Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Hepsi Bu..

“Kendimi haklı görüyor değilim; ama kendimi savunuyor da değilim –hele yargılamayı hiç beceremiyorum, kendimi de dünyayı da…–Dünya ne ise oydu; ben de ne isem o oldum –uyuşamadık. 
Hepsi bu”

21 Haziran 2017 Çarşamba

Ağrı

O günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç dünya için. 
Rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli. 
Kıvrılıp giden dalgın bir yol, 
yolda eski bir taş,
limanda bağlı bir tekne, 
yosunlu bir halat gibi durdum.. 
Uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.. 
Ben kıyıda ıssız bir ev, 
ince boğazda gıcırdayan tahta iskele, 
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra, 
İçimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum. 
Bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte 
Bıraktın, unuttum, unutuldum. 

 Seni kırdığım yerden beni de kırdılar, 
Ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni. 


10 Eylül 2016 Cumartesi

Sana Büyük Bir Sır Söyleyeceğim


Sana büyük bir sır söyleyeceğim 
Zaman sensin 
Zaman kadındır ister ki hep okşansın 
Diz çökülsün hep 
Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına. 
Bir taranmış 
Bir upuzun saç gibi zaman 
Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi. 
Zaman sensin, uyuyan sen 
Şafakta ben uykusuz seni beklerken 
Sensin gırtlağıma dalan, bir bıçak gibi... 
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın 
Bu mavi çanaklarda kan gibi 
Durdurulmuş zamanın işkencesi 
Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten 
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada 
Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini 
Daha beter seni kaçak 
Seni yabancı bilmekten 
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan 
Tanrım ne ağırdır sözcükler 
Asıl demek istediğim bu. 

Hazzın ötesinde sevgim 
Hiç bir zararın erişemeyeceği  yerde bugün 
Sevgim 
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun 
Boğulurum soluk alıp vermesen 
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın. 
...... 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim 
Korkuyorum senden 
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri 
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden 
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan 
Korkuyorum senden. 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim 
Kapat kapıları 
Ölmek daha kolaydır sevmekten 
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam 
Sevgilim. 

Aragon
  

22 Aralık 2015 Salı

Dedim ya Eylül dü..


Eylül ' dü .
Dalından kopan yaprakların 
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa .
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.

Eylül 'dü .
Di 'li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu . 
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan , 
Ellerin kadar ıssız , 
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz .

Eylül ' dü .
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin , 
Şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun .
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğin orta yerinde .
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım .
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hala .
Gözlerini sildi zaman..

Dedim ya... Eylül ' dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimin ...


16 Ocak 2014 Perşembe

Yüzüm kime dönük olursa olsun , yüreğim hep sana dönük olacak…

Cemal Süreya , her yerde olan ansiklopedik bilgileri kopyalayıp doldurmayı oldum olası sevmemişimdir,
şiir okumayı ve anlamayı keşfettiğim ilk uyanış dönemlerimde, önce uzun şiirler sevdim, kafiyeli şiirler,Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri mesela, içinde kırık bir aşk barındıran, bir hedefi ve hikayesi olan şiirler.Sonra kısa şiirler sevdim, bu kadar az sözcükle nasıl bu kadar büyük duyguları anlatabildiklerine hayran oldum hep..
Özdemir Asaf, Afşar Timuçin, Oruç Aruoba ve diğerlerini tanıdım sonra..
Nazım Hikmet mesela şiirleriyle sevdim, hasret şiirleriyle Piraye'sine yazdığı, ama öyküsünün kalanını duyunca hiç sevmedim onu..hiç. Boş, büyük sözler demek lafta kalabiliyo ihanetle taçlandırılabiliyordu.
Bu yüzden ben en çok Piraye'yi sevdim.. o onurlu, beklemeyi bilen kadını, sadece şunu okumak bile benim için yetti:
Piraye'nin kendisine yazdığı bir mektubu 'mısra ve kafiyeleştirip' şiirleştiren Nazım Hikmet; şu açıklamayı da ekler: "Senin yüreğini çalmışım karıcığım şiirlerini de aşırmağa hakkım var."
 Bu şiirdeki vasiyette de Piraye öldükten sonra yakılıp, külleriyle bir kavanozda, 
Nazım'ın odasındaki ocak üzerinde olmayı istiyor ve ekliyor:
Fedakarlığımı anlıyorsun
Vazgeçtim çiçek olmaktan
Senin yanında kalabilmek için

