20 Temmuz 2017 Perşembe

Gitme, seviyorum...

Eşref Kolçak yıllardır Kumla'da yaşar, kendi gençliğinden beri belki de, yazın giderdik yine var yazlığımız orada da pek gitmiyoruz, neyse orda Harun Kolçak'ı görürdüm tombik uzun saçlıydı ^^ sesine de hayatlarına da hayranım, özellikle Eşref bey o yakışıklılıkla ufacık ve fiziken pek denk olmayan karısıyla o kışın terk edilen sahilde nasıl mutluydu ve huzuru seçmişlerdi, markete bile birlikte giderlerdi eski bi chevrolet i vardı (babamın da vardı mavi)
Murat Soydan ve ailesi falan da ziyarete gelirlerdi, ne varsa eskilerde var, aşk, bağlılık, huzur..bir çiçekle bir ömür. neler geldi aklıma bi şarkıyla.. 
demiştim..henüz birkaç ay önce..Tam da aşağıdaki şarkıyla.
Hayatımda aklımdan ve kalbimden hiç çıkmayacak bir sohbetin başlangıcında.
Küçük cümleler vardır bam telinize dokunur ya da basit bir cümlenin ardı öyle bir gelir ki içinize işler. Hayat bu güzel an lardan oluşur ve bunların yitirilmesinden.
Twitterı ilk kullanmaya başladığımda ilk takip ettiklerimdendi sesine, şarkılarına ve insanlığına hayran olduğum, o dönem çok popüler olan twitterda kimseyi kırmayan, hayranlarını cevapsız bırakmayan, her aksam zaman ayıran ve mütevaziliğiyle hayran bırakan güzel insanın daha da yapacak çok şeyi vardı, nasıl içime bir taş oturdu bu gece anlatmak için kelime bulamıyorum.
Hayat bir kelebeğin ömründen de kısa, ayrılık ve özlem için fazla acımasız ve ne zaman olursa olsun zamansız ölüm😔
Huzurla ışıklarla uyu..
Bugün bu şarkı, neyse devamına gerek bile yok..
Adı gibi; ağlattı beni..

Sanma ki ben bilmiyorum oyunun kurallarını 
Ama tercih etmiyorum, denedim hiç tat almadım 
Olana kadar ,bekliyorum...
Gururdan sevgi ölür mü? yağmursuz çiçek büyür mü?
Bir kaç cümle son bir bakış 
Bilinmez maceralara gidiyorsun Canevimden .. 
 Ağlat beni, sana da bu yakışır..

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Sana, beni asla tanımamış olan sana..

Kitap alıyordum az önce, yeni yakın gözlüklerimi teslim almadan önce sağlam bir kitap alışverişi yaptım evde bekleyen bir sürü okunmamış kitabıma rağmen. Bu ara izlenmemiş dizilerime, filmlerime, okunmamış kitaplarıma gün doğdu çünkü. Kendimi meşgul etmeliyim bol bol. Ama zaten aklımda olanları, not aldıklarımı sipariş ederken açıklamalarını okumayı ihmal etmem.
Şu ana kadar hiçbir kitabı bu kadar kendime yakın hissetmemiştim, o yüzden sabırsızlıkla bekliyor olacağım gelmesini. "Canım bu benim zaten yaptığım bişey kitabı mı varmış?" havasına girsem de sizden önce her söz söylenmiştir bu dünyada zaten değil mi? Özellikle sevgiye dair olanlar..

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten)
adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz.
Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. 
Mektubun başında tek bir hitap vardır:
"Sana, beni asla tanımamış olan sana". 
Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. 

Bundan böyle bu başlık altında mektuplarımı paylaşırsam şaşırmayın yani.
Şimdi bunu almışken bir diğer adını duyduğum kitabını da almazsam olmaz, kaldı ki bana birini anımsattı..elbette ki.
Dilerim sen de okursun. Beni okuduğun gibi:)
Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken,
giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir.
Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak "suç" işler. Böylece yeniden "hissetmeye" başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, "hayatın en dibindeki lağımlara" sürükleyecek,
varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır..

Bazen, daha önce soğuk bir yerde de uyanmış olsan , yeniden yaşatabilir bunu hayat?

16 Temmuz 2017 Pazar

Hala Masmavi!?

