Ipek B. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ipek B. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2017 Pazar

Hala Masmavi!?

Herkesin bir hikayesi var mutlaka. Bitmeyen bir kitap gibi yaşam sona erene kadar yazılan ve bir sonraki sayfada ne olacağını bilmediğimiz.
Hayatta her şey bizim için. Yaşamak ve yaşadığını anlatmayı istemek insana ait. Kendine saklamak da aynı şekilde bir tercih. Çünkü kelimelerin de kifayetsiz kaldığı bir nokta var orada ne kadar çok anlatsan o kadar anlaşılmaz oluyosun. Ne kadar dinlesen. O kadar anlayamayabiliyosun gönül seslerini duyamıyorsan ki sessizliğin de bir çığlığı var..onu duymaksa ayrı meziyet.
Mesuliyetlerin, kendi iradenle seçimler yapmaya başladığında başlıyor. Ondan öncesi sana ait değil dolayısıyla sahiplenmek manasız olur. Ama sonrasında da esir oluyorsun bazen kontrol sende değilmiş gibi. Ki olmayabiliyor en kötüsü de bu mahkumiyet işte..Peki neden?
Ne kadarını anlatmak istiyorsam o kadarını anlatırım.
Ne kadarını anlamak istiyorsan o kadarını anlarsın.
Azdan çoğu anlamaksa sadece tecrübeli insanların meziyeti.
Kaldı ki bazen onlar bile düşünemiyor, anlayamıyor. Hayatı elimden geldiği kadar dramlaştırmadım.
Kendime acındırmadım veya acımadım aciz biçimde. Bırak yazarken, yaşarken de yapmadım bunu.
En acımasız önce kendime davrandım ve hep bahaneler ürettim başkaları adına.
Affetmezsem yaşayamazdım. Ummadığım şeyler yaşadım. Ummadığım zamanlarda en kötüsü ve ummadığım kişilerden.
Sonra anladım ki yaşam hep bu 'umma' ve 'umut etme'hali. Eğer bekliyor da olsan aynısını hissedebilecegini deneyimledim. Çünkü bunun bile ardinda umut var..
Elindeki duygunun miktarını arttırmak da azaltmak ta tamamen insanın elinde. İçindeki duyguyu ne kadar büyütürsen o kadar yıkıcı olabiliyor evet.
Ama bazıları o kadar büyük ki kendiliğinden bunu da küçültmek makul boyuta indirmek zaten yıkımın ta kendisi.Çünkü bazı duygular olduğu gibi kalmaya mahkum.
Ben nasıl hissettiğimi ya da dayandığımi aktarabilirim sadece. Kelime kelime yazarak aktarmayı seçmedim. Çoğunlukla alt metinden verdiğimi sert alıp ya da yumuşatıp önüne düşüren ve alıp götüren oldu..tam olması olanaksız gördüm ki.

İnsanların yaptıkları veya kayda değer yaşanmışlıkları azsa inanın bana hergün, her an, her alanda başına gelenleri, hatta başkalarını yaşadıklarını acımasızca, empatiden fersah fersah uzak, bire bin katarak detaylıca büyüterek anlatır. O yüzden şu hayatta en çok sessizleri, en çok gerektiği kadarını gerektiği anda konuşan insanı dinlemeyi severim. Bunun için çoğu zaman yazar bir yere yollamam hapsederim. Sabrederim.
Buna biraz dikkat edin çevremizde ne dediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.
Neden ben değil, 'iyi ki ben!' demeyi öğrendiğiniz an nefes almaya başlıyorsunuz.. hayat hala kısa ve lakin kuşlar hala uçuyor ve deniz, gece, gökyüzü hala masmavi..

Bu sabah 6'da uyandım ve bazen uykuya kaçmanın derin sıkıntısından çıkmanın yolunu sabahın erken saatlerinde balkonda kuş sesleri,bir kahve eşliğinde o serinlikte telefonumda önceden yazılmış bir yazıyı ,minik bir de alıntı cümleyi kendimce tamamlamakta buldum, kendi kendine konuşmak bazen çıldırtıcı kulaklarınızı da kapatsanız kurtulamıyosunuz, işte ben bir süredir bu haldeyim.
Alacakaranlık.

21 Haziran 2017 Çarşamba

Sonsuz bir inkar içinde yaşamak ve zordan her zaman kaçmak..

Bunu hangimiz yapmıyoruz ki zaman zaman kendimizce haklı nedenlerle?
Ya da korumak için elimizde olanları bir bilinmeze kurban etmekten çekinerek? gönüllü ya da gönülsüz mecburiyetten veya sorumluluktan her ne ise.
Ya da bize zaman bişeyler ispat etsin, ondan sonra açıklarım beni anlarlar hissine kapılıp kendimizi korumak adına yalanlar söylemiyoruz ardına gizlendiğimizi sanıp? Çaresizlik..
ÇARESİZLİKTEN NEFRET EDİYORUM demişti biri, kurban olacağını ve edeceğini bildiğinden.
Sadece anı yaşamak var bir de ne zaman denesek zararlı çıktığımız.

Hakkım olmayan hiçbirşeye talip olmadım, istemedim el uzatmadım.
Verdiğimi canı gönülden verdim koşulsuz.Yine de verdikçe görevimmiş gibi, mecburmuşum gibi arttıkça artarak istenmesinin önünü alamadım? Bıçak kemiğe dayandığı an verebileceğimi de vermedim. Bir adım ötesini görebilmekten hep.
Minnettar olmasını beklemedim insanlardan ama kadir kıymet bilmelerini umut ettim.
Verdiklerim değil verebilecekleri kadarı bana dönerse eğer bu "gönülden verdiğiniz herşey aslında sizindir" inancıma ait bir ödül saydım. Kendi başarım ya da ödülüm değil, emanet.
Aksi icinse üzülmedim. Çünkü sevmek kuralsız koşulsuz beklentisizse anlamlı.
Size söz verilip verilip icraat yoksa siz de kontağı kapatıyosunuz bir süreliğine.
Aksi halde verdiğinizi de alıp götüren onca emeği heba eden nankör bir tsunami gibi..
                   
Bir de öğrendim ki veremeyeceğinizi talep etmek, hep  karşıdan beklemek, ya da ben yapıyorum sen de demek hatta imkansızı yaşamanız kadar hayal etmeniz bile hayata dair..ya da tam aksi.
Tek bildiğim yorucu.                      
Verilmeyen sözler başım gözüm üstüne de benim kavgam vaadlerle.                      
Benden önce o..suretten once aslı..olduğu kadar, diyemeyecekseniz..neyi neden sevdiniz unutacaksınız ters düştüğünüz an yada hatalarınızla sarıp sarmalanıp iyi edilirken, siz en ufak hataya tahammül gösteremeyecekseniz. Fark edecekse özellikle de sizde bişeyler değiştirecekse.
Siz eğer türü sevecekseniz rağmen türü sevildiğiniz halde...
Lütfen kimsenin yolunu değiştirmesine neden olmayin ki o da sizin hayatınızın orta yerine bomba gibi düşmesin. Çünkü bazen bir intihar komandosu yaratır bir aşk..                
Neye kime ne zarar vereceği umurunda dahi olmayacak kadar büyük boyuttta.
Kendinden vazgeçmiş, onuru kırılmış bir insanın kaybedecek başka neyi olabilir ki?

Ateşle oynamayın akla güvenip ki kalbi es geçmeyin, ki size bir gun dönüp iyi de madem yazmayacaktın aşkı, ucunu neden açtın gururumun bile bile ?
Madem kendini yasakladın,mazur gör merakımı. Çekip gitmek de ne bu kadar güzel bakıp? demesin.
(sadece bu dize alıntıdır)
Siz olduğunuz gibi kalmazsanız, bunu hele hiç karşıdan beklemeye hakkınız yoktur.
Bunu yazın bir yere, lazım olur.
“İnsan böyledir, aziz bayım, iki yüzü vardır onun; kendini sevmeden sevemez.” der Camus.
ama ardından ekler:
“Bazen sebepsiz yere güzel şeyler hayatımıza girer. Her zaman anlam veremeyebiliriz ama onlara güvenmeliyiz.”
Bazen sadece yaşamayı seçmek gerekir..
Bildiğiniz gibi değil sildiğiniz gibi kalmayı tercih edebilir aksi halde.
*alternative

Not: Yazdım ama hafiflemedim? yazamıyorum da zaten bence, o zaman yazmasam mı😑😒

1 Kasım 2016 Salı

Boşluğa Sesleniş..