Ama Piraye'nin bir de şartı var, ölünce Nazım'ın da yanına gelmesini istiyor. 
Nazım'ın vasiyeti olan, Anadolu'da bir köy mezarlığındaki çınar dibinde yatma isteğinin gerçekleşmemesi gibi bu da gerçekleşmemiştir..

Ben bu yazıyı yazmaya başladığımda Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümüydü ..

ama yarım kalan pek çok yazım gibi bunu yazana kadar da bugün Nazım Hikmet'in de ölüm yıldönümüymüş..
Alıntıyı yazarken bile gözlerimden akan yaşlar durmadı :(
Aşkı onlar gibi anlatan kalemler yok artık, onlarla sevdik biz şiirleri ama felsefecilerin kuramlarına aykırı hayatlar sürmesi gibi şiirlerine de aykırı yaşayan şairler olmuş belli ki..
Şimdiyse çok daha yalın çok daha basit kelimelerle tanımlanıyor aşk, belki de anlamını yitirdiğindendir..
Hep dendiği gibi, o eski aşklar yok artık..başaramıyoruz..başlıyoruz ama gerisi gelmiyor, bir kitaba başlayıp bitmeden diğerine heveslenen hiçbirinden bişey anlamayan, adapte olamayan şaşkınlar gibiyiz..Bazen aklımıza geliyor, "nerde kalmıştım?" ya da "acaba gerisi nasıldı?" desekte kitap ortadan kaybolmuş oluyor..
Bazılarımız da ördüğü buzdan duvarın ardından bir adım atıp öteye geçmeye o kadar korku duyuyor ki, neleri ittiğini bile bilemiyor..Kim gibi mesela?

Herkesin beklentisi farklı da olsa hayattan aşktan yana,anladım ki  benimki sadece buymuş mesela:
Ama..bu dizeleri ben bu biçimde birleştirmeyi akıl edememişsem, yazsam da kimse görmemişse eğer, anlamamışsa ya da bana söylenmemişse..(söylenip de o söz tututlmamışsa özellikle de)
işte onları farklı kılan, bam telimize dokunduran budur..
Bir erkek bir kadına üsttekini ve bunu söylemeyi akıl edebiliyorsa, onu sevmemek imkansızdır:')

En azından benim için..hah ben o adama ömür boyu çayımı sen demler misin dediğinde hayır diyemem..der miyim yoksa? :)
Herkesin ruh eşini bulmasını dilerim..(imkansızı istemek olsa da)

Umudum benim,Kadınım !
Çayı en güzel sen demlersin...

13 Aralık 2012 Perşembe

Sana Bir Boyun Atkısı Gerek..



Sana bir boyun atkısı gerek..
Çünkü kış geldi.

Ve sular bir uzun geçmişe hazırlanır. 
Nerdeyse.

Bir çocuk ölür. .Bir kadın hastalanır..
Odalar, bulutlanır.

Su içmekten.. Uzak bir köfte kokusundan
İnsan uzak  bir memleket havasından.
Belli belirsiz bir şeylerden utanır.
Yapışkan ve dayanılmaz bir vicdanın eşliğinde
Gece.
Hatırlarız bir günlerde üşümediklerimizi.
Üşümeyeceklerimizi.

Kimilerine bir şarkı gibi gelir bütün bunlar. .
Oysa.

Bir kez daha söylüyorum üstümüze yağanları.
Uzun eski. Olumsuz. Güneşlere aykırı.
Haziran mintanları.  Kopkoyu kent garları.
Alınıp götürülenler.  Yerlerine konanlar.
Anladığımız ve.
Şaştıgımız kalabalıklar.

 Bir korku aşka benzer yalınlığı. Bir korku.

