zakkum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zakkum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2011 Cuma

Ruhumla buluşamıyor kelimelerim...

 Yazmak isteyip yazamamak sürekli susup söylemek istediklerimi içime hapsetmemin bir eseri değil mi? öyle mi ya da..
Bugün farkettim ki her gün anlatacak yığınla şeyim varmış gibi (ya da var zaten sürekli yazanlara baktığımda görüyorum bunu) her gün düzenli olarak paneli açıp güncellenmiş bloglara bakıyorum, yeni kayıt sekmesine tıklıyorum...sonra?
O kadar işte hepsi:)
Bak yine anlatacak olduğum neydi unuttum, sayfa saatlerdir açık çünkü.
O kadar hızlı dağılıyor ki zihnimde kelimeler
Gece başımı yastığa koyuncadestan yazıyorum oysa içimden kalkıp yazmak ölüm geliyo o anda..
Neyse Zakkum  un teoman la düetini paylaşmışlar bugün klibi izleyin tüm klipleri olağanüstü zaten..




Bir de Can Dündar ın ruhumuzla buluşmak başlıklı yazısını ben çok beğendim:)
Bir alıntıdan yola çıkarak yazmış gerçi o da..

Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.
Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.
Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; “hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? “
Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki;


“Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik...”

Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve “niye” ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor
İnkalar’ın yaşlı torunu.

Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz...

Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?

Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim... İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz... Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!

Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; ”yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor.

Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana ”Küt” diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul’da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler... Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de.

Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?

Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş... Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda...

18 Eylül 2011 Pazar

Anason kokarken sofralar yaşlandırıyor seni aynalar...


Bu yıl gruplar büyük bir patlama yaptı bence.Çokta iyi oldu.
Her yerde bu yeni sesler dinlendi klipleri izlendi zevkle.
Kolpa,Model,Gece,Tnk bunca zamandır nerdeydiniz dedirtti :)
Serdar Ortaç ,Demet Akalın ve Sibel Can ın her yaz çıkardığı copycat albümlerle içi dışı hoşaf olmuş bünyelere,tv ve radyo kanallarına bir soluk aldırdı^^
zaten Gripin ve diğer grupları biliyoruz zevkle de dinliyorum ben şahsen sizi bilmem ama..Her grubun birkaç şarkısı patladı ama ben bahsetmiştim ya;
Biraz uyu ile kendimi bulduğum ya da yitirdiğim koskoca bir yaz geçirdikten sonra tüm şarkılarını dinlediğim Zakkum un yine aynı etkiyi yaratan 2.bir şarkılarını da aynı biçimde binbeşyüz defa ard arda dinlemekten usanmış değilim hala..sözler yine derinden sarsıcı..

ANASON un klibi şarkı kadar anlamlı olmuş..
Söz: Cem Senyücel (saçları yapışık olan)
Müzik: Yusuf Demirkol (muhteşem solist)

Dokunsalar ağlayacaksın
Ama hiç dokunmuyorlar..
Biçare bakan gözlerin bırak kanasın..
Gücüne gitsin şarkılar..

Anason kokarken sofralar
Yaşlandırıyor seni aynalar
Her geçen yıl birer birer
Masadan eksiliyor dostlar

Aklın ilk göz ağrısında
Hatırlıyor mu seni hala ?
Dikiş tutmayan bu büyük yara
Bazı geceler kanıyor hala..

Bilirim, gidenler ölünmez ama
Kalanlarla da yaşanmıyor...

Anason kokarken sofralar
Yaşlandırıyor seni aynalar
Her geçen yıl birer birer
Masadan eksiliyor dostlar

Sessizce aktı gitti yıllar
Seni hiç uyandırmadan...
Ve bir sabah uyandığında
Kalmışsın tek başına

Artık son bir dalga beklerim..
Alıp beni de götürsün diye...


Size de 3 şarkılık bir playlist yaptım tıklayıp dinlemeniz için , kliplerini izleyebiliyosunuz burdan ayrıca.
Hipokondriyak ta harika sözleri de yine canından can alıyo:
hep birliktelik, kalbinin emzireceği bir yeni bebektir.
önce emeklemeyi, sonra yürümeyi öğretmen gerekir..
kalbindeki sütü tüketmediler mi?
bazen hiç başlamaması, bir gün bitmesinden iyidir..
çünkü beraberlik yaşlanırken, bir terkediş gençleşir
seni hiç terketmediler mi?
diye başlayıp canına okuyo insanın:(

Bunu da deeptone dan çaldım:p eskiden vardı ama esnips vs şimdi ne oldu bilmiyorum:)
İyi izlemeler

MusicPlaylist
Music Playlist at MixPod.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...