Herkesin bir hikayesi var mutlaka. Bitmeyen bir kitap gibi yaşam sona erene kadar yazılan ve bir sonraki sayfada ne olacağını bilmediğimiz.
Hayatta her şey bizim için. Yaşamak ve yaşadığını anlatmayı istemek insana ait. Kendine saklamak da aynı şekilde bir tercih. Çünkü kelimelerin de kifayetsiz kaldığı bir nokta var orada ne kadar çok anlatsan o kadar anlaşılmaz oluyosun. Ne kadar dinlesen. O kadar anlayamayabiliyosun gönül seslerini duyamıyorsan ki sessizliğin de bir çığlığı var..onu duymaksa ayrı meziyet.
Mesuliyetlerin, kendi iradenle seçimler yapmaya başladığında başlıyor. Ondan öncesi sana ait değil dolayısıyla sahiplenmek manasız olur. Ama sonrasında da esir oluyorsun bazen kontrol sende değilmiş gibi. Ki olmayabiliyor en kötüsü de bu mahkumiyet işte..Peki neden?
Ne kadarını anlatmak istiyorsam o kadarını anlatırım.
Ne kadarını anlamak istiyorsan o kadarını anlarsın.
Azdan çoğu anlamaksa sadece tecrübeli insanların meziyeti.
Kaldı ki bazen onlar bile düşünemiyor, anlayamıyor. Hayatı elimden geldiği kadar dramlaştırmadım.
Kendime acındırmadım veya acımadım aciz biçimde. Bırak yazarken, yaşarken de yapmadım bunu.
En acımasız önce kendime davrandım ve hep bahaneler ürettim başkaları adına.
Affetmezsem yaşayamazdım. Ummadığım şeyler yaşadım. Ummadığım zamanlarda en kötüsü ve ummadığım kişilerden.
Sonra anladım ki yaşam hep bu 'umma' ve 'umut etme'hali. Eğer bekliyor da olsan aynısını hissedebilecegini deneyimledim. Çünkü bunun bile ardinda umut var..
Elindeki duygunun miktarını arttırmak da azaltmak ta tamamen insanın elinde. İçindeki duyguyu ne kadar büyütürsen o kadar yıkıcı olabiliyor evet.
Ama bazıları o kadar büyük ki kendiliğinden bunu da küçültmek makul boyuta indirmek zaten yıkımın ta kendisi.Çünkü bazı duygular olduğu gibi kalmaya mahkum.
Ben nasıl hissettiğimi ya da dayandığımi aktarabilirim sadece. Kelime kelime yazarak aktarmayı seçmedim. Çoğunlukla alt metinden verdiğimi sert alıp ya da yumuşatıp önüne düşüren ve alıp götüren oldu..tam olması olanaksız gördüm ki.

İnsanların yaptıkları veya kayda değer yaşanmışlıkları azsa inanın bana hergün, her an, her alanda başına gelenleri, hatta başkalarını yaşadıklarını acımasızca, empatiden fersah fersah uzak, bire bin katarak detaylıca büyüterek anlatır. O yüzden şu hayatta en çok sessizleri, en çok gerektiği kadarını gerektiği anda konuşan insanı dinlemeyi severim. Bunun için çoğu zaman yazar bir yere yollamam hapsederim. Sabrederim.
Buna biraz dikkat edin çevremizde ne dediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.
Neden ben değil, 'iyi ki ben!' demeyi öğrendiğiniz an nefes almaya başlıyorsunuz.. hayat hala kısa ve lakin kuşlar hala uçuyor ve deniz, gece, gökyüzü hala masmavi..

Bu sabah 6'da uyandım ve bazen uykuya kaçmanın derin sıkıntısından çıkmanın yolunu sabahın erken saatlerinde balkonda kuş sesleri,bir kahve eşliğinde o serinlikte telefonumda önceden yazılmış bir yazıyı ,minik bir de alıntı cümleyi kendimce tamamlamakta buldum, kendi kendine konuşmak bazen çıldırtıcı kulaklarınızı da kapatsanız kurtulamıyosunuz, işte ben bir süredir bu haldeyim.
Alacakaranlık.

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Hepsi Bu..

“Kendimi haklı görüyor değilim; ama kendimi savunuyor da değilim –hele yargılamayı hiç beceremiyorum, kendimi de dünyayı da…–Dünya ne ise oydu; ben de ne isem o oldum –uyuşamadık. 
Hepsi bu”

7 Temmuz 2017 Cuma

Levlâ gözünde yaşlarla VAZGEÇTİ...

Yasın Beş Evresi olduğundan bahsedilir..
Elisabeth Kübler-Ross 1926 tarihinde İsviçre’de doğan ve 2004 yılında ABD’de gözlerini yuman bir psikiyatrist. Bilinen en meşhur çalışması Five Stages of Grief (üzüntünün beş aşaması) olarak bilinen çalışma. Bu çalışmaya göre, insanlar kendilerini ölüme yaklaştıran veya travma yaratabilecek etkide olan herhangi bir haber aldıklarında 5 aşamadan geçiyorlar.
Kübler-ross modelindeki evrelerin her zaman sırasıyla gerçekleşmesi gerekmez, bazı evreler tekarlanabilir ya da hiç yaşanmayabilir.Her insan her evrede farklı sürelerde kalsa da genelde evrelerin sırası pek değişmez. Peki nedir bu evreler?
1. İnkar (Denial) 2. Kızgınlık (Anger) 3. Pazarlık (Bargaining) 4. Depresyon (Depression) 5. Kabullenme (Acceptance)

1.İnkar İnkar aşamasında genellikle olay veya durum yok sayılır, başa gelmiş kabul edilmez, bir yanlışlık olduğu düşünülür..
Hasta önce inkar eder, asla kabullenmez, kendine yakıştıramaz, hemen başka bir doktora gider. kesin yanlış tanı konmuştur diye (bir de doktor çok kesin konuşmadıysa) doktor doktor dolaşır.