Kuduz korkusu gibi sudan.
Bir korku.
Semercilerin. Bakırcıların. Nalbantların. Arzuhalcilerin.
Kantarcıların ve demircilerin ve çilingirlerin.
Parmakçıların dinsizlik korkusu. Takunyecilerin.
Bir odada kalanların ölüm korkusu.
Bileycilerin, bezzazların ve ölü yıkayıcılarının.
Ve pazarcıların. Gökyüzü korkusu.
Bütün garipliğiyle esnaf çarşılarının  ve uygunluguyla ve yenilmişliğiyle
bir sancı gibi dolanır içimizi.
Yarı aç yarı tok dolaştıgımız bir Ankara’da
Bir haşhaş gibi sanki. .

Bir acı su.

Bir yagmur cömertliğiyle Anadolu’dan.
dolaşır içimizi onların akşamları.



Yaralı olmak, yerinde olmamak, uzun gecikmesi son kesinliğin bir sabah..
 biliyoruz elbet neyi bölüştüğümüzü göz göze bakışınca. .
Biliyoruz neyi bölüştüğümüzü.
Konuşmasak da.


Şimdi tutalım bu diriliği artık. Zamanıdır.
Zamanıdır.

 Nerdeyse kar başlar. 
Küçük kuşlar ölür.

Semerciler ve dilsizler ölür.
Seninle ben kalırız. Yeni bir yaşamaya.
Gökler ve kentler ufalır. Seninle ben kalırız.
O şarkı sanılanlar bir kavga halini alır.
Nerdeyse kar başlar.
Birini düşünür gibi oluruz. Biliyorum
Ellerin de üşür. Biliyorum ama
Isıtabilirsin onları. O ateşte.
Hazırsın da. Biliyorum.

Ama

sana bir boyun atkısı gerek. 
Kış geldi...

