Zaten çok azlar.Yapmadım da.Ama bana en güzel dostu da bu dünya verdi Ayçamı:*
4. Size ödül veren kişiye teşekkür edin.
En başta ettim zaten ve yorum olarak ta,beni unutmadığın için çook teşekkür ederim sevgli Deep^^
Bu blogu ilk açtığım zamandan beri varsın ve hep olmanı diliyorum yanımda:)
Ve Bricit tanıdıkça ortak yanlarımızın arttığı tatlı içten arkadaşım,iyi ki varsın:*
5. Versatile Blogger Ödül fotosunu blogunuza ekliyorsunuz.
Tamamdır.
Sevgiler öpücükler:D
4 Mayıs 2012 Cuma
KADINLARA SUNULMUŞ TEK GELECEK EVLİLİK MİDİR ?
Evlilik bir mecburiyet midir?
Güzel bir konuda yazmış sevgili Misi ve beni de mimlemiş. Canım pasörüm Bricit te bu konuda mimlemiş,çok teşekkür ediyorum. Üstütmdeki kasveti atarmıyım bu bahane ile bilmem:)
Umarım aktarabilirim düşüncelerimi bu konuda..Uzun zaman oldu başlayalı ama bu konuya yetersiz geliyor her okuduğumda birşeyler eksik gibi..
Evlilik bir mecburiyetmidir deyince farklı , kadınlara sunulmuş tek gelecek midir deyince çok farklı iki konu bu bana göre.
Evlilik bir mecburiyet değil aidiyettir, bir sahiplenmedir,paylaşımdır özetle.. bir olmak bir ömrü paylaşmaktır.
Kadınlara sunulmuş tek gelecek tabii ki değildir tercih meselesidir, öncelik meselesidir, önce eğitim,iş kendi ayakları üzerinde duracak güçte olmak şarttır günümüzde ama sonrasında yalnızlığı tercih eden olamaz ömrünce- doğru insanı bulduğunda kendiliğinden oluşan bir durumdur evlilik..
Tek gelecek değildir ama gelecek planlarımız arasında yer alması gereken en güzel amaçlardan biridir evlilik.
Evliliği sadece imza olarak görmek apayrı bir konudur onu kendi düşüncelerimden uzak görüyorum ve girmiyorm. Buna karşı olanlar ve evliliği savunanlar ayrı bir yazı konusudur çünkü.
Bizim toplumumuzda,yöresel farklar olsa da, kız bebek doğduğu an ilk don atılır sandığına "donansın çeyizi" diye ve büyüme esnasında da en çok oynadığımız oyun "evcilik",görevse "anne" olmaktır.
Bize bebekler alınır bıkmayız onları giydirip yedirip elbiseler dikmekten..tıpkı annemizin bize yaptığı gibi..sessizce ayağımızda sallarız bebeklerimizi,severiz de azarlarız da, ilk olmak istediğimiz şeyse "gelin" dir..
Bilinçaltımıza işleyen bir şeydir büyüyünce yuva kurma gelin olma hayalleri..
Ve her kadının içinde vardır anne olma isteği, zamanla artıp azalmakla birlikte kadına verilen en büyük ayrıcalıktır anne olabilmek, sevdiğinden bir can taşıyabilmek,
Tanrıdan bir armağandır evlat ve bir gün bunu yaşamak isteriz er geç.
Kim istemez ki huzurlu mutlu bir beraberliği,kimbilir ne mücadeleler verdiği aşkını evllikle ve sonra şöyle bişeyle süslesin? Evlilik aşkı öldürmez güçlendirir bana göre ve gördüm bunu ben:) (mesela burda yazmıştım)
Ait olmak ve sahip olmak ayrılmaz bir bütündür önce birbirinize ve sonra sizden olacak bişeylere..
O verilen en güzel armağan en kutsal emanet değil mi yaradan dan bize? Birbirimize de emanetiz benim fikrimce,ait olmak-sahip olmak mal misali benimdir o ya da ben ona aitim demekten ibaret değil çok daha derin ve anlamlı..
Bazen ağlayacak bir omuz,huzurlu bir liman ,bazen fırtınalı tutkulu bir açık denizdir beraberlik..
Prensestir herkesin minik kızı..en değerli sıfatlarla tanımlar kızlarını tüm anne babalar..
Yuvadan uçacak bir kuş misali üzerimize titrer ve bembeyaz gelinliğimizle bizi kapıdan yolcu etmek ister anne babalarımız. Belimize eskilerin "gayret kuşağını" bağlamak ister babamız.. Gururla ,ama o kadar buruk..
Sonra yetiştiğimiz topraklara göre şekil alır kaderimiz..bazılarımızın o çıktığı kapıya dönme şansı yoktur bir daha,gelinlikle çıkar kefenle döner diye atasözümüz bile vardır malesef.
.Onlara sunulan tek gelecektir kaderdir evlilik malesef. Şansına mutlu olursa ne ala ama bi kumardır işte.
Binbir hayalle çıkılan yolculukta sonu hüsran olsa da öylece solup giderek ölmesine göz yumulur ne yazık ki üzerine titrenen nazlı çiçeğin..yeter ki "aileye bir söz gelmesin"
"Elalem ne der" ci "kaderin bu" cu ların elinde heba olup giden, hele de kendin istemişsen "kendi düşen ağlamaz" mantığıyla yaşamak yaşatılmak daha doğrusu ..Kalbe uyup verilen kararın,tercihinin hata olduğu yanlış okul seçminde bile makul bulurken bazı aileler nedense evlilikte bu hatayı bir türlü sindiremez içine.
Kimse kadına yapıştırılan"dul" olmanın ağırlığını kızı taşısın istemez de, ama sebepsiz değildir hiçbir kaçış..
Oysa yeni bir okula başlamak, kendine yeni bir yol yeni bir hedef seçmenin kendisini mutlu edeceğine inanan insan bu kararı zor da olsa yürümeyen evliliği için de kullanabilmeli ve ailesine en çok ihtiyaç duyduğu bu zamanda onları yanıbaşında bulabilmelidir.
Aşkla başlasa da araya aileler girince ciddi bir sorumluluğa dönüşür elbette oyun değildir evlilik, taşıyamayacak olanlar girişmemelidir.Lakin her masal "onlar erdi muradına" diye mutlu bitmeyebiliyor..
