bam teli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bam teli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2016 Pazar

Affetmek Özgürlüktür!

Kendimi sorguladığım, kendimle yüzleştiğim günlerdeyim. 
Hepimizin zaman zaman olduğu gibi.Olması gereken gibi.
Bugün, en hasta en tatsız günlerimden biri yine. Hastaneye gittiğimde şükür ve korku sebebi oluyo bana nedense. Zamanımın daraldığını hissediyorum, bana kimse kırgın kalmasın, yanlış anlaşılmalar kırgınlıklar varsa insanca düzelteyim istiyorum. Düşmanca davranışlara dayanamıyorum .
Bir nevi veda. Bazı şeyler benimle gitsin istemiyorum. Yarın var mıyız ki?
Olmuyor, kalbimden geçenler ve dilim başka şey söylermiş gibi karşılık alıyorum, yüzüp yüzüp kıyıya çıkamamak, boğulmak, dibe batmak gibi kendini ifade edememek..
Sadece karşındakinin egosunu tatmin etmeye, dilediğini anlamaya yaramışsa pişman oluyorsun bir de gösterdiğin insanca çabaya.
Kalbimde asla affedemeyeceklerim var. Ne ben onların ne de onlar benim umurumda olacak bir süre sonra, ta ki kapağı kapatılmamış anılar arada bir yerlerinden fırlayana kadar.
Ama bu gece buna rast geldim yattığım yerde üstelik..
Okuduğuma saygısızlık gibi geldi. Ya da ben mi yazmıştım acaba bunu da unutmuştum?
DOĞRULUP BİR KAHVE YAPTIM ZORLA BİR İLAÇ ALDIM VE YİNE OKUDUM..
Okuduğum en güzel yazılardan biri , mutlaka sindirerek okuyun istiyorum.
Dün gece yine uyku yoktu.
Bir o oda , bir bu oda , bir bilgisayar, bir televizyon, iki sayfa şundan bundan derken yine kemiklerimden şikayetler başladı.
Gözlerim zaten küfür kıyamet .
Saç diplerim bile “git zıbar” diyor ama gel de aklıma anlat bunları.
Yatağa uzanır uzanmaz aynı film yine, yeniden başlıyor.
Bari gözlerimle barış yapayım diye banyoya gittim.
Yüzümü yıkadım.
Solum hala kapalı ama azıcık açılan sağ gözümün ucuna “o” ilişti.
Lavabonun içinde küçük, minik bir örümcek tırmanmaya çalışıp duruyordu.
Şaşkındım çünkü bu resmen Aziz Nesin’in “sekiz ayaklı Sisiphus”uydu.
Yıllar sonra onunla karşılaşmanın verdiği telaşla banyoda bir tur atmışım.
Çocukluğumun en trajik hikaye kahramanlarından biri tozlu sarı sayfalardan fışkırıp banyoma düşmüş gibiydi.
Sanki oturma odasında Küçük Prens ya da salonda Fedor amcayla karşılaşmış gibiydim.
Çocuklar için yazılmamıştır ama Sekiz ayaklı Sisiphus, Aziz Nesin’in Potin Bağı hikayesi, Bizim Köyü Deliler Baladı, Namus Gazı gibi muhteşem hikayelerinden biridir.
Küvete düşmüş bir örümceğin imkansız öyküsünü anlatır.Örümcek onca tırmanma yeteneğine rağmen küvetin kaygan ,düz zeminine tutunamaz ve mitolojideki Sisiphus(Sisyphos,Sisifos) gibi tepeye yaklaşırken yeniden aşağı düşer ama hiç vazgeçmez.Anlatıcı Aziz Nesin, hikayesini onu kurtarıp kurtarmamak üzerine kurar.
Bense üstaddan çabuk davrandım ve bir kağıt parçasının ucuyla küçük örümceği alıp pencereden salıverdim gitti.
O dakika yarı kapalı gözlerimde bir şimşek çaktı.
Aklım yıllardır ilk kez bir oh çekti.
Örümceği kurtarırken örümceği değil kendimi kurtardığımı hissettim.
Oturup orada onun işkencesini izlesem ya da suyu açıp öldürsem aklım her gece olduğu gibi yine huzur bulmayacaktı.
Ve yıllardan beri kendi kendime yaptığım işkenceyi fark ettim.
Gün ağarırken o kelime beynimde dönüp duruyordu .
“Affetmek.”
Yıllardır herkesten dinleyip durduğum ama bir türlü beceremediğim o eylem.
Affet diyordu herkes ama olmuyordu.
Sonra bir arkadaşımın verdiği şu cümleleri sakladığım yerden çıkarıp okudum.
Kime ait olduğunu bilmiyorum o yüzden adını da yazamıyorum, beni affetsin.
“Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. 
Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. 
Affetmek bir süreçtir.
Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.”