2. Öfke Kızgınlık aşaması, inkar aşamasında devreye sokulmayan sorgulamaların devreye girmesi ile başlar, üst üste gelen sorgulamalar neticesinde öfke duyguları vücudu ele geçirir. En bilinen soru “neden ben” sorusudur.
Tanı konmuştur ve hasta artık her şeye kızgındır. "neden o kadar insan varken bu hastalık beni buldu!", "ilk gittiğim doktor neden antibiyotik verip beni yolladı, neden anlamadı bende ne olduğunu!" gibi..

3. Pazarlık aşaması durumu kabul edilebilir seviyeye indirmek veya çıkarmak için girilen bir safhadır. Bu aşamada “madem olmuş, bari şöyle yapayım da durum biraz olsun iyiye döner”,
“olan olmuş ama bir çıkış yolu belki var” tarzı düşünceler ve eylemler insana eşlik eder. ilk sinirli günler geçer ve hasta Allah'la veya kendiyle pazarlık yapmaya başlar.
"şu hastalıktan bi kurtulayım söz veriyorum bir çocuk okutacağım", "şu hastalıktan bi kurtulayım artık kimseye kötü davranmayacağım, kumar oynamayacağım vs."

 4. Depresyon Pazarlık aşamasının tamamlanmasıyla birlikte etkisi oldukça uzun sürebilen Depresyon aşaması başlar. Bu aşamada bütün durumun idrakına varılmıştır, bundan ötürü büyük bir mutsuzluk hakim olmaya başlar. Hayattan soyutlanma, hiçbir şey yapmak istememe, kayıtsızlık hali gibi belirtiler görülür. ve bunalımlı günler, içe kapanma, hayata küsme, normalde yapılan günlük aktivitelerin zevk vermemesi, ölümden korkma...bu evreden çıkma nispeten zordur, çevrenin etkisi çok önemlidir. (psikiyatrik destek gerekebilir)

 5. Kabullenme  En son aşama da Kabullenme aşamasıdır. Durumun hazmedilmesi ve hayatın normal akışına dönmesi durumu gerçekleşir.
Ve artık her şeyi kabullenir, hayata daha pozitif bakmaya başlar. Kalan günleri daha verimli kullanmayı planlar. bütün bu evrelerin hızlı geçilmesi hastanın lehinedir.

Levla´nın Hikayesi´ albümünde Model baştan sona ilginç bir öykü anlatıyor.
Öykü iki bölümden oluşuyor.
Beş şarkılık ilk bölümde, Levlâ´nın sevgilisi tarafından terkedilişi ve yasın 5 evresi var.
İkinci 5 şarkılık bölümde ise; Levlâ´nın spesifik olarak bu ilişkinin aşk acısıyla olan öyküsü bitiyor ve kendiyle hesaplaşması, mutluluğu başka insanlarda ve başka ilişkilerde aradığını fark edişi, bundan kurtuluşu ve en sonunda mutlu olmak için başkalarına ihtiyaç duyan tarafını öldürüşü anlatılıyor...

 

Türkçeye "üzüntünün beş aşaması" şeklinde çevrildiği gibi, bahsinin geçtiği kitabın ilgili bölümünde "5 stages of recieving catastrophic news" yani "'kötü haber almanın beş aşaması" başlığında irdelenir. bu aşamalardan sonra ise "grief work" diye adlandırılan konsept devreye girer ki bu da 
4 aşamadır 
ve türkçe de gözyaşı manasına gelen "tear" kelimesinin harfleri ile örneklenir. 
To accept the reality of the loss / kaybetme gerçeğini kabul etme
Experience the pain of the loss / kaybetme acısının deneyimi
Adjust to the new environment without the lost object / kaybettiğin objesiz yeni çevreye uyum
Reinvest in the new reality / yeni gerçeklerde yeni yatırımlar

Kaynaklar:2-3 kaynağın birleştirilmesinden oluşturdum bu postu, eksşisözlük, onurakkavak.com birkaçı. Levla'nın manası ve öyküsünü araştırırken toparlanmıştır..Bambaşka birşey yazacaktım ama akademik bir konuya dönüştü lanet olası araştırmacı kişiliğim sayesinde, neyse.😕
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...