Evlilikten korkulmasının, dayatma görülmesinin,resmiyete kavuşmasını bir imzadan ibaret görmenin en büyük sebepleri bunlardır bana göre.Bu yola girince dönüşü yok düşüncesi kimi huzursuz etmez korkutmaz ki?
Bir de evlliği baskı yapan aileden kurtulma, statü atlama, maddi rahata kavuşma yolu olarak görüp amacı kendi çıkarı için kullanan ve hayatı eşine zehir eden bayanlar yok değil. Bu ara felaket örnekler görmekteyim:)
Evlilik her iki taraf için de bir gelecektir, sevgi ve aşk varsa temelinde siz inşa edersiniz el ele..
Son olarak sevişmek için devlete imza vermek olarak basit görmüyorum evlliği, bu acımasızlık olur.
Cinselliği kim nasıl yaşıyor hangi inanca veya ahlaki yapıya sahiptir bu konuda konuşmayı da uygun görmüyorum, kişisel ve çok özel bir konu bu ne birbirimizi yargılmaya ne akıl vermeye ne kınamaya da hak görmüyorum.. ama diyebilirim ki evlenmeyi beklemiyor büyük bir kitle (inkar etse de gizlese de toplum baskısından dolayı-ki zaten bahis konusu olması gerekmiyor) yani sadece bunun için evlenilebileceğini de aklım hayalim almıyor benim.. Çok çok dar kesimlerde belki.. çok büyük bir hatanın başlangıcı olur bu ( kastettiğim yalnızca bu nedenle evlenmeye kalkışanlar)
Yine de nesiller ilerledikçe su yüzüne iyice çıkan duygusal ve bedensel dejenarasyonun sonu nereye varacak bu da bizim dışımızdaki avrupai toplumları da endişelendiren bir durum.
Duygusal olarak bir şey hissetmediğin biriyle yaşanan bedensel ilişkiler zamanla ruhta onarılmaz yaralar açıyor, okuyoruz çevremizde de şahit oluyoruz.Ben şahsen bu konuda çok örnek verebilirim (ama vermicem tabiiki üstteki satırlarıma bağlı kalarak) Zamanla bişey hissetmez hale geliyorlar çok vücut hiç vucut ve ruh oluyor:p
Neyse bu konu uzadıkça uzar sapar hatta burda kesiyorum unuttuklarım illaki vardır aklıma geldikçe eklersem dizi olur:D
Okuyan herkes mimlenmiştir.
Güzel bir konuda yazmış sevgili Misi ve beni de mimlemiş. Canım pasörüm Bricit te bu konuda mimlemiş,çok teşekkür ediyorum. Üstütmdeki kasveti atarmıyım bu bahane ile bilmem:)
Umarım aktarabilirim düşüncelerimi bu konuda..Uzun zaman oldu başlayalı ama bu konuya yetersiz geliyor her okuduğumda birşeyler eksik gibi..
Evlilik bir mecburiyetmidir deyince farklı , kadınlara sunulmuş tek gelecek midir deyince çok farklı iki konu bu bana göre.
Evlilik bir mecburiyet değil aidiyettir, bir sahiplenmedir,paylaşımdır özetle.. bir olmak bir ömrü paylaşmaktır.
Kadınlara sunulmuş tek gelecek tabii ki değildir tercih meselesidir, öncelik meselesidir, önce eğitim,iş kendi ayakları üzerinde duracak güçte olmak şarttır günümüzde ama sonrasında yalnızlığı tercih eden olamaz ömrünce- doğru insanı bulduğunda kendiliğinden oluşan bir durumdur evlilik..
Tek gelecek değildir ama gelecek planlarımız arasında yer alması gereken en güzel amaçlardan biridir evlilik.
Evliliği sadece imza olarak görmek apayrı bir konudur onu kendi düşüncelerimden uzak görüyorum ve girmiyorm. Buna karşı olanlar ve evliliği savunanlar ayrı bir yazı konusudur çünkü.
Bizim toplumumuzda,yöresel farklar olsa da, kız bebek doğduğu an ilk don atılır sandığına "donansın çeyizi" diye ve büyüme esnasında da en çok oynadığımız oyun "evcilik",görevse "anne" olmaktır.
Bize bebekler alınır bıkmayız onları giydirip yedirip elbiseler dikmekten..tıpkı annemizin bize yaptığı gibi..sessizce ayağımızda sallarız bebeklerimizi,severiz de azarlarız da, ilk olmak istediğimiz şeyse "gelin" dir..
Bilinçaltımıza işleyen bir şeydir büyüyünce yuva kurma gelin olma hayalleri..
Ve her kadının içinde vardır anne olma isteği, zamanla artıp azalmakla birlikte kadına verilen en büyük ayrıcalıktır anne olabilmek, sevdiğinden bir can taşıyabilmek,
Tanrıdan bir armağandır evlat ve bir gün bunu yaşamak isteriz er geç.
Kim istemez ki huzurlu mutlu bir beraberliği,kimbilir ne mücadeleler verdiği aşkını evllikle ve sonra şöyle bişeyle süslesin? Evlilik aşkı öldürmez güçlendirir bana göre ve gördüm bunu ben:) (mesela burda yazmıştım)
Ait olmak ve sahip olmak ayrılmaz bir bütündür önce birbirinize ve sonra sizden olacak bişeylere..
O verilen en güzel armağan en kutsal emanet değil mi yaradan dan bize? Birbirimize de emanetiz benim fikrimce,ait olmak-sahip olmak mal misali benimdir o ya da ben ona aitim demekten ibaret değil çok daha derin ve anlamlı..
Bazen ağlayacak bir omuz,huzurlu bir liman ,bazen fırtınalı tutkulu bir açık denizdir beraberlik..
Prensestir herkesin minik kızı..en değerli sıfatlarla tanımlar kızlarını tüm anne babalar..
Yuvadan uçacak bir kuş misali üzerimize titrer ve bembeyaz gelinliğimizle bizi kapıdan yolcu etmek ister anne babalarımız. Belimize eskilerin "gayret kuşağını" bağlamak ister babamız.. Gururla ,ama o kadar buruk..