18 Ağustos 2012 Cumartesi

PARADOKS OF OUR TİMES

Image Hosted by ImageShack.us
Paradox Of Our Times
Today we have bigger houses and smaller families
More conveniences , but less time
We Have More degrees, but less common sense
More knowledge , but less judgment
We have more experts, but more problems
More medicine, but less wellness
We spend too recklessly
Laugh too little
Drive too fast
Get to angry too quickly
Stay up too late
Read too little
Watch TV too much
And pray too seldom
We multiplied our possessions,
but reduce our values
We talk too much, love too little and lie too often
We’ve learned how to make living, but not a life
We’ve added years to life, not life to years
We have taller buildings, but shorter tempers
Wider freeways, but narrower viewpoints
We spend more, but have less
We buy more, enjoy it less
We’ve been all the way to the moon and back
But have trouble crossing the street to meet our neighbors.
We’ve conquered outer space,
But not inner space
We’ve split the atom
But not our prejudice
We write more, learn less,
plan more, but accomplish less
we’ve learn to rush, but not to wait,
we have higher incomes , but lower morals
We build more computers to hold more information,
to produce more copies
But have less communications
We are long on quantity,
But less in quality
These are the time of fast foods and slow digestion
Tall men , and short character
More leisure and less fun ,,,,,more kinds of foods ,,,,, but less nutrition
Two incomes ,,,,,but more divorce
Fancier houses ,,,, but broken homes
That’s why I propose , that as of today ,
you do not keep anything for special occasion ,
because every day you live is a special occasion.
Search for knowledge , read more ,
sit on your front porch and admire the view without paying attention to your needs.
Spend more time with your family and friends ,
eat your favorite foods, and visit the places you love .
Life is a chain of moment of enjoyment, not only about survival.
Use your crystal goblets, do not save your best perfume,
and use it every time you feel you want it.
Remove from vocabulary phrases like
“ one of these days “ and “ someday”
Let’s write that letter we thought of writing “ one of these days “
Let’s tell our families and friends how much we love them.
Do not delay anything that adds laughter and joy to your life .
Every day , every hour , and every minute is special.
And you don’t know if it will be your last .
If you’re too busy to take the time to send this message to
someone you love ,
and you tell yourself you will send it
“ one of these days “
You may not be here to send it
“ one of these days “
So believe me..
*-*
bugün daha büyük evlerimiz,küçük ailelerimiz....
daha çok konforumuz ama daha az zamanımız var 
daha iyi derecelerimiz,daha az sağduyu
daha çok bilgimiz var ama daha az yargılayabiliyoruz...
daha çok becerilerimiz ama daha çok problemlerimiz
daha çok ilaçlarımız var ama daha az sağlıklıyız....
daha saygısızız
 daha az gülüyoruz
daha hızlı araba sürüyoruz
daha çabuk kızıyoruz
daha az okuyor
daha çok tv izliyoruz nadiren dua ediyoruz......
daha çok konuşuyor,daha az seviyor ve
 daha sık yalan söylüyoruz..
hayatı değil nasıl yaşayacağımızı öğrendik
yılları hayatımıza kattık ,ama hayatımızı yıllara değil...
daha yüksek binalarımız,daha geniş yollarımız ama daha küçük manzaralarımız var....
daha çok harcıyor,,daha az şey elde ediyoruz
daha çok satın alıyor ama daha az memnun oluyoruz.....
aya gitmenin bir sürü yolunu bulduk,ancak komuşumuza gitmek için karşıya geçemiyoruz...
atomu bulduk,,ön yargılarımızı değil...
daha çok yazıyor daha az öğreniyoruz..
daha çok plan yapıyor daha az uygulamaya koyuyoruz.....
beklemeyi değil, saldırmayı öğrendik...
daha çok gelirimz var, daha az moralimiz....
daha çok bilgi için bilgisayarı icat ettik ama iletişimimiz daha az miktar çok kalite az...
uzun adamların kısa karakterlerin zamanı, fastfoodun zamanı....
daha çok boş zamanımız var ama daha az eğleniyoruz..
daha çok çeşit yiyecek ama daha az besleyici....
daha çok boşanmalar..
lüks evlerimiz ama dağılmış ailelerimz var..
hiç bir şeyi özel fırsatlarınız için saklamayın,
çünkü yaşadığınız her an özel bir fırsattır...
bilgiyi arayın, daha çok okuyun...
sandalyenize oturun ve manzaranın keyfini çıkarın
ihtiyaçlarınızı düşünmeden....
ailenizle daha çok zaman geçirin
sevdiğiniz yiyecekleri yiyin....
sevdiğiniz yerlere gidin...
hayat ondan zevk almak içindir...
sadece hayatta kalma çabası değil......
yazmayı düşündüğünüz mektupları yazın....
ailenize ve dostlarınıza onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin
hayatınıza anlam katan hiç bir şeyi ertelemeyin
hergün her saat her dakika özeldir...
bu mesajı gönderemeyecek kadar meşgulum diyorsanız vakit ayırın ve gönderin....
çünkü 
bir daha gönderme şansınız olmayabilir... 
Bu slayt halinde bana yıllar evvel gelmişti tesadüfen elime geçti..
Bayram afiresinde paylaşmak istedim hepinize olsun,
iyi bayramlar şimdiden..

13 Ağustos 2012 Pazartesi

BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM



Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim..
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim,
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama..

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim..
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu.. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana..

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda..
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki sana son şiirdir bu yazdığım şiir...

6 Haziran 2012 Çarşamba

Piraye olsun kızımın adı...

Nazım Hikmet'in hayatını okumuşsunuzdur bundan bahsetmicem bu yüzden.
Beni hayal kırıklığına uğrattı okuduğumda çünkü.
Bazen,insanları sözlerine ,dizelerine göre öyle bir yere koyuyoruz ki,insani zaafları,hataları,yadırganabilecek yanları olduğunu görmek hayal kırıklığına uğratabiliyor.
Tıpkı bir blog sahibini yazdıkları ve yansıttıklarıyla kafamızda yaratıp (bir nevi resmini çizip) düşündüğümüzden çok ayrı biri olduğunu görmek gibi..