Boşuna bakıyosun henüz o şarkıyı da o yazıyı da yazmadım.
Biri veya birilerine isyanlarda dilim, kalbim bu aralar sanki değil mi, oysa değil :)

Yazacağım elbette. Bitmesine az kaldı daha doğrusu. Bu da bir önsöz olsun.(ya da taslak)
Hayatım boyunca kendime yüklendim eleştirdim ve suçu kendimde aradım. İnsanların incitilmesi kadar önemli bişey yoktu benim için çünkü. Yanlış anlaşılmak ve birini kırmak.
Ve tam o noktada kaybettim hep.
Kendime saygım ve onurum senin veya başkasının bana göstereceğinden çok daha değerli.
An'ı yaşamak istediğim zaman göze almışımdır her neticeyi ve içimde kalmaz pişmanlık.
Tek pişmanlığım içimde kalan, planlayıp yapamadıklarımdır. Nasip değilmiş demekten başka çarem de yok artık. Gerçekçi ve ileriyi gören biri olduğum içindi çoğu cesur kararım.
Üzülmek harici bi bedel ödemedim kaybım da olmadı,bir adım fazla attırmadığım için hep iyi ki dedim, istediğini elde edemeyince çirkinleşip gerçek kimliğine bürünenler, beni üzmek için çabalayanlarsa hep aynı ucuz yola saptılar:) Gidecek başka yer yoktu ki..
Şimdi kendimi sorgulama, suçlama, özeleştiri yani bunları boşuna yaptığımı yeniden görme günlerimdeyim. Gördüm ki ağzınızdan çıkanlar zehir, kalbinin bildikleri bile değil. Ne olur ki itiraf etseniz? Söylemediklerinizi duymadığımı anlamadığımı mı zannediyordunuz gerçekten?
Belki de Tebrizi gibi bir yol çizmelisin kendine sen bu boş işleri bırakıp, huzur hak yolundadır bazıları için. Can yakmanın, kul hakkından, kalp kırmaktan, küfürden aldığın günahların önemini kavrarsın bu ulvi yolculukta kimbilir? Deistte olsan bunlar esas, başka bir dinde tanrıya inansan da bunlar esas.. Güzel ve doğru olan herşey ortak. Kalbini temizle, ve temiz tut bi çocuk gibi..

Yazdıklarımı ve taslakları sakin bir kafayla okudum da, hep yarım kalmış bişeyler, öfkem, nefretim, hasretim, çünkü benim beynim sürekli kötüleri silme derdinde. Yanlış bir şey söyleyip yazıp geride silinmez bir acı bırakmamak için.. Ya bende kalanlar? hunharca savrulanlar ve benim gördüklerim? Kişiyi o görmek istediğim, yakıştırdığım çerçeveye oturtma çabam sonunda çerçevenin kırılıp elimde kalmasıyla son bulmuş bazen bakıyorum da. Kendisini yakıştırıyorsa ait olduğu çerçeve odur oysa.
Artık şah damarına kadar bildiğim gördüğüm şeylerin hiçbir hükmü yok, söylenen, açıklanan, düşündüğümün aksi bana iş işten geçtikten sonra gösterilmeye çalışılsa ne olur artık, görünen köy ne olacak? Geride kalan hep bir enkaz..Hasar görense çok şey var, başta güven, inanç ve samimiyet.
Gerçek hayatta bir ton sorunu varken esrar çekmesi gibi bişey olsa gerek insanın oyalanmak boş vakit geçirmek, ego tatmini için sanalda takılıp kalmak ve sürekli absürd davranışlar.
Bariz bir insan bağımlılığı ama sokulmadığın, ait olmadığın bir çevre gerçeğini örtecek kuru - sıkı, yalan - ve senin kadar yalancı bir kalabalık.
Siber kalabalıktan bahsediyorum öldürücü yalnızlıklarınıza meydan okurcasına.

Eğer ben bu sağlık savaşlarımdan sağ çıkarsam, çok farklı bir ben zuhur edecek benden.
Kendime söz veriyorum. Hiçbir sözümü geri almak ya da yemek zorunda kalmadım bugüne kadar..
Tehlikeli sayılmam artık...



23 Ekim 2016 Pazar

Anlamazdın...

Kime neyi anlatmaya gerek var ki şu an?
Dikkatsizce hunharca savrulan kelimeler bu kadar ortadayken kime neyi anlatmaya gerek var satırlarda?
Anlatsam anlayacakmıydın? Anlamazdın..
Adeta bir film sahnesinin hiç karşılaşmamış gibi duran kahramanlarıyız, ne rolümüz belli ne repliğimiz. Doğaçlama oynadık hep bu yüzden tekrarı çekilemedi hatalı repliklerin.
Adımlayabildiğimiz kadar yakınız ve savrulduğumuz kadar uzak..yalnızca kendimizi ifade edebildiğimiz kadar kelimelerimiz, çok zaman yetersiz ve eksik.
Bu yüzden değil mi denemişi deneme gözükaralığı ve "belki öyle değildir ha" umudu? Her şey yalnızlıktan, yerine birini koyamamaktan değil. Ama değmeyeceğini defalarca gördüğün birine böyle vazgeçilmez hissettirdiğin için nefret ettin her defa kendinden. O kendini kandırmak var ya hiçkimse yapamaz bu kötülüğü aslında insana. Kabul et, herkes ikinci şansı haketmez. Aynı suda iki kere yıkanılmaz.                  
İzin veren kendinsin kandırılmaya, tek suçlu doğru yerde ve sözlerinin arkasında duramaman dağ gibi. Hür ve dimdik. Bir rüzgarla savruluyorsun kum gibi.
Perde yine kapandı değil mi? Ama o son ne kadar çekersen çek asla değişmez, kaybettiğin  zamana acısa da bir yanın diğer yanın müsterih olur en azından denedim diye *belki de bir tesellidir bu yalnızca*. Bile göre lades. Yediremezsin. Bilirim, bunu en çok ben anlarım...
Çok uyarılmıştın değil mi? çok yeminler ettin, bunu hatırlatanlara sırtını döndün, bu yüzden kimleri neleri kaybettin? neleri kaçırdın ya da kullandın? can yaktın mı yok yere eften püften bahanelere sığınıp? değdi mi? hayır. Senin iyiliğini düşünüp önerince yapmadığını sözüme gelip gönüllü yapınca doğruyu mu bulmuş oluyosun, söz dinleyince ezik mi olacaktın?
Bu yüzden gözden düştün, alay edildin, yanında olanları ardında bıraktın sırf o çıkmaz sokağa yeniden girebilmek için, çok yüzüne vuruldu tükürdüğünü yalaman,e haliyle? İstediğini söyleyen istemediğini işitirdi çünkü. Olsun. Denemeden bilemezdim de geç şimdi, ektiğini biçmek ya da bedel ödemek ne dersen de, ama önüne bak bu defa. Yol sanki orda bitmiş de çıkar yolun kalmamış gibi davranma aptallaşma:) Yol ayrımındadır asıl sır bazen.Sadece başladığından da daha yalnızsın şimdi.

Sahne kapandığında olabildiğince bir suskunluk perdesi inerken dudaklarımıza, diğer sahneye geçer geçmez pervasızca dökülüyor kelimeler günahlarımızla. Hangimizin daha çok günahı var bilemedim şimdi, hangimiz daha masum ya da hangimiz daha günahkar? Bu günah çıkartma kıyaslama her iki taraftan aynı mı görünür sahi? İtiraflar ne kadar zor ve ağır değil mi?
Ha, bu arada hangimiz diye birşey var mıydı? Biz dediğimiz Sen! lere düştüğünden beri 'evet' vardı. Yoksa tüm hayallerimiz, amaçlarımız, umutlarımız ve suçlarımız ortaktı, işlediğimiz her suçun arkasında durabilecek kadar sağlamdı yüreğimiz...BİZ'iken.
Şimdi madem bir film karesinin son sahnesinde son perdenin iplerini çekiyoruz ellerimizle..
ayrı karakterlerimizle; gel son bir defa ama son bir defa BİZ olalım...
En sevdiğim filmin bir repliğinde olduğu gibi, figürana düştüğümüz için terk ettiğimiz bu filmden sonra, dilerim ki hep meraklı olduğun gibi bu defa da başrol senin olsun ,
ben "karakter" oyuncusu olarak kalmayı tercih ederim:') 
çünkü film bitse de, yıllar geçse de, onlar hep aklında ve yüreğinde kalır..

“Her tesadüf bir başlangıçtır; finali sen oynarsın, 
perdeyi kader kapatır...”
Koskoca postun anlatamadığını candan anlatmış..

16 Ekim 2016 Pazar

Haddimden Bildiriyorum

Beni anlattığını düşündüğüm yazılar gördüm, şiir ve alıntılar gördüm, okudum ağladım,
yazdım sakladım, benimsedim, yardım aldım beni anlatması için ama benimmiş gibi yapmadım.
O cümleleri kuramamış olduğum için şaşırdım, kızdım ama ben yazsam herkes ulaşamazdı ki zaten?
Ama yazarı belli olmayan ve her kaynakta ayrı yazar adı, veya anonim diye sahiplenilmiş gördüğüm şeyler üzüyor beni, kaynağını bildiğim herşeyi mutlaka belirtirim olmadı alıntı derim. Çünkü tamamı benim anlatmak istediğimi ifade edemez zaten. Benim cümlelerim de sizi edemez.
Mesela bu yazı benim cümlelerdimden oluşuyor işte beceriksiz, düşük cümlelerim ve öncelikli yüklemlerim beni tanıyan hemen anlar o derece:) Mesela iki ayrı olay iki ayrı konuyu tek blog olarak yazıcam yine, bu da bana ait bi saçmalık . Ama bana ait..ben.
Ama başlık, bana ait bir dizilim değil..bir kitap adı. Ve sırf bu başlık ve tanıtım yazısı yüzünden alacağım bunu:
Önsözü hiç yazılmamış ikinci el kitapların paragraflarından geldim. 
Kusuruma bakma çok el değdi, çok okundum, çok yorgunum. 
Hüzün sofralarının en aç karnıydım, bir türlü doyamadım. 
Yine de öpeceksen hüznümden öp beni. 
Bir pencere gökyüzü sür yüzüme, 
kuş kanatlarında sağanak yağmur sakla,gülüşünle ov sızılarımı... 
Sana görülmemiş rüyalar adadım... 