Sonra yetiştiğimiz topraklara göre şekil alır kaderimiz..bazılarımızın o çıktığı kapıya dönme şansı yoktur bir daha,gelinlikle çıkar kefenle döner diye atasözümüz bile vardır malesef.
.Onlara sunulan tek gelecektir kaderdir evlilik malesef. Şansına mutlu olursa ne ala ama bi kumardır işte.
Binbir hayalle çıkılan yolculukta sonu hüsran olsa da öylece solup giderek ölmesine göz yumulur ne yazık ki üzerine titrenen nazlı çiçeğin..yeter ki "aileye bir söz gelmesin"
"Elalem ne der" ci "kaderin bu" cu ların elinde heba olup giden, hele de kendin istemişsen "kendi düşen ağlamaz" mantığıyla yaşamak yaşatılmak daha doğrusu ..Kalbe uyup verilen kararın,tercihinin hata olduğu yanlış okul seçminde bile makul bulurken bazı aileler nedense evlilikte bu hatayı bir türlü sindiremez içine.
Kimse kadına yapıştırılan"dul" olmanın ağırlığını kızı taşısın istemez de, ama sebepsiz değildir hiçbir kaçış..
Oysa yeni bir okula başlamak, kendine yeni bir yol yeni bir hedef seçmenin kendisini mutlu edeceğine inanan insan bu kararı zor da olsa yürümeyen evliliği için de kullanabilmeli ve ailesine en çok ihtiyaç duyduğu bu zamanda onları yanıbaşında bulabilmelidir.
Aşkla başlasa da araya aileler girince ciddi bir sorumluluğa dönüşür elbette oyun değildir evlilik, taşıyamayacak olanlar girişmemelidir.Lakin her masal "onlar erdi muradına" diye mutlu bitmeyebiliyor..
Evlilikten korkulmasının, dayatma görülmesinin,resmiyete kavuşmasını bir imzadan ibaret görmenin en büyük sebepleri bunlardır bana göre.Bu yola girince dönüşü yok düşüncesi kimi huzursuz etmez korkutmaz ki?
Bir de evlliği baskı yapan aileden kurtulma, statü atlama, maddi rahata kavuşma yolu olarak görüp amacı kendi çıkarı için kullanan ve hayatı eşine zehir eden bayanlar yok değil. Bu ara felaket örnekler görmekteyim:)
Evlilik her iki taraf için de bir gelecektir, sevgi ve aşk varsa temelinde siz inşa edersiniz el ele..
Son olarak sevişmek için devlete imza vermek olarak basit görmüyorum evlliği, bu acımasızlık olur.
Cinselliği kim nasıl yaşıyor hangi inanca veya ahlaki yapıya sahiptir bu konuda konuşmayı da uygun görmüyorum, kişisel ve çok özel bir konu bu ne birbirimizi yargılmaya ne akıl vermeye ne kınamaya da hak görmüyorum.. ama diyebilirim ki evlenmeyi beklemiyor büyük bir kitle (inkar etse de gizlese de toplum baskısından dolayı-ki zaten bahis konusu olması gerekmiyor) yani sadece bunun için evlenilebileceğini de aklım hayalim almıyor benim.. Çok çok dar kesimlerde belki.. çok büyük bir hatanın başlangıcı olur bu ( kastettiğim yalnızca bu nedenle evlenmeye kalkışanlar)
Yine de nesiller ilerledikçe su yüzüne iyice çıkan duygusal ve bedensel dejenarasyonun sonu nereye varacak bu da bizim dışımızdaki avrupai toplumları da endişelendiren bir durum.
Duygusal olarak bir şey hissetmediğin biriyle yaşanan bedensel ilişkiler zamanla ruhta onarılmaz yaralar açıyor, okuyoruz çevremizde de şahit oluyoruz.Ben şahsen bu konuda çok örnek verebilirim (ama vermicem tabiiki üstteki satırlarıma bağlı kalarak) Zamanla bişey hissetmez hale geliyorlar çok vücut hiç vucut ve ruh oluyor:p
Neyse bu konu uzadıkça uzar sapar hatta burda kesiyorum unuttuklarım illaki vardır aklıma geldikçe eklersem dizi olur:D
Okuyan herkes mimlenmiştir.
21 Nisan 2012 Cumartesi
Singing In The Rain
Bricit beni mimlemiş yağmurlu bir gün mimiymiş, hatta ben onun sayfasını okur bunu yazmaya başlarken o gelip yorum yazdı canım yaa kalp kalbe karşı:) teşekkür ediyorum canımıcımaa ve o zaman önce açıyoruz şarkımızı ^^
Kendini nasıl hissediyorsun?
Allak bullak hissediyorum..özellikle bu ara:(
Vurulduğun dizelerden aklına ilk geleni?
İncir Reçeli - Finali-burdan tek cümle çıkartmam imkansız üzgünüm..
En sevdiğin "The Smiths" şarkısı hangisi?
Bu yazarın en sevdiği grup olarak değişmeli diye düşünüyorum ben şahsen. Şu an benim aklıma gelen en güzel grup mmm mangaa ve şarkısı ise şu:
ve eğer dinlemedinizse çok şey kaçırırsınız diye düşündüğüm şu şarkıları:
Soru az olduğu için kaytarmadım gördüğünüz gibi bol müzikli oldu^^
Ve elmyram ,dönence,milena,misi mimlendiler kabul ederlerse:)
Kendini nasıl hissediyorsun?
Allak bullak hissediyorum..özellikle bu ara:(
Vurulduğun dizelerden aklına ilk geleni?
"Ölümlerden ölüm beğendim,üzerime olmadıSon zamanlarda izlediğin hangi filmi çok beğendin (ve favori repliği) ?
zor günler için sakladığım bir intihar vardı cebimde
çıkarttım baktım, kurtlanmış
sebebi var elbet bu gözyaşlarının
anlamaya çalışmayın, anlayın..!
bir ressamın tuvalinden düştüm
hiçbir renk kurtaramadı beni
beyazlar giymiş bir duygunun içinde,
ismim sırdır artık..."
İncir Reçeli - Finali-burdan tek cümle çıkartmam imkansız üzgünüm..