Yıllardır yanlış insanlarıma hissettiğim öfkeyle yaşıyorum.
Susuyorum konuşmuyorum ama, ideallerimizi , hayallerimizi kendi bencillikleri uğruna mahveden ,harcayan insanlarıma olan öfkemi gece gündüz gittiğim heryere taşıyorum.
Bu öfkenin bana mücadeleye devam etme enerjisi verdiğini sanıyordum ama şimdi anlıyorum ki bu kızgınlığın ağırlığı ile tam tepeye ulaşırken yeniden aşağı düşüyorum.
Ve bu gece o örümceği kurtardıktan sonra aniden karar verdim.
Sizi affediyorum.
Başta seni affediyorum…
Seni de affediyorum…
Hepinizi tek tek affediyorum.
Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir. 
Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi haklı bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.
Affetmek kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir.”

Sizi affediyorum.
En başta da seni…
Umarım hayat bundan sonra iyi şeyler getirir size.
Sizi artık sonsuza kadar kendimden bırakıyorum.

En son olarak da kendimi affediyorum.
Bunca yanlış insanı seçmiş olduğum ve yıllarımı harcadığım için kendime kızıyordum.
Artık kendimi affediyorum.
Aldığım tüm o yanlış kararları, hatalı tercihlerimi, hepsini affediyorum.
Bugün öğrendiklerimi başka türlü öğrenemeyecektim belki de.
Belki yine hatalar yapacağım ama aynıları olmayacak.
Bu satırları yazarken bile yaşadığım hafiflemeyi, rahatlamayı anlatamam . Bütün sekiz ayaklı Sisiphus’larımı salıveriyorum.
Hırslarınızın ve bencilliklerinizin hücresinde yaşadığınız sonsuz işkencenize ortak olmayacağım artık , 
mecazen de olsa sizi öldürmek de istemiyorum eskisi gibi.
Hadi gidin ve artık rahat bırakın beni.
Sizi Allah’a havale ediyorum.
Ben sizi affediyorum.

İşte böyle önemli bir geceydi dün gece benim için.
Sabah ışıdı.
Hala biraz pus var var , gökyüzü de gri ama yeni bir gün başladı.
Buraya kadar okuyup sıkılmadıysanız size de son tavsiyem ,siz de affedin.
“Nefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek...
Başkalarını affettiğimizde biz özgürlesiriz."

Yazar: Kerimcan Kamal

27 Ocak 2012 Cuma

Önyargıyı yıkmak atomu parçalamaktan zormuş..