Bir nedenden hassasiyetim olan bir kelimedir "had" ve çok sık kullandırtır bana hayat.
Dün akşam sıkıntısı olduğunu farkettim sevdiğim birinin, konuşmaya başladık o da benim için aynı şeyi düşünmüş hatta sende bişey var derecesinde iddalı, olmadığını söyledim güldüm ama geçemedim, izah ettim inanmadı, sizin düşünmeden yaptığınız minik alemeti farikalar başkası için büyük anlamlar içerebiliyor anladım ki. Bende de bu oluyor ama neredeyse sert çıkarak birini bişey paylaşmaya zorlayamam ki belki içini dökmek belki içinde saklamak istiyordur, belki kendini hatalı gördüğü bir konudur zaten korkuyordur tepkimden, belki de gerçekten bişey yoktur duygu durum değişikliği yaşıyordur, yanında olduğumu bilsin isterim yalnızca, dilediğinde yargılamadan sessizce dinleyip sonra dilsiz olacağımı..haddim budur bana göre..
Kimseden çekinecek bişeyim yok ama verecek hesabım da yok, bu hakkı verdiğim insanlardan geri aldığım an bir daha vermem, ben kendimi sürekli açıklama yaparken öyle değil böyle derken buluyorum ve bu beni yoruyor, haddine mi demek istemiyorum,o hakkı biz vermişiz diye ama ben kendime haddime mi dedikçe ya da anlattığım biçimde düşündükçe bir bakıyorum kimsede bu yok? benim söylemem gerekenler bana sarf ediliyor çatır çatır e asıl o zaman birbirimizi anlamamız gerekmiyor mu?

Sahip çıkılması gereken şeylerin başında ot ocak mal mülk değil, kendine verilen sözler, insani değerler, edilen yeminler, ardına sığınılmış bahaneleri aslının o olmadığını bile bile yutmamak, salak yerine konmayı hazmetmemek, yemediği nane kalmayıp gidecek yer bitince ,sırf yalnız kalınca aynı kapıya dönüp aynı muameleyi göreceğini sanmamak hatta görürse bunun hayra alamet olmadığını bilecek kadar aydınlanmış olmak yani yememek:p

Haysiyet, onur, sözünün eri olmak, dediği yaptığı tezat olmamak, bahanelere sığınmamak
gibi değerlerin olduğunu unutmasa keşke insanlar değil mi:)
Yoksa benim gibi unutmayanlar ve esas alanlar zbam diye o yüzsüz yüzlerine vuruverir tokat gibi.
Demem o ki, madem debelendiğiniz yerde memnunsunuz sesiniz çıkmasın, size bişey dediğimiz de (ben ve benim gibi özü sözü bir dobra insanlar yani) abuk sabuk atarlanacağınıza dürüst olun, yalansız olun, attıklarınızı hatırlamakta zorlanmayın sonra, vee boyunuzdan büyük konuşmayın, sonra bi tarafınıza kaçmasın.

Bir KUŞ masalında dediği gibi: 
Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp duruyormuş. 
Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karların üzerine düşmüş. 
Kuş çaresiz, soğuk karın üstünde ölümü beklerken 
oradan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. 
Kuş öyle bir sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa, 
kalkıp ineği dövecek. 
Bir de bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, 
yaşama geri dönmüş. 
Öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, oradan geçen bir kedi de bunun sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış. 
Kuş buna çok sevinmiş, tam kediye teşekkür edecekmiş ki, 
kedi onu yemiş... 
Şimdi; (Hikâyeden alınacak dersler) 
1- Her üstüne sıçanı düşman sanma, 
2- Seni her boktan çıkaranı dostun sanma, 
3- En önemlisi: 
BOKUN İÇİNDE MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARMA... 

Belki de layık olduğun odur.
Bunu yazıp duvarınıza asın lütfen ;) İyi geceler:**

2 Ekim 2016 Pazar

La Chanson..

Ve bir kez daha söyledi;
Sözlerim dudaklarımdan çıksa da kalbimin yankılarıdır...
Beni konuşturan gözlerin ve sevgindir.
Sonra ağır ağır kadehini kaldırıp içmeye devam etti.
Gözleri kraliçesinde ve elleri kılıcının kabzasındaydı...
Sonra biraz yorgun ama hala mağrur ,mırıldandı...
Bu böyle biline..

Ve zamanında kifayetsiz ilişkilerinin  ardından sarf ettiği sözleri anımsadı;
Benden sonra kendini kucaktan kucağa atanları ya ben çok sıkmışım, ya özlerine döndüler, ya da onca insanın toplamının bir "ben" etmediğini gösterdiler bana..
Gün olup kendisinin bir lanet gibi bunu yaşayacağını ve göstereceğini, bilemezdi.. İçeride yeni bir çıplak beden beklerken onu, ruhsuz ve sevgisiz, tıpkı kendisi gibi;
Onun gözleri bambaşka yerlerdeydi..
Ağır ağır kadehini önündeki fotoğraftaki o simsiyah gözlere bakarak havaya kaldırıp ,mırıldanır fısıldarcasına,öfkeli,küskün,kırgın ama hala inkarda:
Je me suis perdu dans tes yeux...
Nasılsa onu duymuyordu artık...
Kaybedildiğini tekrar etse de teselli için,aslında bilirdi kaybedenin kim olduğunu...ve minicik bir esinti onun kokusunu getirdiğinde olanları..
Doğruldu yavaş yavaş yeni "mutlu" maskesini alıp masanın üzerinden,
sesini kesti içini kanırtan o şarkının son yudumunu kafasına dikip buzu çoktan erimiş viskisinin..

Mon doux, mon tendre, mon merveilleux amour...

Ve mırıldandı anlamsızca, sızladı herkesten gizlediği göğsündeki yarası,
mırıldandı anlaşılmaz bi hırıltıyla, yüzü asık..:
-Bu böyle biline.. 
Alıntı değildir. 2013 Ekim.

3 Eylül 2016 Cumartesi

Çok olmadı kendi kelimelerimizle vedalaşalı..

Hele de burda öyle değil mi? yani paralel evrende.. peki neden?
Eli az bişey kalem tutan herkes isyanda.. herkes mutsuzluklarının, uğradıkları ihanetlerin,yenemediği hayat savaşının sorumlusu diğerlerini buldukça (-ki yok değil payları elbet) ve diğerleri de dayanamayıp uğradığı haksızlığa, dile getirdikçe bişeyleri , asıl yazılası şeyler uçup gitmeye ya da tatsızlaşmaya başladı gitgide.
Çünkü ben, beni hayata, hayattan sıyrılmak için takıldığıma göre de bu evrene bağlayacak pozitif şeyler görmek duymak ve yazmak istiyorum.
Kelimelerimizi sarıp sarmalayıp saklıyoruz kendimize..
Hesap sorulmasın diye. Çünkü yaşanası şeyler ellerden kum gibi kayıp gitmekte hızlıca.
Herkesin ince hesapları var bazılarınınki tam azimle s..an misali. Sinsice ve kirli..
Sen görüyorsun ama asıl görmesi görmesi gerekenin gözleri sımsıkı kapalı bu yüzden bastığı yerin pisliğinden bihaber..Oysa hep yanlış zaman, yanlış insan, yanlış yol, yanlış adımlar..
Elinde silgi hatanın beklendiğini bilemezsin, biri silerken o kıymetli defterini de yırtar, oysa sen sadece bi çizik atarsın üstüne hatalı sözcüklerinin, olmadı bu, yanlış yazdı dersin sonsuzkere inanırsın çünkü öyle demek istenmemiştir ve düzeltilmesini beklersin.
Sen beklerken, o da bekler. Adım atsan sarılır, bi adım daha atsan iter..artık nerde duracağını bilemezsin. İşte boşluktasın! Oysa istediğin ve daha dün olduğun yer burasıydı:

Bugün ben yarın sen yaşayacaksın aynısını, hatta yaşadın değil mi? 
Er geç yaşayacaksın, çünkü hiçbir aşk, hiç bir dostluk, samimiyet dediğimiz o özel ve içinde şeffaflık özellikle de DÜRÜSTLÜK barındıran kıldan köprüden soluksuz geçemiyor.
Herkes sınavı birbirinin. Herkes herkesi eşit sevemez, güvenemez, zorlamak anlamsız.
İçine göm sözcüklerini.Samimiyet arama. Dürüst değiliz çünkü:
Kendimize saklıyoruz gerçek duygularımızı da..
İncinmeyelim, refüze olmayalım, kırmayalım, uzatmayalım, o yaptı ben yapmam derken..
Köprüye köstek olan ayağa dolanan ya da sarpa saran şeyler var önceki savundukları ya da dediklerine ters düştüğü için gizli kapaklı, çifte standartlı, işinize gelirse, kabul mü?
Değilse akla hayaline gelmemiş şeylerle suçlanabilirsin, onurun da zedelenecek.Duymayacaksın.
Sabredeceksin. Sınavdan on tam puan alacağından eminken, en yüksek puanı hiç çalışmamış işi gücü kopya olan bi başkasının aldığını duyduğunda hissettiklerini hissedeceksin, boğazın düğümlenecek ağlayamayacaksın, lanet edeceksin hocanın seni anlamayışına, kıyaslama kendini sakın bu yüzden yapma bunu kendine!
Sakın unutma bir gün hakkını alacağın, hep iyilerin kazanacağı öğretildi sana ve buna umut denildiğini öğrendin büyüyünce..en büyük işkence bu.
Elimi uzattığım her şey uzaklaşıyor gibi, kaybetmekten korktuğum her şeyi kaybediyorum..
ya da ben vazgeçiyorum.Buz kesip. Çözüldüğüm an geri dönüşü yok.
Bi küçük eylül meselesinde son sahnede tam ellerini tutacakken adamın sularda kaybolması gibi,
karayı görmeden boşa kulaç atmak yüzdüğünü sanmak ama dibe, en dibe batmak gibi..
Herkesin kolları aynı güçte değil..
Ben çok yorgunum artık.
Egom karşımdakine verdiğim değerden yüksek değil, olursa ben ben olmam, insan olma mücadelemi kaybederim...
O yüzden bu kadar kolay beni incitmek, ben veriyorum ellerimle bütün gerekenleri.Benim hayatım, benim kurallarım, benim seçimlerim, ben saygı duyuyorsam saygı beklerim, egoistlik yok benim dünyamda.
Vefa var, sabır var, emek verdiğim her şey parçam, fedakarlık var AMA kişiliğimden ödün vermeden.
Hem bu kadar güçlü hem kırılgan olmak nasıl bişey ben de bilmiyor ama yaşıyorum.
Bizden ne beklenildiğini bilsek ve hep bunu yapsak nasıl mutlu eder sevdirirdik kendimizi herkese dimi yalakaların başarısı bundan olsa gerek? Ama bi robottan ne farkımız kalırdı?
Dost acı söyler ,hep duymak istediğimi söylüyosa bi beklentisi vardır, asla yalaka olmadım, sevmem de. Yanılmadım yanılmam bazı konularda. Nefret ediyorum haklı çıkmaktan, geleceği görmekten, şaşırmaktan da keza. Gene bildiğimi okuyacaksam da diğer pencerelerden de görmek isterim tablomu. Kendimle yüzleşmekten korkmuyorum çünkü. Kusursuz olsaydım keşke ama olamam.
Bir yalanla ve önyargıyla başedemem. Edemiyorum ama kabullenemiyorum da
kendimi ifade edemedikçe deliriyorum hazmedemediğim bundan ibaret. Başka hiçbirşey değil.
Başka birisi daha hünerliyse bittin. Mağdur edebiyatı hep galiptir. Mağdur edebiyatı hep galiptir.! ve ben bundan tiksiniyorum.

29 Temmuz 2016 Cuma

Yarayla alay eder yaralanmamış olanlar..

Kimileri yazmaya teşvik ediyo beni, kimleri sus diyor. Aynı içseslerim gibi.
Sus diyor, içinde kalsın, nasılsa duysalar da anlamayacaklar. Hatta anlasalar ne anlamasalar ne?
Kulaklar kör gözler sağır olmaya adanmışsa özellikle de bir duvarı aşabilen sözcükler sırtından vurulup birer birer düşebilirler önünüze...
Bu yüzden sus.
Herkes, zaten bildiğinden emin olduğu ile kalsın en güzeli bu çünkü siz konuşmaya başladığınız an hesap sorma hakkı görecekler kendilerinde amansızca. Oysa böyle bir hak yok..
Yazmıyorum, yazamıyorum, ifade edemiyorum içimdekileri ama tutmak bana ne kadar zarar veriyor bunu da biliyorum..
Döktüğüm gözyaşlarımın bedelini kimseye ödetmeyi düşünmedim hayatım boyunca, kimseye lanet etmedim bir kişi hariç o da dost kontejanından canımı yaktığı için, yine de kabul olmasın dilerim ki,benim ahım kimseyi bulmasın..
yaptığım hataları bana yaşatılanları "ibret" görmedim ki yeniden şans verebileyim hak eden birine, ama tecrübe olarak heybeme attım, suçlamadan, kapalı olmasın kapılarım sırf geçmişte yaşadıklarım yüzünden, bu bana da haksızlık olurdu..Hak edene de. 

Nedir hak etmek? Hep hak ettiğimizi yaşamayacağız elbette etmediklerimiz de olacak ama her birinden
asıl mesul olan yalnızca benim..

Çünkü benim hatalarımın bedelini ben ödemeliydim, benim yanlış kararlarımın sorumlusu sadece ben olabilirdim, denemeden bilemeyiz ya bazı şeyler bize ne getirecek, kucağında beyaz güllerle gelen hayat,
 aniden uzaktan ateşler içinde bırakabilir sizi. 

Siz yanmayı seçince kül olmazsınız, pişersiniz, demek hamdınız, bundan sonraki yolda daha iyi göreceksiniz kucakta sunulan gül mü? Ya da siz güller verebileceksinizdir belki bu defa.
Nefret kustuğum öfkeden deliye dönüp ağzımdan çıkanı kulağım duymadığı zamanlar olmadı mı,
kimin mükemmel ve kusursuz bir fren sistemi var ki? Karşımdakinin hava yastıklarına güvenip bodoslama dalmak beni mazur göstermeyecektir, kaldı ki bana hiç yumuşak yer denk gelmedi. Haklı da olsa, haksız da.
Ben işittiklerime kulaklarımı tıkayıp araya yastık koysam da hasar almamak için, karşılıklı sağ çıkmak imkansızdır bu yaralarla velhasıl.
Bir insanı kusurlarıyla kabul etmek ve insan olmanın zaaf ve gereklerinden bahserken,
kusur gördüklerimden dolayı yargılayamam, ben kusursuz olmasını bekleyemem kimseden
kendim değilken, bu bencillik. Ve ben bencil insanlardan hep nefret ettim.
Kendimi korumak adına da kabulllenemem bunu.
"Kaybeden beni kaybetti, bu yüzden en büyük kayıp onundur" egosu ise bana çok uzak, iki mükemmel insan anlaşamayabilir ve öz değerinden gram kaybetmez, kendi elleri ile kendi ipini çekiyorsa artık yapılacak bişey kalmamıştır, birimiz kötüyse de kime göre neye göre kötüdür?
Kırılıyorsan, kırılmışsan mutlaka bir yerde sen de bunu yapmışsındır ve bardak dolmuştur.
Beklentiler..sadece üzer. Ama beklentisiz umutsuz bir hayat söz konusu olamaz. Lakin senin  hayattan beklentilerin ve aşk /ya da dostluk anlayışınla karşındakinin aynı olmayabilir ve bu anlaşıldığı zaman artık hummalı biçimde hep karşı tarafta suç aramayı bırakmalısın.! 
Bu kötülüğü sadece  kendine yapmıyorsun çünkü hani deriz ya: "tek istediğim....dı" yalan!!
Asla tek bişey istemeyiz, her şey mükemmel olsun isteriz duyarsızca, duyarlı olmalarını hep bizi düşünmelerini isteriz, oysa karşımızdakinin hamurunu severiz ama onu yoğurup yeni biri yaratmaktır hevesimiz 
tam da ağzımıza layık.. damak tadımıza uygun.

"Hepimiz günün birinde
kendimiz için doğru olanı seçerken
bir başkasının yaşamının yanlışı olabiliyoruz..."
— Kürşat Başar

Yanlış olan sadece uyumsuz iki bireyin karşı karşıya gelmesidir, bu uyumsuzluk bazen ilk anda ortaya çıkar bazen çok uzun bir zaman diliminden sonra ufak fikir ayrılıkları ile başgösterip,
ben olsam böyle yapmazdım-demezdim lerle ayyuka çıkar ve kopma noktası kaçınılmazdır..
Çünkü sen o değilsin, o da sen değil. Ne beklediğini bilse de onu yaparsa senin kuklan olmaktan öteye geçemez.
"Şeytan görsün yüzünü" , "ne ölün ölüme ne dirin dirime" deriz ama bizler tövbelerini bozan aciz kullarız çünkü içimizde hep bir umut besleriz, bir şans daha isteriz bazen her şey yeterince kirlenmemiş çirkinleşmemiş se belki, ama iyi bir fikir değildir denemişi denemek..iyiyse de doğru kullanmak önemlidir o "son şans" ı. Karşındaki buz kesmeden önce.
Lakin umut olmasa yaşayamayız inancımız kalmaz hiçbir şeye. Her yanılgıda denemede kendimize kızmamız bundandır.
Ama bazen de söylenmeyeni, dile getirilmeyeni anlamak zorundayızdır.Gidebilmeyi mesela, yolun bittiğini.
Daha fazla kırılmayalım, omuzumuzdaki yük daha da ağırlaşmasın diye susabilirler. 
Sessizce vazgeçmemizi bekleyebilir ya da kendi hayatlarına devam edebilirler. 
Bireysel, onlara ait ve artık dahil olmadığımız hayatlarına. Orada onlara artık özgürlüklerini iade etmek zorundayız, saygıyla..kapıyı çarpmadan.
Sorulamadan, yargılamadan. Anlayışlı olmazsak asla anlaşılamayız.
Kabullenme aşamasıdır bu ve ruh ve beden sağlığımız için en önemli süreçtir.
Kabullenmek, olup biten her şeyi hazmetmek kolay olmayabilir, haksızlıklara uğradığımızı da düşünebiliriz
 ama bir zaman en sevdiğimiz olan insanlara en kötü sıfatları yapıştırdıkça çirkinleşip,
onların üzerine yapışmayacak etiketlerin bizim yüzümüzü iğrenilecek hale getirdiğini kabul etmeliyiz.
Birilerinden medet ummak akıl işi değildir, bilin ki verilen her destek size sonunda köstek olarak geri dönecektir 
veya yaralı bir hayvan gibi acı ve öfkeyle ağzınızdan çıkan her söz dönüp sizi yaralamakla kalmayacak, 
yerine ulaştığında fikriniz değişmişte olsa değişmemişte sadece bunları duymak kalan saygı ve muhtaç olduğunuz aşk kırıntılarını da yok edecektir.
Kimseden sevgi dilenmedim, bildim ki verdiğim kadarını alabilirim ama eğer alamamışsam ,demek ki ona yetmemiş benim iki kişilik sevgim..Bazen de sırf bu yüzden vazgeçmelisiniz. Yetmediğinizden..
Öfkenin kıskançlığın acının tüm acımasız silahlarını kuşanıp öldürmüşsek son kalan hayat emaresini de, 
artık sorumlu yalnızca benim..onun suçunu da ben sırtıma aldım. Haklıysam da bu davayı kaybettim.
Daha fazla leş kargası gibi beklemem ölünün başında, son damla kanına kadar tüketmek için.
Hala yaklaşan her canlıyı aynı silahla vurmaya kalkışmam..belki iyileştirecektir biri onu?
Özetle durmam gereken yerde dururum..o kanı içimde kuruturum sızdırmadan.
Kabullenmek mi?.siz ne dersiniz adına bilmem. 
Kabullenmek köprüdür...Bırak hayat olduğu gibi gelsin..