"Şimdi kapat gözlerini,
yapacağın güzel şeyleri düşün,
beni unut demeyeceğim, çünkü ben seni unutamazdım;
ama sakın hayata küsme,
ben yaptığın her şeyde yanında olacağım,
sabah yine radyonun sesiyle uyanacaksın,
enerjiyle yatağından fırlayıp radyoyu kısacaksın,
sonra pencereyi açıp dışarı doğru gerineceksin,
dışarıda hikayelerini anlatmanı bekleyen binlerce hayat var,
hepsi de anlaşılmayı bekliyor benim gibi,
yaz aşkım, hiç durmadan yaz;
birbirlerini anlat onlara,
birbirlerine değerek, dokunarak yaşayabilmenin güzelliklerini anlat,
birbirlerine karışmayı anlat,
yaşam savaşı içinde yaşamayı, yaşatmayı unuttuklarını anlat,
sevişmeyi anlat onlara,
en zor anlarda bile hiç ayrılmamacasına tek vücut olabilmeyi anlat,
yalnız yürümek zor, kolayını anlat..
şimdi aç gözlerini aşkım,
söz veriyorum her şey çok güzel olacak.
ben sana karıştım aşkım,
artık daha güçlüsün..
bir gün,söförün aniden camı açabileceğini anlat…"
En sevdiğin "The Smiths" şarkısı hangisi?
Bu yazarın en sevdiği grup olarak değişmeli diye düşünüyorum ben şahsen. Şu an benim aklıma gelen en güzel grup mmm mangaa ve şarkısı ise şu:
ve eğer dinlemedinizse çok şey kaçırırsınız diye düşündüğüm şu şarkıları:
Soru az olduğu için kaytarmadım gördüğünüz gibi bol müzikli oldu^^
Ve elmyram ,dönence,milena,misi mimlendiler kabul ederlerse:)
Reklam teklifleri alıyorum ki :p
Merhaba,
Ilk once sunu soylemek istiyoruz; bu mail otomatik bir email degil. O yuzden okumani umuyoruz.
Moda bloglarina goz atarken blogunu gorduk ve henuz 1,5 yasinda olan sitemiz www****com icin kisa bir yazi yazip linkimizi paylasip paylasamayacagini ogrenmek icin bu emaili gonderiyoruz.
Eger dilersen karsiliginda biz de senin blogunu bizim twitter ve facebook sayfamizda paylasabiliriz.
Eger zamanim yok diyorsan o zaman elimizde hazir olan bir yazi ve logoyu sana gonderebiliriz.
Bize olumlu olarak donersen cok mutlu oluruz
Esenlikle kal,
****- ****.com
Otomatik bir mesaj değilseniz eğer bir moda blogunda olmadığınızı nasıl farkedemezsiniz?
Nasıl oluyorsa o kadar özensiz gönderildiği belli ki,neye göre seçildiğini bilmiyorum da reklam vermek istedikleri blogları ama karşılığı da bir kerecik senin adını yayılıcaklar sen logosunu sürekli sidebarda tutucaksın yok böyle bir akıl :D Ayrıca neden yapayım bunu ve madem ototmatik değil ben reklam almışmıyım hiç bloguma bir bak di mi??
İşin tuhafı bu yazı tam şu yazıyı yayınladıktan sonra geldi:)))
Ve cevap olarak maile : Blogumu gerçekten ziyaret edip okudunuz mu? yazdım ve inanın cevap gelmedi^^
Ve bir diğer örnek:
ipeksi.blogspot.com site sahibi,
Sitenizden reklam geliri elde edebilirsiniz. Yeni oluşturduğumuz yapı ile sizi reklam ağımıza davet ediyoruz. Bunun için yapmanız gereken tek işlem sitenize özel oluşturulacak reklam kodu ile reklamları sitenizin istediğiniz yerine yerleştirmek olacaktır. Elde edeceğiniz gelir her ay size ödenecektir.
Reklam geliriniz yerleştirdiğiniz reklamların tıklanma adedine göre ücretlendirilecektir. Her ay sonunda sitenizden reklamlara ne kadar tıklama olduğu ve o ay içinde ne kadar gelir elde ettiğiniz size otomatik rapor ile gönderilecektir. Hesabınızdaki tutar 20 TL üzerinde olduğunda ödeme talep edebilirsiniz. Ödeme talebinizde hesabınızdaki tutar size ödenecektir.
Size Gönderilecek Aylık Raporlar(örnek istatistik raporu var burda)
--
Bunlar gibi teklifler zaman zaman alıyorum ama açıkçası önemsemiyorum.
Reklam sever dostlar blogumu para kaynağı görmüyorum ve üzerinden bir para ya da menfaat akışı gerçekleştirmeyi düşünmüyorum. Teşekkür ederim :D
türü bir bölüm benim blogumda yok ve diğer bloglarda görmekten de hoşlanmadığımı belirtmiştim.
Saygılar amirim^^
Ilk once sunu soylemek istiyoruz; bu mail otomatik bir email degil. O yuzden okumani umuyoruz.
Moda bloglarina goz atarken blogunu gorduk ve henuz 1,5 yasinda olan sitemiz www****com icin kisa bir yazi yazip linkimizi paylasip paylasamayacagini ogrenmek icin bu emaili gonderiyoruz.
Eger dilersen karsiliginda biz de senin blogunu bizim twitter ve facebook sayfamizda paylasabiliriz.
Eger zamanim yok diyorsan o zaman elimizde hazir olan bir yazi ve logoyu sana gonderebiliriz.
Bize olumlu olarak donersen cok mutlu oluruz
Esenlikle kal,
****- ****.com
Otomatik bir mesaj değilseniz eğer bir moda blogunda olmadığınızı nasıl farkedemezsiniz?
Nasıl oluyorsa o kadar özensiz gönderildiği belli ki,neye göre seçildiğini bilmiyorum da reklam vermek istedikleri blogları ama karşılığı da bir kerecik senin adını yayılıcaklar sen logosunu sürekli sidebarda tutucaksın yok böyle bir akıl :D Ayrıca neden yapayım bunu ve madem ototmatik değil ben reklam almışmıyım hiç bloguma bir bak di mi??