 Son zamanlarda zamanı bol buldum blog blog dolaşıyorum, sıkıntılı zamanlar yaşıyorum ve okumak beni yazmak kadar rahatlatıyo.
Genelde yorum yazmak ben burdayım demek gibi bi amacım yoktur bilen bilir, ama kendime yakın samimi olduğuna inandığım blogların kaçırdığım yazılarını da okuyorum (bunu da bilirler). Zaten blogroll umda olan blogların güncellemelerine mutlaka her gün bakıyorum düzenli.Beni izlesin izlemesin yorum yazsın yazmasın, severek okuduklarım var,benim tek kelime yazmadan ziyaret edenlerim olduğu gibi:)
Yeni keşfettiğim yada kısayollarıma eklediklerime de gidince asla bir tek yazısını okuyup önyargıyla yorum yazmam bu arada yeri gelmişken not edeyim bunu. Ama kale almaz gibi okuyup okuyup çıkmakta olmaz sürekli arada ses vermek gerek, okuyorum seni diye(ki blog sahibi motive olsun ya da varsa başka bakış açıcı ordan da baksın olaya,maksat düşünce çeşitliliği ). Bence de bunu kaldıramayacaksanız yazmamalı ya da yoruma kapamalısınız o yazınızı.Herkes beni haklı bulsun pohpohlasın beklentisi sizi istediğiniz yere ulaştırmayabilir.
Bir yazısını çok beğenirim diğeri bana taban tabana zıt gelebilir sonuçta.Ve birinin kilitli olmayan günlüğü bunlar, bizim sözümüzle kendini değiştirecek geliştirecek olan var olmayan şiddetle size dönecek ,üzecek modunuzu düşürecek (sizin yorumlarnıza) yanıtlar da olabilir. Oluyo..
Bu ara birkaç kere başıma geldi bu, ya da şahit oldum çok defa.
Ama ben iyi niyetli bir insanım benim başıma gelmez sanıyorum nedense, herkes beni bilir tanır sanki:(
Aptallaşıyorum bazen evet:)
Neyse, yeniden yeniden kendimi ifade etmeye çalışmak beni çok inciten bişey bunu bir kere daha anladım.Sanki yazdığım okunmamış ya da bambaşka bir anlam çıkartılmışsa ben öyle demek istemedim bu böyle dememeye karar verdim an itibarıyla.
Çünkü önyargıyı yıkmak atomu parçalamaktan zordur derler ya bir kere yanlış anlaşılmışsanız bir daha ne deseniz sizi duymayacaktır karşınızdaki.
Aynı fikirde değilsem asla muhalefet yorum bırakmamaya karar verdim. Muhalefet demek yanlış olur aslında,negatif mi demeliyim,kendi düşüncem fikrim yani, sadece kendi penceremden bana göre...
ve ben de yorum forumumda böyle yazdım,...farklı pencere..bu ne demek?
Benim için her yapılan yorum, daha doğrusu o anki yazıma gelen yorum demeliyim, 
o anda içinde bulunduğum halet i ruhiyeme göre değerlendirdiğim durumun farklı insanlarca kendi dillerince yorumlanması demektir
Bu bana daha objektif olmayı, olaylar karşısında empati kurmayı ve kendi açımdan daha güçlü vedirayetli olmayı öğretiyor zaman zaman. Kendimdeki eksilerimi bulmama da,karşımdakini anlamama da faydası çok olmuştur. Şöyle ki eğer ben yanlış anlatmışsam karşımdaki ne anlıyorsa ona hisettirdiğim düşündürdüğümden ben sorumluyum demektir. Bu benim kendimi daha düşünerek daha doğru anlatmamı sağlar ileride.
Çok sesli bir koro da tercih edebilirsiniz solo takılmayı da. Gerginliğinizi atmak günlük hayatın yükünden bi nebze olsun kurtulmak ,hafiflemek için tercih ediyo olabilirsiniz yazmayı, kendi fikirlerinizi dayatmak doğrusu budur ey ahali yalnış biliyosunuz demeye de..tercihlere saygılı olmak zorundasınız seçim değil bu.
Sevgide özgürlük saygıda mecburiyet vardır. Benim felsefem budur evet^^
Son olarak kendime bi not daha,yorumlara yorum yazmazdım şaka da olsa eğlenmek amaçlı da bunu da yapmamaya karar verdim. Benim kadar kalender olmak zorunda değil kimse, kaldı ki ben alıngan ve çabuk kırılan biriyim. Kendimi yanlış ifade edince çok sinirleniyor ve üzülüyorum ama suçu gene kendimde buluyorum. İşte bu da bir avuntu.
Bu kararlar gün geçtikçe kendimi soyutlamam ve yalnızlaşmama sebep olacaksa da ben anladım ki insanlara çok zor alışıyorum onlar da bana..
Zordur bi kalbe girmek ama bu şekilde girdiğiniz kalpte sizi atmaz dışarı kolay kolay..

30 Kasım 2011 Çarşamba

Bıdı bıdı bıt!


Farkettim ki pozitif şeyler okumak hoşuma gitse de bunu her blogta sevmiyorum ya da şöyle söyliyeyim, abartılı pollyannacılık oynayanlar beni daraltıyo. Yahu tamam her kötü gün geçer iyiler de geçiyor ama, bir gülüyosan on ağlıyosun hatta.
E işte mutlu anların değerini bilelim diye bilmemne..yok yaaa?!
Umut ise işkenceyi artırıyo derlerdi de çook kızardım nasıl böyle bi söz ederler diye ama gerçek bu. Olmayacak şeyleri umut edip zaman kaybetmeyin diyim size ben, gözünüzü açın gerçeği görün o zaman umut edip uyuz uyuz oturacak zamanınız olmadığını göreceksiniz.Sizi harekete geçirecek en azından elinizden gelen bişey varsa yapmanızı sağlayacak olan bu düşüncedir diğeri değil..Ha olmadı mı? olmadığına üzülme süreciniz başlasın bir an önce bitsin hayata dönün rica ederim daha iyidir:)

Bugün bir ara domain baktım inatla bütün alabileceklerim alınmış kel alaka bişiler yapılmıştı sinir bozucu:S abuzittinmi gibi bişey almak en iyisi bence kesin alınmamıştır dur hatta bakıcam:p ahanda sonuç:
abuzittinmi.com
abuzittinmi.net
abuzittinmi.org
abuzittinmi.info 1 Yıl 7,89$
Ne demek bilmiyorum bir komedi programından mı ne dolanmıştı ağzımıza eskiden :D

Habire tema değişicem değişebilirim deyip yarım gün tutup yine aynı temaya dönmemden anladım ki ben kişiselleştiremeyeceğim kendime özgü bir tarz olmayacak hazır şablonları içime sindiremiyorum..İlk görüşte aman bu tam benlik neden daha önce görmedim woowww desem de saltanatı en fazla 1 gün:) zaten daha önce bu konuda bir post yazmıştım ama işte alışveriş yapar kimi sıkılınca ben de bloguma saldırıyorum yazmaya değil tema değişmeye ama XD
Ama beni tanımlayan şeyler emektar laptop,eksik olmayan çay kahvem,yiyecek bişeyler, telefonum,ajandam,defter kalemimdir:D böyle tema gördüm mü de bi gün olsun kullanmadan duramıyorum..
Tamam 24 saat başlasın!! hahah gerçi arkaplanı,font tipini renklerini html den ayarladım yine kişiselleştirdim ya neysee..