 

26 Mart 2016 Cumartesi

Sanrılar..

İçim dolu dolu, ağzımı açtığım an havaya karışan sözcükler, çığlıklarsa bana ait değil,
elime kağıt kalem alıyorum bu defa, yazdıklarım bir başkasının sanki..
Birkaç mektubum var bitmiş, söz verildiği halde hala yerine ulaşamamış. Bişeyler eklemek istiyorum, yapamıyorum, okumuyorum eksiltmemek için yeniden bir de.
Boğuluyorum. İçini dökmek dedikleri koskoca bir yalan.
İçinde kalsa seni öldürüyor, ama çıkamıyor, kulaç atmaktan yorulup yuttuğun tuzlu sular,
ve kusamıyorsun.
Hep içimde bir umut, her şey bir gün güzel olacak, öyle değildir, duydukların da senin gibi istemeyerektir, gördüklerin göründüğü gibi değildir, kendimi mi kandırıyorum?
Bunu bile bilmiyorum, ben hep görmek istediğimi gördüğüme inandım hayatım boyunca.
Benden zarar gelmez deriz ya, ben tam manasıyla o insanlardanım malesef,
İşte ben bu yüzden bana zarar da vermezler zannettim. En kötü yaralarımı göstermekten kaçınmadım kabukları kaldırılıp oluk oluk kan akana kadar...acıdı! dedim, sonra sustum,içime attım.
Neyse herkes gibiyim yani biraz, hiçbir duygu kişiye özel değil, sadece sevmek kişiye özel.
Öfke, nefret, intikam gibi, ama bunlar insani de değil. Elde de değil bazen, irade ve kişilik işi.
Anlatmaya çalıştıkça dilim dolaşmasın, sadede geleyim .
Bir kitap okumuştum yıllar önce, bugün kafamda oradan satırlar yankılandı adeta bana birisi okumuş gibi. Yazlıktaydık ve 2 günde bir kitap satın alıp okurken bir anda gözüme ilişmişti,
daha bir gün önce sanırım radyoda şiirini dinlemiş derin düşüncelere dalmıştım. Videosu burada.

Neden bilmem çok severim bu hassas güzel kadını. Çok gerçek çok samimi buluyorum,
annem de çok severdi ve videodaki şiirini ona ben okumuştum, okurken ikimiz de ağlamıştık.
Gitgide anneye benzemek, anne bahtının kıza olması diye bir gerçek var beni korkutan..
Bir yerlere sığdiramiyorum yüreğimi Bazen dalip giderdin mutfakta yemek yaparken, tahta kasikla tencerenin başında öylece Ne düşünürdün acaba? Özlemek cok fena anne, anlamak seni daha da fena... 
Konuyu dağıtmayayım, kitabının ismi Bitmiş Aşklar Emanetçisi, muhteşem satırlar var içinde:
Biz seninle...
Kocaman bir bahçe gibiydik. Büyük bir göl
Pufur pufur bir bulut...
Her aşkın ilk günü böyle midir?
İki kişi bir bütün olunca kaplar mı her yanı?

 ismini duyunca ne hissetmiştim anımsamıyorum ama çok etkilemişti beni. Yıllar yıllar oldu alalı.
Şimdiyse her birimizin böyle olduğunu hissediyorum, biten bir aşktan size gelenler ve veda ettikleriniz..sanki hep eğreti, hep emanet. Oysa hep sizinle kalsınlar isterdiniz değil mi?
Ve şah damarı bir şiir vardı Afşar Timuçin'e ait. Sanki ben yazmışım! dedirten ,yazıldıktan sonra bize ait olanlardan, öyle ben..Acaba , benim kadar.... ?

Şimdi belki sende benim gibi ölesiye yalnızsındır
Uçan kuşları gözlemektesindir tek başına...
Çamların yeşiline dalmış gitmiştir gözlerin
Radyo dinliyorsundur ya da susarak
Bir kitap okumaya çalışıyorsundur kimbilir
Belkide anılarını deşiyorsundur ,bir olmazı
Bir açmazı derinden derine kurcalar gibi..
Bir kahve içmeyi, bir elma yemeği kurarak ,
Saatine bakıyor olabilirsin uykulıu gözlerle
Çocukların oyununa dalmış gitmiş olabilirsin
Maphus gibi, tutsak gibi, belki kök gibi,
Yarını olmamak gibi bir duygu içindesindir.
Belkide kendini bağışlayamıyorsundur
Benim hiç bilmediğim bir şeylerden ötürü...
Kırık trenler gibi öylece kalakalmışsındır...
Kalkıp gidip çekirdek almayı düşünüyorsundur.
Ya da uyumak istiyorsundur her şeyi unutmak için.
Belki sende,
 benim gibi 
ölesiye yalnızsındır...

7 Mart 2016 Pazartesi

Kaotik Gönderiler!

Bugün, bunca zaman sonra ilk defa alıntı değil, beni anlatan başka sözler şarkılar değil,kendi sözcüklerimle isyanımı dile getirmeye gelmiştim. Taslaklarıma baktım önce..
Gerçekten iddia ettiğim gibi mutsuz sıkıntılı hissettiğimde yazmışım çoğu zaman,
kafam çok doluysa alıntılar paylaşmışım benim için kaybedilmemesi gerekecek kadar değerli olan.
Hiçbir hedefi amacı olmayan. Ama ben yazsam bunu yazardım dedirten.
Deşifre edilmişseniz, yani zamanında güvenip birilerine bak ben buraya yazıyorum bazen demişseniz,
içinizi özgürce dökemez hale geliyorsunuz, hatta sizden beklentiler olup boğdukları bile oluyo,
neden onu yazmadın, neden mutluyken yazmadın, bak bunu yazmışsın ama, burası benim sığınağımdı? ne zaman içimden gelirse o zaman yazmalıyım değil mi,
zaten tüm detayları ile hayatımın her gününü paylaşsam bu bir günlük olurdu herkese açık ve ben bunu hiç istemedim, hep bana yöneltilmiş bir sorudur blog yazmaktan anlamayanlar tarafından,
arada makyaj ve stil bloglarına gözleri değmişse hele de yandık, sorular stabil,
neden resmin yok, neden neler yaptığını anlatmıyosun, yahu bunun için daha izole ortamlar var kişiselleştirilebilecek paylaşmak istersem, instagram, facebook gibi, paylaşanlara sözüm yok ama ben istemiyorum?
Ve işte bu yüzden anonim kalmak istiyoruz çoğumuz. Umarım yeniden açıklamak zorunda kalmam:)
Huy bu, tercih, ne derseniz artık.Ben nasıl saygı gösteriyorsam beklediğim bundan bir adım ötesi değil.


Bir yorum gördüm onaylanmak için bekleyen:
Bak yukarıda ne güzel yoruma teşvik eden mesaj yazmışsın , ama atılan mesajlara cevap verme tenezülünde bulunmamışsın :) 
Hah dedim tam da yerine rastgeldi yaramın.Elimden geldiği kadar ihmal etmemeye çalışıyorum
ama ben zaten yazarak diyeceğimi demiş oluyorum bazen de.
Ama burda başka bir yaram var tam cız ettiren.
Konu: sürekli içine düştüğüm yanlış anlaşılma kaosu.
Bir fikir, bir yardım, hiç olmadı içimi dökmek istedim.
Sütten çıkma ak kaşık değilim, sabırlı ve ağzından çıkana dikkat etmeye çalışan bir insan olmaya,
kendimi karşımdakinin yerine koymaya çalıştım her zaman.
Ama bunu başaramıyorum her zaman gördüm ki, üstelik bir değil birkaç olay üst üste geliyor bazen.
Mücadele etmeyi bırakmak dendi susunca, konuşunca zorlamak oldu, hep böyle değil midir?
Nerede konuşup nerede susacağını hatta ne zaman pes edeceğini bilmeli insan bazen sessizlik öyle çok şey anlatır ki bütün soruların ve sorunların çözümü olur.
Ama arkadan konuşmak nedir benim aklım almıyor alamadı bunu, hazmedemedim.
Çok üzgünüm, çok kırgın,çok şaşkın.
Bana yapılmasını istemediğimi ben başkalarına hele de sevdiklerime nasıl yapıyor olabilirim demiyor musunuz?
Ama bir de şu var ki, ben çok zor güvenen bir insan olarak, kazık yemelere doymadığım için, birini güvenip sevdiğimde onun iyi niyetinden kuşku duymuyorum elimden geldiğince, elimden geldiğince diyorum çünkü karşınızdaki insan sizi tanıyorsa tahammül edemeyeceğiniz şeyleri bilir ve sizi kıracak bir şey yaptığında bazen kasten yaptığını düşünebilirsiniz de.
Çünkü sonucunu biliyor olmalıdır ve bunu göze almıştır, hatta ,stediği dolaylı olarak budur değil mi?
Öte yandan bazı şeyler anlıktır ve bunu düşünecek zamanı olmayabilir veya bu kadar önemseyeceğinizi de tahmin etmemiş olabilir (pollyanna ölmemişse eğer)
İşte ben bu yanılsamanın bedelini ödüyorum adeta. Ödetiyorum da.