İşin tuhafı bu yazı tam şu yazıyı yayınladıktan sonra geldi:)))
Ve cevap olarak maile : Blogumu gerçekten ziyaret edip okudunuz mu? yazdım ve inanın cevap gelmedi^^
Ve bir diğer örnek:
ipeksi.blogspot.com site sahibi,
Sitenizden reklam geliri elde edebilirsiniz. Yeni oluşturduğumuz yapı ile sizi reklam ağımıza davet ediyoruz. Bunun için yapmanız gereken tek işlem sitenize özel oluşturulacak reklam kodu ile reklamları sitenizin istediğiniz yerine yerleştirmek olacaktır. Elde edeceğiniz gelir her ay size ödenecektir.
Reklam geliriniz yerleştirdiğiniz reklamların tıklanma adedine göre ücretlendirilecektir. Her ay sonunda sitenizden reklamlara ne kadar tıklama olduğu ve o ay içinde ne kadar gelir elde ettiğiniz size otomatik rapor ile gönderilecektir. Hesabınızdaki tutar 20 TL üzerinde olduğunda ödeme talep edebilirsiniz. Ödeme talebinizde hesabınızdaki tutar size ödenecektir.
Size Gönderilecek Aylık Raporlar(örnek istatistik raporu var burda)
--
Bunlar gibi teklifler zaman zaman alıyorum ama açıkçası önemsemiyorum.
Reklam sever dostlar blogumu para kaynağı görmüyorum ve üzerinden bir para ya da menfaat akışı gerçekleştirmeyi düşünmüyorum. Teşekkür ederim :D
türü bir bölüm benim blogumda yok ve diğer bloglarda görmekten de hoşlanmadığımı belirtmiştim.
Saygılar amirim^^
19 Nisan 2012 Perşembe
So sweet blog award
Şanslı Kedi bu ödülü bana da paslamış, bi kere yeni tanışmamıza rağmen keşifte geç kaldığım için üzülmekle birlikte çok çok mutlu olduğumu belirtmek isterim:)) Çok teşekkür ederim.Şu güzelliğe bakınnn :D
Ve Bricit te mimlemiş beni bu konuda, çok mutlu oldum ^^
1) Mesleğin seni mutlu ediyor mu?
Evet mutluyum.
2) Dilediğin meslek miydi?
Çocukken sadece doktor veya öğretmen olmayı dilersiniz hayatın önünüze koydukları ve sizin yetenekleriniz zamanla size yeni seçenekler sunar. Dolayısıyla dilediğim bir meslek yoktu ama verdiğim karardan memnunum.
3) Yalnız mı ilişkide yaşamayı mı tercih ediyorsun?
Kimse, sıcacık bir omuz yerine ya da evde kendisini bekleyen biri yerine ömrünce kapıyı anahtarla açmayı tercih etmez. Tercih değil seçimdir yalnızlık. Ama istemdışı..(iyi kıvırdım di mi:p)
4) Tatsız durumlardan kaçınmak için yalan söyler misin, dürüst ol?
Nadiren. Rahatlıkla sıfıra yakın diyebilirim hatta bedeli daha ağır olsa da.Renk veriyorum hemen beceremiyorum çünkü.
5) Yabancı bir dil konuşuyor musun?
Sıksam konsolos olurum ne diyosun:)
6) Rüyandaki evde oturuyor musun? Taşınmak veye yurt dışına gitmek istiyor musun?
Evimizi seviyorum ama rüyamdaki ev kendi ellerimle her detayını döşeyeceğim içimi açan soft,rahat bir ev hayalim var..parça parça resimlerini paylaştığım,bir gün birleştiricem burda:F ve Taşınıcam evet:D
7) Mobilya değiştirmeyi sever misin?
Eğer kendi ellerimle döşemisem ve anılar yüklenmişse zamanla biraz zor olabilir. Ama mesela çalışma masası, yatak,kitaplık,sehpa türü hemen atarım hiç acımam:)
8) Çevre hayvan koruma hiç katkın var mı?
Cümle bozuk ama anladığım kadarıyla çevreye doğaya ve hayvalara bir faydan var mı kardeş denmiş,zararım yok ama çok faydam oladuğunu söyleyemem aktif bir çalışmam yok ileride olur umarım.
9) Televizyon ve filmleri sever misin?
Severim çok düşkün değilim dikkatle aman susun fln diye izlemem dizim var diye koşmam eve vs.
10) Bırakmak istemediğin kötü huyların var mı?
İstemediğim? o zaman kötü değildir,dolayısıyla yok.
11) Loto veya benzeri şans oyunu oynar mısın?
Nadiren. Amorti ya da küçük bişey çıkar genelde.
Elmyram, Aradia,Crazywoman,Profösör,Aryam,Pembe kereste,FD,Muzurella ve tüm sevdiğim arkadaşlarıma yolluyorum.
18 Nisan 2012 Çarşamba
What's up baby?
Mimlerimi yaptım, beklemede kaldı çok özür dilerim.
Bu arada acilen öğretmen blogger arkadaşım varsa beni bi dürtsün:))
Akşama burdayım görüşmek üzere^^
Bu arada acilen öğretmen blogger arkadaşım varsa beni bi dürtsün:))
Akşama burdayım görüşmek üzere^^
14 Nisan 2012 Cumartesi
Konuk yazar ipekböceği~
İnternet günlüğü, yani blog yazmak internetin evlerimize girmesiyle hayatımızda yer bulmuş bir alışkanlık bazılarımız için. Benim gibi sürekli okuyan, sevdiği yazıları,öyküleri, şiirleri gözünün önünde tutmak isteyenler ya da günlük hayatını yazma ihtiyacı duyanlar, hobileri, el becerileri, ilgi duyduğu şeyleri, hayata dair görüşlerini özetle tercihi her yönde herşeyi paylaşabileceğimiz alanlar sunulmasıyla bunu ücretli ya da ücretsiz halde gerçekleştirme şansı buldu pek çok insan......
Başarılı olanlar, olamayanlar, keşke yazmasa dedirtenler olmakla birlikte bir süre moda diye başlayıp hevesini alıp bırakanlar ya da herhangi bir sebeple blogunu bırakanlar çok olmuştur. Deşifre olmuş olmak, sesini duyurmak istediği insanla ayrılan yollar gibi..herkesin yazmak için ve yazmayı bırakmak için kendi adına geçerli bir sebebi vardır..