Bu arada başlık yaratıcı birinden benden değil altında dere tepe konuşulan şeylere bu başlığı kondururdu öpüyorum onu burdan:*

Bunları yazarken biraz martax dinledim sonra Leonard Kohen  burdan dinleyebilirsiniz..

19 Eylül 2011 Pazartesi

Bu benim bedenim!! ?

Tipik pazar günü,geç uyanış kahvaltı keyfi,o arada paparazzi açık oluyor genelde o saatte daha iyi bişey olmadığı ve azıcıkta makara yapmak için:D

Tv de Mehmet Ali Alabora ve eşiyle ayaküstü röportaj,oldum olası yakıştıramadım gitti bunları ama tatilde daha beter örnekler gördüm yakışıklı erkek-çirkin kadın üzerine artık pes ettim:p
Önemli olan ruh uyuşması de geç:F
Muhabir tipik sorular sorar Mali ve eşine: "çocuk düşünüyomusunuz",
çirkin karısı "hayır" (neden bu sıfatla belirttiğimi anlayacaksın okuyucu)
muhabir:eşinizin söz hakkı yok galiba?
Mali de genetik miras nezaket,o konuda tüm sözler ona aittir deyip gülümser,
Ama çemkirir nedense(ne gerek duyduysa)  çirkin karısı: ÇÜNKÜ BENİM BEDENİM!
Hayatımda bu kadar bencilce bu kadar korkunç bir cevap duymadım..küfürler patladı içimde..kıpkırmızı olmuşumdur.Hani bam teliniz vardır ya bir yerde..Ona denk geldi tam da sanki.
Bir kere sen vücudunla veya güzelliğinle para kazanıyosun haberimiz mi yok ,acaba neden bu kadar kıymetli,madem kıymetli neden ona bakmıyosun güzelleştirmek için?
yok güzellik anlayışımı değiştiricem ben bu gidişle ,yoksa bu aşırı özgüven zaytung haberi hatırlattı bana yani bkz
Beni asıl rahatsız edense bambaşka bişey, dünya güzeli de dese bunu tepkim nefretim aynı olurdu benim..
Bir çocuk sahibi olmak hayatta başınıza gelebilecek en büyük mucize bence..tipik cümleler kurmak istemiyorum aşık iki insan, sevgi dolu bir yuva ve bakabilecek olgunluk ve maddiyat gibi koşullar varsa..
Yoksa düşüncesizce dünyaya bir can getirmeye çilenize ortak etmeye hakkınız yok,olmamalı :(
Ben etrafımda çocuk sahibi manken gibi kadınlar görüyorum annelik daha bir olgunluk güzellik katmış artı bir yıl içinde mutlaka ilk doğumda eski kilosuna dönüyor bünye eğer agopun kazı gibi iştahınız açıldı diye her bulduğunuzu yutmuyosanız.
Bu bilimsel yanı ve benim gördüğüm biz sıradan kullarda kanıtlandı hatta ufaklık yaramaz ve siz titizseniz eski kilonuzun çok altında kalabiliyosunuz da..
Anannecim anne olmayanın merhameti olmaz derdi, taş yürekleri yumuşacık yaparmış annelik..
Ama aslolan insan sevdiğinden bir parça hayatına dahil etmek nasıl istemez?
Böyle bir sebeple hele de..
Çocuk sahibi olmak çirkinleştirir mi bir kadını? annelık kadar güzellik veren bir şey daha var mı bir kadına..o bir mertebe Allah isteyen bakabilecek durumda olan herkese nasip etsin..
Var mı annenizden daha güzel bir kadın?

Aşkın en somut hali bu ikinizden bir parça..size ve hayata armağan..
Ve hayat arkadaşının söz hakkı nasıl olmaz:S hayatta senin olsun o zaman paylaşma kimseyle!
Yok paylaşıyosan bedeninde ruhun da herşeyin üzerinde söz hakkı vardır sevdiceğinin..hele çocuk konusunda..baba olmak hangi erkeğin hayali değildir huzurlu bir yuvada??

Adını bile yeni öğrendim ama ben diyorum ki bu bayana,bu düşüncede olup dillendirdiğin,yani..
O an olduğundan beter çirkinleşemezsin inan!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...