Bunlar bana çok çetrefilli, çok fanfirifon, yani kafam bi dünya.
Kendi kendime eziyet ve soru sormayı bırakalı çok oldu ama ne yapsam üstüne alınanlar, her sözümü havada tutanlar, yani bi yerden bir şey çıkıp illa suyu bulandırıyolar, durgun suyu.
Korkuyla başlıyorum güne bugün ne olacak gene canımı sıkacak diye oysa bir güne de huzurla uyanmak isterdim.. Yarına çıkacağımız meçhulken.
Canım yer yer çok sıkkın, kalbim parçalı bulutlu, bir güneş bir sağanak yağmur tam havasına göre giyinmeye alışıyorum bir fırtına ki buzz kesiyorum. Bu ara buz kestim yine evet bir tek cümleyle yine ben buz kestim.
Sağlığım hayatımda olmadığı kadar bozuk ve kötüye gidiyor, ama ben bunların hepsini bilip hiçbirine anlayış veya saygı gösterecek kadar bile hatrım kalmamış insanların benden hırsını alamamış olmasına şaşıyorum hala, nasıl safım ama?

Neyse aslolan nedir bilemiyorum ama lüzumsuz hırs yapmayın, zaten hiç sizin olmayanı terk edemezsiniz diyorum yine. Hiçbişey bize ait değil bu hayatta, emanet, emanetiz birbirimize hatta.
Para, pul, bu can bile emanet. Ne verirseniz onu misliyle geri alırsınız unutmayın.
Özlemek kadar büyük bir ceza da yok her ne kadar aklınıza bile getirmiyor olduğunuzu iddia etseniz de bazılarını, bu sözü sarf ederken bile aklınızdan çıkmadığını belirtiyosunuz zaten ,ah canım bu çaresizlik, acizlik sadece:)
Birkaç konu bir arada olduğu için kaotik dedim ama benim asıl kaotik dediğim bloglar böyle değil o da diğer konumuz olsun:f

Diyeceklerim bu kadar. Şimdilik.

Sinirli İpek

29 Haziran 2015 Pazartesi

Yine mi sızladı?

Babalar gününde bir blog yazmadım yine,
gerçi gündem ve gereksiz yere herkesin yazdığı günlerde ben tam aksi yazmamayı tercih ederim ama
bu çok ayrı, isterim ki her yıl babalarına sevgilerini, çocukluk anılarını, onlara okutarak yazsın herkes.. ama bir de benim gibi geçirenler var bugünü.
Ve bu yüzden her yıl yazmasalar da olur, çünkü o eksik öylece kalacak ve yeri dolmayacak,
duygularsa hiçbir biçimde telafi olmadığı, değişmediği gibi, alışılmayacak.
Ama tam da o gün, daha bir kanayacak yaranız,sevgisizliğinizin, güvensizliğinizin, o hep "nasıla bırakıp gidecek", ya da kaybedeceğim korkunuzun temellerini , hırçınlığınızın bu içinizi yırtan özlemle alakasını hiçkimse anlamasa da, siz bi daha hatırlayacaksınız..
Buna yalnızca kaybedenler değil, babasından "babalık" göremeyenler de dahildir, anlarlar beni..

Az önce bu videoya rastladım, önce gülümseyerek izledim,
ilk düşündüğüm bir evlat sahibi olmanın nasıl bir mucize olduğuydu..
Sonra,,
Boğazıma bi yumruk oturdu,
çocukluk resimlerim geldi aklıma, nerde olduğunu bile bilmediğim, o kadar azlar ki,

Şimdi izlediyseniz 3.24 e gelin ve orda dondurun.
(Bunu o an benimle bu videoyu izlemesini söylediğim birine de rica ettim, ama duymadı bile:))

Ve içimde patladı bi defa daha yalnızlığım..kalabalıklar içinde, her nerde olursam,kimle olursam benimle olan,.

İşte tam 3.24 e kadar gelebildi benim babam da, ve ilerisini göremedi, ben de onu...
şimdi çocuğunuzun sadece bu kadarcık büyüyebileceğini düşünün?

Ya da çocuğunuzun büyümeye devam ettiği, ama hiç yanında olup ona sarılamadığınızı,
onu hiç teselli edemediğinizi, en ihtiyacı olduğu anlarda ve kararlarda, en üzgün zamanlarında kucaklama şansınızın olmadığını?
Bi hata yaptığı zaman dağ gibi arkasında olmayacağınızı, bu yüzden hata yapmaktan korka korka
hiç adım atamaz hale geldiğini?

Demem o ki, hayatınızda "varken" değerini bilin, sımsıkı sarılın çünkü yarın yok,
ama iyi, ama kötü, inanın ""hiç yok!" kadar acı değil hiçbirisi..
Eksik bir şey değil, çok şeyimiz var ama bu bambaşka.

Sevgi yoldaşınız olsun..

6 Haziran 2015 Cumartesi

Jigsaw!


Herkes kendi puzzle parçalarını çoktan bitirip duvarını süslemişken, 
eksik-yarım yamalakta olsa o mutluluk onlara yeterken
Senin en değerli parçasını , gözbebeğini kaybetmiş olman,
daha da beteri neyi alıp eğip büksen, ellerinle özenle çizip oraya yerleştirsen,
yani ne yaparsan yap
yerine o keskin boşluğu dolduracak bir parça bulamaman?
Binlerce parçanın ve onca emeğin minicik bi parça yüzünden gözünde değersizleşmesi..

Her sabah kayıp parçayı bulacağını sanarak uyanman..ne acınası değil mi?

Bunlara hep "kaybetme korkun" sebep aptal.
Bazılarınınsa yerden yere vursa da "kaybetmeyeceğinden emin olması"
~~
Her ne olursa olsun kayıp kayıptır.. ve, o eksik parçayı bir daha asla bulamayacağını kabullenmek gerek  bugün anladım ki. O kayıp..kimbilir nerede..ait olmadığı boşluğu tamamlamayacak.
Sen boşlukla tamamlarken kendini.. 
O çoktan uyduruk bir tabloda yerini almıştır  ,uymasa da, yakışmasa da, tamamlanmasa da, yarım da kalsa.. 
yani sendeki bütünün hiçbir hükmü yoktur artık..

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Ben kaybolmıcam di mi?

“Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. 
Hiçbir şey. Hiçbir korku… 
Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. 
Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, 
ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. 
Sakin ol. 
Öylece dur. 
Yaşamdan geç. 
Kentlerden geç. 
Sınırları aş. 
Gülüşlerden geç 
Anlamsız konuşmaları dinle, 
galerileri gez, kahvelere otur 
– artık hiçbir yerdesin.” 
  Tezer Özlü

Bugün haftasonu tembelliğine kapılmışken ve bir kaç saat içinde dışarı çıkacakken içimdeki kasvet yukarıdaki alıntıyı düşürdü aklıma.
Ve tam da ona uygun bir şarkıyı (sonu bekleyin malum kroşe için;))
 Bir zamanlar, yazmaya ve içimi dökmeye daha açıkken, her haftasonu yazardım hatta tarifler bile verirdim, hatta bugün de akşamüstü muffin yapıcam yine, ya da bugün cupcake yapayım daha çok uğraşacak şeyim olsun:p ama artık aştık tabii minik rengarenk silikon kalıplarım var,
hayatımın rensizliğine inat.. ve daha fazla çikolata ekliyorum tatsızlığıma inat...
Yok yok karamsar ya da dramatik değilim mutlaka bulurum ben gülümseyecek bişey, mesela aniden bana puslanan sarı kedimle oynarım o bana matrix gibi uçar, ısıramadıkça sinirlenir, yorulana kadar zıplar bacaklarıma yapışır, ben yakalarım ellerime saldırır, oyun bittiğinde yorgun ama keyifli oluruz, ama ellerim kanıyo ve ben acısını hissetmiyor olurum onun o mutluluğu hatrına..
Zaten dinlenip siniri geçince melodik bi mivv le kucağıma yerleşir zorla sev diye bilir kovmaya kıyamayacağımı:'
Dışarı çıkıp bi bahçede otursam, yer minderlerinde mesela ve toprağın kokusunu alsam..
Ya da amaçsızca dışarı çıkar marketten yemeyeceğim abur cuburlar ve kedi mamaları alır yolda gördüğüm kedilere döke döke eve gelirim, abur cuburları site bahçesinde oynayan çocuklara dağıtırım, Biraz oturup onları izlerim ve bunlar gülümsemek için sağlam nedenler benim için.
Diyorum ya, ben ucuz şeylerle kolay mutlu oluyorum, ama basit şeylerle olamıyorum..