Nazım Hikmet şiirlerinin yeri ayrıdır çoğumuzu için..ben şiirleri hep çok sevdim, en sevdiğim ders hep edebiyat oldu ve zaman geldi bana bir türkü söylendi aniden ki hep kulaklarımda:
Bulutlar geçiyor haberlerle yüklü ağır
Buruşuyor hala gelmeyen mektubun avucumda
Yürek kirpiklerin ucunda
Benim bağırasım gelir
Piraye piraye piraye diye..


piraye hakan yeşilyurt

Ve belki de ..ben.. kızım olursa adını PİRAYE koyucam, ama sonunun ve kaderinin benzememesini dileyerek..
Kısa keseyim, bu yazıya Nazım ın ölüm yıldönümünde başladım ama elim varmadı bitirmeye..belki de kalbim..
Ve en sevdiğim şiirlerinden biri:

BİR AYRILIŞ HİKAYESİ

Erkek kadına dedi ki:
Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak..kırasıya,çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,ama nasıl,kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla;severek, korkarak, eğilerek,dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık biliyorum:
Toprağın -yüzü güneşli bir ana gibi-en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olan parmaklarına/başımı kurtarmam kabil değil!
Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak.. Sen yürümelisin,  beni bırakarak...
Kadın sustu...
SARILDILAR..
Bir kitap düştü yere...Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...

1 Haziran 2012 Cuma

Bir süre sonra..

Bir sure sonra
Bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasindaki ince farki ogrenirsin..
Ve askin yaslanmak,
birlikte olmanin da guvende olmak anlamina gelmedigini ogrenirsin..
Ve öpücüklerin sözlesme,
ve hediyelerin de vaad olmadigini ogrenmeye baslarsin..
Ve yenilgileri,
basin dik ve gozlerin acik karsilamaya baslarsin..
Bir cocugun uzuntusuyle degil, 
bir yetiskinin zerafeti ile  ve herseyi bugunu dusunerek yapmayi da ogrenirsin..
Cunku yarin ile ilgili hersey belirsizdir..
Bir sure sonra
Gunes isiginin yakici oldugunu ogrenirsin,
Eger fazla maruz kalirsan..
Bu yuzden;
Baska birisinin sana cicek getirmesini beklemeden
Kendi bahceni yarat ve kendi ruhunu kendin susle..
Ve goreceksin ki dayaniklisin..
Ve kuvvetlisin..
Ve degerlisin...



Veronica A Shoffstall


Bu şiirin verdiği bütün gücü,bu şarkı alıp gitti ellerimden bugün...

20 Mart 2012 Salı

Üstüm Kalsın!

Mimlerimi yazıcam
Eksik kalan yorumlarıma cevap yazıcam
Söz verdiğim ve daha sonra burda açıklayacağım yazımı bitirip teslim edicem.
Ne zaman bilmiyorum.

Ve bu içimdeki tükenmez acının son bulmasını hayata bir an önce dönmeyi diliyorum kendime..

Bugün hayatımın en kötü günüydü:( Kanatlarım, daha uçmayı öğrenmeden koptu..
Öyle işte..




Bu hiddet benim!
Kimse sahiplenmesin!
Bütün suçlar "yine" benim!
Kimse, nezaketini araya verip, suçtan pay çıkarmasın kendine!
 Nesnelerinizin, kelimelerinizin, zamanınızın, sevginizin ziyanlığına yanmayın!
Hasarı tespit edin yeter!
Bedelini, fazlasına canımı ekleyip ödeyeceğim!
Sıyrılıp çekilirken aranızdan, "üstüm kalsın" diyebileceğim!
Meğer siz, nasıl da yetermişsiniz size! Bilemedim...
Sağ olun, sizi sevmeme izin verdiğiniz için ve beni sevdiğiniz için...
Üstüm kalsın!

13 Mart 2012 Salı

Göğe Bakma Durağı

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanan otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz ,otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi aferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun
Bir seni uyutmam ,bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak, göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi, ağaçlar gibi..
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen,
                                    başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin..
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat,
Durma göğe bakalım...

3 Mart 2012 Cumartesi

Herkesin bir yara izi vardır..