Benim keşfetmem aşama aşama oldu diyebilirim, uzun süredir yazanların çoğu geçmiştir bu aşamaları sanıyorum.Okulda kompozisyonlarınız elden ele dolaşır,edebiyat dersini çok seversiniz ve küçüklüğünüzden beri bişeyler yazdığınız defterlerinizle doludur kitaplığınız:) ve bunu zamanla sanal ortama taşırsınız.
Mesela önce msn adreslerimize bağlı space denen alanlar verildi ve birkaç msn adresi alıp mesela birinde sevdiğimiz şiirleri, öyküleri ve şarkıları tuttuk, diğerinde özel fotoğraflarımızı hayatımıza ait anılarımızı yazdık.Bizim kilitli pembe günlüklerimiz dijital ortama taşınmış oldu böylece bir nevi.
Tabii kilitli olup olmaması bizim elimizdeydi, sadece bize veya arkadaşlarımıza ya da herkese açık yapabildik bunları. Sonra bir dönem deli gibi moda olan msn hackleme ve patlatma olaylarından ve bazı düzensizliklerinden ötürü space larımızı bırakıp ücretsiz blog servislerine taşındık :)
İlk benim bildiğim ve kullanmaya başladığım blogcuydu ve işin içinden çıkılmaz kullanımı zor halleri herkesi bloggera yönlendirdi zamanla. Önce blogger yalnızca ingilizceydi ve bu da yoğunluğun az olmasına sebebiyet veriyordu aslında en güzel zamanlarımızdı mı demeliyim acaba diye düşündüm şu an:)
Sonra türkçeleşip bir de gmail desteğiyle güçlenince deyim yerindeyse sırtını sağlama aldı ve daha da popüler oldu,e sürekli kendini geliştirmesiyle büyük aşama kaydetti diyebilirim rahatlıkla. Sonuç olarak benim açıp kapadığım bloglarla birlikte yazma maceram 8-9 yılı bulmuştur.
Her aşamasında kullandığım için blogspot u birkaç örnek verebilirim meselaa; şablonlar hazır az miktarda tema veya html kodunda olabiliyordu sadece ve o zaman direk html den girmeniz gerekiyordu mesela sidebara konacak resim,izlediğiniz bloglar, blograzzi vb eklentileri yerleştirebilmek için.
Ve her tema değişiminizde bunları yedeklemeniz ve yeniden eklemeniz gerekirdi.
Resimler ototmatik küçülmezdi mesela çok büyük eklerseniz şablon kayar giderdi vs.Zamanla bunlara tek tek çözümler eklendi.En güzeli kişiselleştirebilmeniz için harika bir şablon tasarım bölümü var hiç bu işlerden anlamayan biri bile font rengi,büyüklüğü vs dahil dilediği gibi kendine özel bir hale getirebiliyor blogunu.
Bir blogun kişiye özel olması ilk girişte çok önemlidir. Tasarımı ve düzenine özen gösterilmeyen bir blogu okumak istemezsiniz muhtemelen,okuyup anlamaktaki güçlükleri bir yana ziyaretçisine de önem vermiyor izlenimi bırakır özellikle kaçırtacak durumlar mevzubahisse.
Ahkam kesmek kimsenin harcı değil bu işin bir okulu yok olamaz da çünkü doğaçlama bişeydir yazmak,profesyonel olanlar zaten blogger sınıfına girmez bana göre ve bir bloga ihtiyaçları olmaz genelde.
Olsa da ücretli web alanları tercih eder hem reklamlarını yapar hem kısaca daha büyük kitleye hitap edebilirler, ama bloggerlar arası sıcaklık ve örülen ağ sebebiyle önce blog açıp sonra siteye çevirenler de oldukça fazladır.
Herkesin birbirine köstek değil destek olmasını, en azından bu kişiye özel alanlarda saygı duymasını savunurum her daim.
Diğer yandan blogunuzu kişiye özel yapmaya ve bişeyleri değiştirmeye çalıştığınız zaman mevcut uygulamalar yeterli olmayabilir. Bu durumda çoğumuz google a başvurur bu amaçla açılmış blog ve forumları ziyaret ederiz.
Hiçbir karşılık beklemeden her türlü sorunuza cevap veren, ihtiyacınız olduğunda yardımını esirgemeyen hatta sadece aradığınız detayları içeren bloglar var. Bir nevi başucu kitabımız olurlar blogger dünyasında.
Ve bir sorununuz olduğunda karşılaştığınız bu blogların bir kısmı orda yazanları yapsanız da eğer sizde sonuç vermemişse, yorum yazarsınız ama hiçbir sorunuza cevap vermez:(
Ama bazıları içtenlikle ,mümkün olduğunca bekletmeden sorunlarınıza çözüm bulmanıza kafa yorar ,yardımını esirgemez işte böyle güzel bir blog, eski ve yeni bloggerlar 1-2 ve diğer yazılarımı da görüp bana anlattığım konularda yazdığım yazıları derlememi veya yeniden yazmamı , "konuk yazar" uygulamasına katmamı teklif etti.
http://www.bloggermodifiye.com , zaman zaman mutlaka yolum düşerdi,başucu kaynağı dediğim değerli bir site, mutlaka ziyaret etmelisiniz:) Blogunuzla ilgili pek çok soruya cevap bulabilirsiniz. Çok teşekkür ediyorum yeniden:)
Buraya kadar olan kısma yorum alabilirim:))
Ama elbette bölümler halinde devamı var
DEVAMI MI?
Bakın burda ve burda :))
9 Nisan 2012 Pazartesi
Ben Olsam Mimi
Biricit beni mimlemiş,çok eğlenceli bir mim bayıldım^^ milat öncesi mimiymiş bence alakası yok ben olsaydım mimi bu:p Ama ben karasız bir insanım tek şıkla yetinemem kii:(
1) Yemek olsam ne yemeği olurdum?
Portakallı ördek :p ya da ıstakoz olurdum,yenmesi zor ve herkesin damaktadına uymayan lezzetler^^
Kolay lokma mı sandın bebişim muhahah:)
2) Müzik aleti olsam hangisi olurdum?
Keman. Gözlerini kapattığında bambaşka bir dünyaya götürebilirdim çalmayı bilen usta ellerde...
3) Araba olsam hangisi olurdum?
4X4 olurdum kesin.Darbelere dayanıklı. İçi görünmez ve güçlü. Land Cruiser V8tabii ki Toyota:) gerçi benim boyutumla Yaris olur anca ama :p
4) Aylardan hangisi olurdum?