Aslında başka bişeyler anlatacaktım ben, mesela hayatını değiştirmekten neden korkar insan?
Düzen ve güven neden ürkütür bizi?
Neden bazıları çok cesur bazıları güven ve garanti takıntılı?
Bir şeye atıldığınızda vazgeçmeniz durumunda kaybedecekleriniz mi,
yoksa hayalkırıklığı yaşamak mı sizi yolunuzdan döndüren ya da adım atmanızı olanaksız kılan?

Neyse ben bunları düşünmeye gidiyorum, "hiçbiryere" ,mutlu bir haftasonu olsun..
Vee şarkı gelsin!



10 Mayıs 2015 Pazar

Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir ..


Bir ilaç olsa hafıza kaybettiren,ya zombiler bu defa beynimi yese, ben eminim ki yine herşeyi yeni baştan yaşardım dönüp dönüp ,
sırf mutlu olduğum o kısacık anları yeniden yaşamak için..
İzlenmemiş filmleri, dinlenmemiş şarkıları, eşlik ettiklerini, ilk defa keşfettiklerini,
yarım kalmış planları, hayallerini ,oraya ne koyarsan koy tamamlayamadığını
hafızan olmasa da hissedersin bazen tek bir "renk" ile bile..

Geçen gün tesadüfen baktım ki, bir tek yalnızlık var hayatımda değişmeyen,
başrolde, tercih ya bu, öyle ..bazen daha fazladır ya her şey, böyle hissetmişim bir sabah..
olan birinden ayrılık değil, gelmesi beklenen bilinmezmiş yine bunu hissettiren..
Her zaman böylemiydim, bilmiyorum?
Ben hep o pusuya düşüyorum bildiğim bu.
Oysa o kadar basitmiş ki çaresi:'

Yani ben bazen...ben bazen...hep..
Neyse bugün günlerden Sezen..
Ben susayım, sadece o söyleyebilir benim yerime, yoksa yürek yıkanmayacak..
kocaman bir liste var önümde, hem bağıra bağıra söylemek hem ağlamak için:)
O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut,

Ya da bir kitap oku mutlaka, iyi geliyor 
Ya da balkona çık bağır, bağırabildiğin kadar 
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor 
Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün 
Ayrılıktan kaçılmıyor 



17 Nisan 2015 Cuma

Hayat bazen..

Yaptığım iki fincan sıcak kahvenin diğerinin buz gibi olması, asla sahibine sıcakken ulaşamaması, ulaştıramamam..
Ya da ağız dolusu anlamsız sözcükleri canım acıdığı an bir nefeste sarf etmek ama tek kelimesinin bile anlaşılmaması.. işin kötüsü ne zamanı ne sözlerimi geri alamamam..
Bana söylenen yenmez yutulmaz sözleri zaman gelip unutmam, aptallığımdan değil, gurur ve öfkenin pişman edici ağırlığını bildiğimden..
Yaralarım kanadıkça o gereksiz gururumun beni hırçınlaştırması,elimi kolumu bağlaması.
Her an her durumda benim suçlu duruma düşmem işin kötüsü zaten suçu hep kendimde aradığımın ve telafi etme çabamın görülmemesi..


Hayat herkese zor biliyorum, biliyorum ama bana hiç adil değil :( 
 Bir umuttu yaşatan insanı..değil mi, hı hımm...

15 Nisan 2015 Çarşamba

Dönüş..

Yeniden yazmaya başlama isteği varken içimde, eskisi gibi sürer mi yazarmıyım,
 yine üşenip kendime mi saklarım kelimelerimi bilmem ama çok dolmuş hissediyorum kendimi,
ve enerjimi dikkatimi farklı yönlere  kanalize etmem gerekiyor.
Nedenlerini açıklamam çok zor ama herkesin zaman zaman böyle dönemler geçirdiğini biliyorum.

Dönmek istiyorum ama, yerini yadırgayan prenses edasıyla yatak altındaki nohutlara taktım:p
eskiden tema ve şablon konusunda herkese yardım eden , header konusunda rakip tanımayan ben şimdi sudan çıkmış balık gibi oldum bir anda :)
Bu yüzden aratıp taratıp bilgi bulmak istemiyorum,daha doğrusu istiyorum baktım yardımcı olabilecek postlar eski, blogger değişmiş, değişiklik yaparsam bu formu kaybetmekten korkuyorum bu beni soğutabilir iyice:/ ama neler eksik ne olsa iyi olur ya da olmazsa olmaz önerilerinizi bekliyorum. Özellikle kimi facebook yorum, kimi google+ yorum eklentisi kullanıyor ama ben bloggerı seviyorum hepsini kullanamazmıyım askdflglh
  1. Smiley eklenmiyor mu hala burda postlara eskiden bir yolu vardı?
  2. Tema değşince sağ taraftaki zamazingoları koruyabilir miyim gerçekten bazıları html çünkü.
  3. Font değiştirmeyle ilgili bi kedicim vardı mail atmıştı bana hala o kurallar geçerli mi?
  4. Bloğum ağır açılsın istemiyorum sadece işe yarar, göze hoş görünen eklentiler neler yuvarlak yorum şeyleri var gördüm nasıl oluyo da oluyo!?
  5. Profilimi google+ ya bağlamak zorunda mıyım, e benim gmailim bloğuma özel ama ya öyle olmasaydı? Ben tıklayınca yoruma blogunuza gitmek istiyorum google+ ya gidiyo bunu sevmedim :(
Bu anlattığım biçimde yazıp aratıyorum da sanmayın yalnız:p
Şimdi geldik benim 10 yıllık çekilmez yanlarımaa:
Yorum alanlarınızda hala robot olmadığınızı gösterinler varsa yorum yazmaya üşenirim.
Haddini aşan canımı sıkan yorumları yayınlamam cevap istiyorsanız mail bırakmalısınız.
Ziyaret ettiğim blogda girer girmez sağdan soldan sosyal ikonlar ve reklamlar elime dolaşıyosa anında çıkıyorum .Sayfa zor açılıyo zaten.
Ve hala girdiğim an müzik çalan blog kalmışsa ordan da yangından kaçarcasına kaçıyorum.
Çekilişlere hala katılmıyorum, almiyim teşekkür ederim.
Çekiliş yapmam ama hediye etmek istediğim değerli bir şey olursa bir gün, bunu yalnızca o posta yorum bırakan,istediğini söyleyen birine veririm çekilişle hepsi bu, binbir takla istenmesini ve takip edilmek için kullanılmasını hoş bulmuyorum üzerine sayfanda paylaş nedir -.- zaten herkes uyanmış çekiliş için ayrı bloğu var oh olsun ahah;)
Çekiliş ve moda bloglarını takip etmiyorum, özellikle yoruma gelip çekiliş var ya da beni takibe al
türü yaklaşımları samimi bulmuyorum, yapmayın lütfen. Ne yazdığımı bile okumadan konuya dair tek yaklaşımız olmadan (ki bazen çok ciddi güncel olaylara dair postlarıma da rast geldi bu)  duyarsızca kopyala yapıştır mesajınızı bırakıp terkettiğiniz blogumu takibe almanız bir anlam ifade etmiyor benim için, bilirim bir daha uğramayacağınızı, bu yüzden takipçi sayısı da bana hiçbirşey ifade etmiyor bilen bilir.
Zaten yorum yazan tüm arkadaşları iade-i ziyaret yapıyorum seve seve, merakla, ama beni izlemeyen ya da hiç tanımadığım bir bloggera yorum yaparken böyle bir beklentim olup bana da beklerim tatlım demedim bunca yıldır:)

İlk yazmaya başladığı günden beri istikrarla bir yol çizen ve aynı hevesle tarzını hiç bozmadan devam eden arkadaşlar gördüğüm gibi, tamamen değişip yoldan çıkan :p "aman canım nolacak" modunda samimiyetini takipçi sayısı veya ufak menfaatler uğruna günbegün kaybedenler de gördük topluca.
Ama hiçbirine takılıp sinirlenmeyeceğim burda da stres yapacak bişey bulmak istemiyorum artık,
 ama naparsın ruhum isyankar demek:p

Arya gitmiş, Lolla blogunu unutmuş, Kuulumsu kul olmuş aşık olunca :)) Mia'm dalmış gitmiş,
La Fanino yazmasa da en sıkı takipçim canımm:*
Ayçamı döndürüyorum yalnız bırakamaz umarım beni:'o olmazsa olmazım her yerde!
Ama bu arada döner dönmez ilk işim Deeptone ve Muzurellaya gitmek oluyo her daim, sayelerinde  yeni bloglar keşfetmeye başladım bu çok hoşuma gitti, artık blog tutmak tumblr ve ingt. tembelliği sonucu kangren olmuş durumda asla aynı havaya sahip olmadıkları halde ve bu delice takipçi hevesi.
İnanın nitelik önemlidir arkadaşlar ,nicelik değil bi tıkla üye olup bir daha uğramadıklarını biliyosunuz, aslolan hep aynı kopmayan muhabbettir bizim gibi:)
Ekleme:  An itibarıyla tüm izlediğim blogları tek tek ziyaret ettim, hepsine yorum yazmadım tabii ki:p ama bir çoğu yazmayı bırakmış, bazıları tümden kapatmış takibi bıraktım:( 

11 Nisan 2015 Cumartesi

Müebbet!