Gidenler bizden hep bir parça götürürler
O parçanın yerinde de derin izler kalır
Herkesin bir yara izi vardır
İnsanlardan gizlemeye çalıştığı saklamak için çok uğraştığı bir yara izi..
Herkesin bir yara izi vardır
Kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan
Baktıkça nefes alabiliyor olmanın
kıymetini anlamanı sağlayacak bir yara izi..
Bu izlerle yaşamaya alışırsın
Bir sabah belki gün doğarken baktığında dışarı,
yaşamayı yeniden sevebilirsin..
Ve bir gün elbet birileri o yara izlerine dokunur
Acın da biraz olsun hafiflemeye başlar...


6 Aralık 2011 Salı

Şaşıp Kalma Üstüne

Sevebilirim,
hem de nasıl,
dile benden ne dilersen,
canımı, gözlerimi

Kızabilirim,
ağzım köpürmez,
ama devenin öfkesi haltetmiş benimkinin yanında,
devenin öfkesi, kinciliği değil.

Anlayabilirim
çoğu kere burnumla,
yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak
ve döğüşebilirim,
doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum herşey için, herkes için,
yaşım başım buna engel değil,
ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı.
Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni.
Yazık...


Bugün beni bundan iyi tanımlayan bir şiir  daha doğrusu satırların her biri..bulunamazdı herhalde..

22 Aralık 2010 Çarşamba

Seni Özlemenin Kitabını Yazabilirim


Seni özlemenin
Ne demek olduğunu sor bana,
Yetmişiki dilde anlatabilirim..

Kitabını yazabilirim / sayfalarca.
Yalnızlığın rezilliğini
Kokuşmuşluğunu
Ve çıplaklığını da..
Ama hiç kimse
Kavuşmanın güzelliğini
Sormasın bana / anlatamam.
Ben sana hiç kavuşmadım ki!

Bilmiyorum
Dudakların nasıldır
Sıcak mı / ateş topu kadar,
Yoksa soğuk mu
Buza kesmiş bir bardak su gibi?
Kıvrımlarına,
Kırmızı karanfiller mi tutunmuş,
Küle gizlenmiş kor mu var?
Tenime değdiğinde dudakların
Cemre mi düşer bedenime,
Mızrap değen bir saz teli gibi
Titrer mi yüreğim / bilmiyorum.
Ben hiç dudaklarına dokunmadım ki..

Bir kadını sardığında kolların,
Ürkek ceylânlar
Nasıl kurtulur tuzağından?
Dolu yemiş yaprak gibi
Nasıl titrer bir yürek?
Ellerin nasıl okşar bir bedeni,
Goncalar
Nasıl güle döner / sıcaklığınla
Bilmiyorum..
Hiç sana sarılıp yatmadım ki!

Kısacası:
Tatmadım kavuşmayı / anlatamam.
Ama,
Seni özlemenin kitabını yazabilirim
Anlatabilirim daldaki kuşa /
Topraktaki solucana
Yokluğunda / yıllardır
Özlemine dayanmayı öğrendim
Yokluğuna katlanmayı
Aşağılık avunmayı öğrendim / nasılsa
Ustası oldum beklemenin
Tükenmek pahasına.

Ama hiç kimse / kavuşmayı,
İki derenin birbirine karışıp
Sarmaş dolaş aktığı yatağın yorgunluğunu
Sormasın bana / anlatamam
Çünkü senle ben,
Ayrı kaynaktan doğmuş
Sularında hasretleri taşıyan
Başka denizlere koşan iki ırmağız
Birbirimize uzak topraklarda tüketirken yılları
Aynamızda ayrı gökleri yansıtırız
İşte onun için
İki dere nasıl karışır birbirine
Nasıl sığar iki nehir bir yatağa / bilmiyorum.
Seninle
Hiç aynı yatakta coşmadım ki!

Sen bana / yalnızca
Ve sadece
Kahpe sensizliği sor
Rezil beklemeyi / özlemeyi sor
Tanrı şahidimdir
Kurda / kuşa
Dağa / taşa bile anlatabilirim.
Demem o ki / uzaktaki yakınım:
Vuslatlara yabancıyım,
Ama,
Senin özleminin kitabını yazabilirim..!


Kâmuran Esen
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...