Eylül olurdum, hüzün ve sonbaharı temsil eden..
Cemal Süreya ~ demiş ki;
Eylüldü dalından kopan yaprakların sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu
Eylüldü di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan ellerin kadar ıssız sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz
Eylüldü.. izlerini sildiği zaman ansızın gidişinin şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hala..
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya.. eylüldü
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin..
5) Ayakkabı olsam hangisi olurdum?
Converse olurdum gelinliğin altına dahil herşeye yakışan, kalitesi tartışılmaz olan.Ama ulaşılmaz olmayan.
Ya da bodrum sandaleti. aynı sebeplerle:)
6) Kıyafet olsam hangisi olurdum?
Diesel jean olurdum koyu renk, sımsıkı saran, kalitesi tartışılmaz ama bir o kadar rahat ve girdiği her ortama uyum sağlayacak kadar özgüvenli ve şık. Cazibesine kim karşı koyabilir ki,ama doğru modeli seçmelisiniz yoksa ...
7) Renk olsam hangisi olurdum?
Hangi renksiniz testleri yaptım siyah çıktı:D
SİYAH : Duygusallığı ve hüznü simgeler. Gücü ve tutkuyu temsil eder. Bizde ve batıda siyah matemi temsil ederken, Japonya'da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih ederdi.
8) Hayvan olsam hangisi olurdum?
Muhabbet kuşu:)
9) Şu an okuduğum kitabın 137. sayfasında neler var?
Tanrı Yanılgısını okuyorum ama yanımda yok. Şu an yanımda olan kitabın 137.sayfası
Aşkın Gözyaşları-Tebrizli Şems
Elmyraucuç, Aradia, Olmadı baştan,Kısaca FD, Crazywoman, Lalişim mimlendiniz:)
1) Yemek olsam ne yemeği olurdum?
Portakallı ördek :p ya da ıstakoz olurdum,yenmesi zor ve herkesin damaktadına uymayan lezzetler^^
Kolay lokma mı sandın bebişim muhahah:)
2) Müzik aleti olsam hangisi olurdum?
Keman. Gözlerini kapattığında bambaşka bir dünyaya götürebilirdim çalmayı bilen usta ellerde...
3) Araba olsam hangisi olurdum?
4X4 olurdum kesin.Darbelere dayanıklı. İçi görünmez ve güçlü. Land Cruiser V8tabii ki Toyota:) gerçi benim boyutumla Yaris olur anca ama :p
4) Aylardan hangisi olurdum?
Eylül olurdum, hüzün ve sonbaharı temsil eden..
Cemal Süreya ~ demiş ki;
Eylüldü dalından kopan yaprakların sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu
Eylüldü di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan ellerin kadar ıssız sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz
Eylüldü.. izlerini sildiği zaman ansızın gidişinin şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hala..
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya.. eylüldü
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin..
5) Ayakkabı olsam hangisi olurdum?
Converse olurdum gelinliğin altına dahil herşeye yakışan, kalitesi tartışılmaz olan.Ama ulaşılmaz olmayan.
Ya da bodrum sandaleti. aynı sebeplerle:)
6) Kıyafet olsam hangisi olurdum?
Diesel jean olurdum koyu renk, sımsıkı saran, kalitesi tartışılmaz ama bir o kadar rahat ve girdiği her ortama uyum sağlayacak kadar özgüvenli ve şık. Cazibesine kim karşı koyabilir ki,ama doğru modeli seçmelisiniz yoksa ...
7) Renk olsam hangisi olurdum?
Hangi renksiniz testleri yaptım siyah çıktı:D
SİYAH : Duygusallığı ve hüznü simgeler. Gücü ve tutkuyu temsil eder. Bizde ve batıda siyah matemi temsil ederken, Japonya'da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih ederdi.
8) Hayvan olsam hangisi olurdum?
Muhabbet kuşu:)
9) Şu an okuduğum kitabın 137. sayfasında neler var?
Tanrı Yanılgısını okuyorum ama yanımda yok. Şu an yanımda olan kitabın 137.sayfası
SENSİZLİĞE ALIŞMAK..HER TÜRLÜ SÖZÜ BİR İHANET GELİYOR KULAĞIMA. NE TUHAF Kİ DÜN SENİ BANA KÖTÜLEYEN DİLLER, BUGÜN SENSİZLİĞİN EFKARINDAKİ MEVLANA'YI TESELLİ İÇİN DİL DÖKÜYORLARDI..
Aşkın Gözyaşları-Tebrizli Şems
Elmyraucuç, Aradia, Olmadı baştan,Kısaca FD, Crazywoman, Lalişim mimlendiniz:)
Bana Destek Olunsanıza!!
Bir de bu moda çıktı, yetmiyo sağdan soldan fırlayan reklamlarınız, daha emeklemeden yürümeye çalışmanız,blogunuzu para kaynağına çevirme halleriniz, her açtığım blogda "bana destek olun" ?!
Tesadüfen girdiğim kaç blogda gördüm bunu bilemezsiniz.Bugün yine görünce açtım ağzımı, ha okuyan alınan olsun olmasın umurumda değil benim fikirlerim benim tarzım benim çizgim, sonuç olarak burası benim çöplüğüm! Ona tepki verme buna bulaşma çamur üstüne sıçrar iz bırakır derken tepkisiz sessiz bi toplum olduk sürüye dahil olmak zorunda değiliz en azından bazı konularda renginiz belli olsun ebruli olmayın.
Destek.. ne için,neden? sen topluma ne veriyosun?
Burda ortaya çıkarttığınız şey sonuçta sizin kendiniz için yaptığınız bişey öncelikle,yazmak..iç dökmek..
yok başkalarına yardım ediyorum ben bu blogda, yok kendim için bişey istiyosam namerdim havalarında illa benim adımı twitterda yazın, yetmez face te izleyin,takibe alın dört bi yandan yoksa yazmaya devam edemem geniş kitlelere ulaşmalıyım tehdidi ve mantığı nedir biri bana açıklasın?
Bunun için hatta hediyeler veren bloglara hiçbişey demek bile istemiyorum polemik başlatmamak açısından. Hoş başlayamaz bu benim fikrim. Sabit. İlk yazımda var bu konu nerdeyse buyrun kanıt.