Ciddi anlamda hassas noktanıza rast gelen durumlar, "an" lar var..yakalandığı anı dondurmak istersiniz ama ı ıh, uçar gider, ardından bakakalırsınız, umursamaz gibi yapar ya da korumak ister direnirsiniz ama..amaa..
Ama bir sesi varsa, siz istediğiniz zaman sizi o "an" a götürüp kilitler,ya da beklemediğiniz zaman kulaklarınıza çalınıp içinizi titretmeye devam eder.
Sizi alır öyle bir savurur ki,süresiz kalırsınız o savrulup gittiğiniz yerde.  Mesela mı?
Başka örneklerim de var heybemde..zaman zaman paylaşıp çoğu zaman içimde sakladığım..

Zamanla bozulur dedim ya,misal  sakladığın şey üzümse ve uygun şartlardaysa durdukça tatlanır değerlenir, şarap olur, doyamazsın, zamanından önce mahsenden çıkartmaya kalkarsan sirke olur ve keskin sirke küpüne zarar verir:p En sevdiğim dizelerin dediği gibi;
Alınınca yemeye kıyamadığım elma şekerlerimi,kurtlanıncaya kadar sakladığımda öğrendim;değer vermek saklamak değildi ve “zaman” herşeye iyi gelmezdi
Bunu devamını ne zaman "yapacağım !" desem yapamadım ve bana iyilik getirmedi o yüzden devamı yok bu defa:)

Zaten konumuz da başka, konumuz şarkılar, ve en önemlisi sesler, ne zaman nerde hangi durumda dinliyorsanız ona göre etki eden bazı şarkıları başkasına emanet etmek istemediğiniz sesler vardır, gözlerinizi kapattığınız an sonsuza kadar dinleyebilirsiniz başka bir boyuta geçmiş gibi, eskimez bozulmazlar, Hüsnü Arkan mesela biri.
 Bu listeyi uzatabilirim ben ama her biri için ayrı blog yazılası değerdeler..Cem Adrian, Sezen Aksu, Feridun Düzağaç gibi kendi sözleri ve melodileri olanları kastediyorum. Onlar size ulaştığı an artık sizin...
Söyleyemediklerinizi söyler, bam telinize basar ve en önemlisi kimsenin yapamadığını yapar, sizi anlar? "Ben yazmışım gibi" dersiniz:)
Hüsnü Arkan eli değmiş, kalemi değmiş bir şarkı dinledim, keşke o söyleseydi ama yine de ne düşünüyor,kimi düşünüyor olursanız olun, işte tam aynı yeri sızlatıp sizi sabaha kadar
içirebilir, ister şarap, ister rakı :)

Gönül yalan bilmiyor, her söze inanıyor
Bir hayalin peşinde düştü sürükleniyor
Aşkın mevsimi yok çık gel, dün ne olduysa unut gel
Leyla hep aynı leyla
Mecnun aynı mecnun gel
 Unutmak bilmiyor, yalan olmak bilmiyor
Vazgeçmek bilmiyor
Düştü sürükleniyor..hayret bu gönül
Lanet bu gönül,
Müebbet bu gönül bilmiyor...

(zaten benim meşhur youtube listemde yerini adı bile;))

16 Ocak 2014 Perşembe

Yüzüm kime dönük olursa olsun , yüreğim hep sana dönük olacak…

Cemal Süreya , her yerde olan ansiklopedik bilgileri kopyalayıp doldurmayı oldum olası sevmemişimdir,
şiir okumayı ve anlamayı keşfettiğim ilk uyanış dönemlerimde, önce uzun şiirler sevdim, kafiyeli şiirler,Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri mesela, içinde kırık bir aşk barındıran, bir hedefi ve hikayesi olan şiirler.Sonra kısa şiirler sevdim, bu kadar az sözcükle nasıl bu kadar büyük duyguları anlatabildiklerine hayran oldum hep..
Özdemir Asaf, Afşar Timuçin, Oruç Aruoba ve diğerlerini tanıdım sonra..
Nazım Hikmet mesela şiirleriyle sevdim, hasret şiirleriyle Piraye'sine yazdığı, ama öyküsünün kalanını duyunca hiç sevmedim onu..hiç. Boş, büyük sözler demek lafta kalabiliyo ihanetle taçlandırılabiliyordu.
Bu yüzden ben en çok Piraye'yi sevdim.. o onurlu, beklemeyi bilen kadını, sadece şunu okumak bile benim için yetti:
Piraye'nin kendisine yazdığı bir mektubu 'mısra ve kafiyeleştirip' şiirleştiren Nazım Hikmet; şu açıklamayı da ekler: "Senin yüreğini çalmışım karıcığım şiirlerini de aşırmağa hakkım var."
 Bu şiirdeki vasiyette de Piraye öldükten sonra yakılıp, külleriyle bir kavanozda, 
Nazım'ın odasındaki ocak üzerinde olmayı istiyor ve ekliyor:
Fedakarlığımı anlıyorsun
Vazgeçtim çiçek olmaktan
Senin yanında kalabilmek için

Ama Piraye'nin bir de şartı var, ölünce Nazım'ın da yanına gelmesini istiyor. 
Nazım'ın vasiyeti olan, Anadolu'da bir köy mezarlığındaki çınar dibinde yatma isteğinin gerçekleşmemesi gibi bu da gerçekleşmemiştir..

Ben bu yazıyı yazmaya başladığımda Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümüydü ..

ama yarım kalan pek çok yazım gibi bunu yazana kadar da bugün Nazım Hikmet'in de ölüm yıldönümüymüş..
Alıntıyı yazarken bile gözlerimden akan yaşlar durmadı :(
Aşkı onlar gibi anlatan kalemler yok artık, onlarla sevdik biz şiirleri ama felsefecilerin kuramlarına aykırı hayatlar sürmesi gibi şiirlerine de aykırı yaşayan şairler olmuş belli ki..
Şimdiyse çok daha yalın çok daha basit kelimelerle tanımlanıyor aşk, belki de anlamını yitirdiğindendir..
Hep dendiği gibi, o eski aşklar yok artık..başaramıyoruz..başlıyoruz ama gerisi gelmiyor, bir kitaba başlayıp bitmeden diğerine heveslenen hiçbirinden bişey anlamayan, adapte olamayan şaşkınlar gibiyiz..Bazen aklımıza geliyor, "nerde kalmıştım?" ya da "acaba gerisi nasıldı?" desekte kitap ortadan kaybolmuş oluyor..
Bazılarımız da ördüğü buzdan duvarın ardından bir adım atıp öteye geçmeye o kadar korku duyuyor ki, neleri ittiğini bile bilemiyor..Kim gibi mesela?

Herkesin beklentisi farklı da olsa hayattan aşktan yana,anladım ki  benimki sadece buymuş mesela:
Ama..bu dizeleri ben bu biçimde birleştirmeyi akıl edememişsem, yazsam da kimse görmemişse eğer, anlamamışsa ya da bana söylenmemişse..(söylenip de o söz tututlmamışsa özellikle de)
işte onları farklı kılan, bam telimize dokunduran budur..
Bir erkek bir kadına üsttekini ve bunu söylemeyi akıl edebiliyorsa, onu sevmemek imkansızdır:')

En azından benim için..hah ben o adama ömür boyu çayımı sen demler misin dediğinde hayır diyemem..der miyim yoksa? :)
Herkesin ruh eşini bulmasını dilerim..(imkansızı istemek olsa da)

Umudum benim,Kadınım !
Çayı en güzel sen demlersin...

13 Eylül 2013 Cuma

Kelebeğin ömrü...

Kendinizi hayatın akışına koşturmasına öyle bir kaptırırsınız ki bazen, bu paradoksta kaybolursunuz..
Başta olmazsa olmazınız olan bir sürü şeyi bulamaz ama alışırsınız..normali buymuş gibi..şikayet etmeye sızlanmaya devam etmeniz durumu değiştiremeyecekse kabullenirsiniz..kaybolan yıllarınızdır, umutlarınız beklentilerinizdir, görmezsiniz..
Öncelikleriniz hiç siz olamazsınız ,yasaktır. 

İşinizdir,kariyeriniz,çocuklarınız, sorumluluklarınız,yani  neyiniz varsa onu sizin önünüze geçirirsiniz herkes sizden bunu bekler zaten .Görevinizmiş gibi.
Ve kozanıza kaçarsınız bir daha çıkmamak üzere..

Ama bir gün gelir sığamaz olursunuz o sıkıştığınız daracık dünyaya.

Bir tek gün bile olsa yaşamak kanat çırpmak hiç olmazsa boğulmamak istersiniz..
Çıktığınızda hala tırtıl sanarsınız kendinizi ama sizi kelebek gören biri gelir,

sizi inandıramaz bir türlü önce ,bir ayna tutar sonra sizi güzelliğinize ve kanatlarınıza inandırmak için:)

Ve o kalan bir tek gününüz onun ellerinde son bulsun diye, kanat çırparsınız aşka...

 Bak, ipekböceği kozadan çıkarken alın teriyle ördüğü ipeği yırtıp parçalar.
Bu yüzden çiftçiler ya ipeği seçerler, ya ipekböceğini..
 İkisini birden koruyamazlar.
Çoğu zaman ipeği kurtarmak için ipekböceğinin canını alırlar.
 Bir tek ipek mendil için bilir misin yüz ipekböceği can verir?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...