Yardım kuruluşu ya da sosyal vakıfmısınız logonuz var herkes bloguna koyucak allahaşkına?
Bu ara bir de çay bahçesi tadında uyanık bloggerlar türedi, falancalar klübü,yok topuklu giyenler buraya,yok babeteliler şuraya,bekarlar oraya, nedir bu toplaşma merakı canım?
ha bir de sadece face te sayfa açtık "sizi tanıtıcaz" aman yarabbim bu sihirli sözcük mubarek sizden az izleyeni çevresi var tanıtmasa ne tanıtsa ne? aynı hızla dolu blog tanıtılıcak kaynayıp gidiceksiniz.
Siz kendinizi kendiniz tanıtın, içtenliğinizle, fkirlerinizle, kendiniz olarak yazın..
Diğer yazanları okuyun kendinize yakın hissettiklerinizden bir çevre gelişmeye başlar zamanla. Sabredin.
Zaten yeri geldikçe güven duyduğumz sevdiğmiz blogger arkadaşlarımıza destek oluyoruz bahsediyoruz tavsiye ediyoruz:) yardımlaşıyoruz..seve seve, ama kimse kimseden istemeden beklemeden.
size gelin toplaşalım,ya da tanıtıcam blogunu türü bişey söylüyosa karşılık isteyecektir emin olun. Lakin birini ikisini değil kaç tanesini gördüm bu biçimde. Sosyalleşmek bir oluşuma dahil olmak demek değildir illa.Gerçekten başarılı, sizi izlemese de izleyip severek okudugunuz bloglar böyle bişeye ihtiyaç duymuyorlar unutmayın ki.Sonra o kasıntı ondan gibi komik bi açıklama yaptıklarında kanmayın:p
Bu samimiyetsizliğe gaflete düşüp destek veren reklam yapanlara da ayrı Allah zihin açıklığı versin evladım demek geliyo içimden ne yalan söyliyim.
Sosyal medya kullanmaya mecbur kalıyoruz ,sadece blog yeter ama "benim blogum yok face sayfan veya twitter yok mu ordan izleyelim" dendiği için açmak zorunda kaldık ama zamanla blogla aynı anda değil, Bunlar seçenekler halinde sidebarda sunulur. Birinden birini veya birkaçını kullanmak isteyen dilediğini seçsin diye. Aman ama sen benim face imi beğenmedin,twittera eklemedin muhabbeti getireceği bile aklıma düşmezken benim, bu delice rakam hırsı nedir nereye kadardır merak içindeyim.
Hiçbir niteliği ve yazım başarısı olmayan,sahte ilgi alakayla blog blog gezen ama kendi blogu niteliksiz bloggerların #takipedenitakipederim mantığı içinde yüzlerce "göstermelik" takipçisi olmasını inanın kimse yutmuyor:)
Bi blog gördüm atarlandım yine. Saçmalamayın dilenciye dönüşmeyin gözümüzde rica edicem.
Sosyal medya birer seçenekten ibarettir. İzlemeye zorlayıp şişirme yada niteliksiz takipçi sayıları kimseye de bişley ifade etmesin. Bunaltmayın.Aptal değiliz.Dokuz köyden kovulsak ta bu böyle.
Koyun hiç değiliz. Olmayın daha doğrusu. Büyük bir sürü haline gelmiş insanlar gözüme batmıyo değil hani.
İştahımız kabarıyo evet:p
Unutmayın insanlar koyunları yerler :))
5 Nisan 2012 Perşembe
TABIRCI!!
Yeni toparlandığım grip 3-5 gün sonrasında hasretime dayanamamış olmalı ki,daha yıkmadığı hücreler olduğuna kanaat getirerek eski sevgili misali kalan son takatimi de almak üzere geri döndü.
Ha bu bişey değil,o geldiğinde zaten bel ve karın krampları ile cebelleşiyor olmam da cabası.
Ayaklarım sıcak tuzlu su dolu leğende sırtımda polar yeleğim itinayla polar battaniye yayılmış sandalyemde komik ötesi bir haldeyim.(Sıcak tuzlu su pedikür için değil boğazlara iyi geliyomuş haberiniz var mı:p)
Ve gazetelerde makaleler okudum o sırada facebook bitbitlendi (mesaj sesi bu taam mı)
-Döndüm ben heyy artıkın hiç gitmicem
-Aaaaa diye bir çığlık attım ki!
Canımın içi çıktığı yolculuktan beklediğimizden erken dönmüş, ne diyeceğimizi bilemedik alt alta
yaşasın!
lol!
yup! yazıp durduk
<3 :** ler de gırla:D
Çook şükür kavuşturana Allah kimseleri sevdiklerinden dostlarından ayrımasın yarabbim (aminn)
Anlatıcak biçok şeyimiz birikti, oynayacak oyunlarımız yazacak öykülerimiz değişecek temalarımız var:))
Bir de filmlerimiz aynı anda izlediğimiz:')
Ve ne mutlu ki bunu yapacak bol bol zamanımız , bu akşamdan itibaren
weblogta aynen şöyle tanımladım elmyramı:
birlikte oyun oynamaya,film izlemeye,saniseler içinde kavga etmeye sonrasında 5 dk içinde ama ben çok seviyorum seni diye barışmaya bayıldığım,pc kucağımda sabahladığım,dertleştiğim, ve şu an deli gibi özlediğim can arkadaşım,dostum.. ismi tanıştığımızda uçuçböceğiyken "elmyra yım ben,bir sevgi arsızı" diye bi yazı yazmıştı benim için ve "sen elmyra olsana" dediğimde kırmayıp değiştirmişti bunu bile:') onu yazmıştım blog yazmaya teşvik ettiğim zaman buyrun tanıyın: http://ipeksi.blogspot.com/2011/10/zit-kutuplar.html
Çok seviyorum seni elmyram sımsıkı sarılıcam sana^^
ve ve bu gece bize şarkılar yolladı,tema yaptık bir yandan ufak ufak..ve bizim şarkımız olsun mu dedi elmyram^^ evet aradia,elmyra ve ipekböceğinin şarkısıdır bu:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









.jpg)
.jpg)














