21 Kasım 2016 Pazartesi

Merhametin Çocukları!

Prensip olarak hayvan sevmeyenleri sevmiyorum!!
Çok ciddiyim, başka bir canlıya yaşam hakkı vermeyenlerden nefret ediyorum!
Ne mutlu ki bu acımasız ve sapıkça, çaresiz bir canlıya bile sahip çıkmak şöyle dursun ezip yok etmek, varlığından rahatsız olup, bir de utanmadan seven besleyenlere silah çekmeye vardıran,
zalim dünyamızı o canlarla paylaşamayıp cehenneme çeviren insanlara rağmen , onları sevip korumaktan asla vazgeçmeyen güzel insanlar var. Onlara olan sevgimi takdirimi ve teşekkürlerimi dile getirebileceğimi sanmıyorum, boğazım düğüm düğüm oluyor. Kelimeler yetersiz.
İyi ki varsınız demek istiyorum yürek dolusu!
Ben kedilerden nefret ederim derken canyoldaşım bir kedim var ve onu sokaktan aldım. Çok zor geldi başta itiraf ediyorum ama şimdi onsuz nasıl yaşamışım diyorum, sokağa çıkınca elimde mutlaka mama oluyor, çevreme ve diğer canlılara daha sevgi doluyum. İnsanlığınızı size hatırlatan yegane şeydir vicdan, merhametiniz.
Karınca kararınca destek olmaya çalışıyorum ama elden ele +1 daha bile faydamız olsa güzel olmaz mı bu hepimizin insani görevi. Çevremiz harici yapabileceklerimiz de olmalı diyorum hani.

Bazılarının yardım etme ve hayvan sevgileri çığ olup büyüyor bunlardan biri Talha Demircan,
Çak bi Pati Yeni Nesil Sokak Hayvanları Koruma Derneği. İstanbul. Tek kelimeyle harika işler yapıyorlar.
"ÇAK bi PATİ günlük hayatlarında bireysel olarak sokak hayvanları için koşturan bir grup gencin hadi bunu profesyonelleştirelim ve bir dernek çatısı altında birleşelim, çeşitli projelerle daha çok hayvana ulaşalıp daha kalıcı işlere imza atalım düşüncesiyle kurulmuş yeni nesil sokak hayvanları koruma derneğidir." Pansiyon, mama ve veteriner masrafları var elbette bu canların. Facebook linkiyse burada.

Diğeri ile ise bugün rastladığım kötü bir haberle karşılaştım, imza kampanyası başlatmışlardı change.org da. İsmi Gökçer Korkmaz, Kırklarelinde.
Tek derdi sokak hayvanları ve buna seve seve kendini adamış, tehdit almış, saldırıya uğramış.
"Ben insanım ve onlarla göz göze geldiğimde onları öyle bırakamazdım." diyecek kadar merhametli ve yürekli, videolarına sayfasından ve kanalından ulaşabilirsiniz. Sayfamda (başka nasıl link verebilirim bilmiyorum) anlaştığı mama sitesi ile ilgili gönderiyi paylaştım,tıklayıp  çok makul bir fiyata sepete 1kg cuk bir mama bile atsanız birikip bir sürü canın hayatı kurtulacak, belki yapılabilecek başka şeyler de vardır kimbilir? Bir çok videosunu izledim ne diyeceğimi bilemiyorum.
Lütfen onları yalnız bırakmayalım, bu dünya sadece bize ait değil ve benim gözümde
Tanrının elçileri, dilsiz canları korumak için gönderilmiş melekleri bu güzel insanlar 🙏

"Allah der ki; Hayvanlar benim sessiz kullarımdır. 
Onlar şimdi zulme susuyorlar ama hesap günü konuşacaklardır!.."

16 Kasım 2016 Çarşamba

Keep your distance !!

"Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı. 
Az sonra, oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. 
Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. 
Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. 
Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilemi, 
aralarındaki uzaklık, her iki ıstıraba da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya dek sürdü.."

(İnsanları bir araya getiren, iç dünyalarının boşluk ve tekdüzeliğidir.
Ters gelen özellikler ve tahammül edemedikleri hatalar onları birbirinden uzaklaştırır. 
Sonunda, bir arada var olabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşurlar. 
Bu uzaklıkta duramayanlara,
İngiltere’de "keep your distance!" denir .
Bu noktada, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusu kısmen karşılanır ama, buna karşılık okların acısı hissedilmez.
Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise, ne sıkıntı vermek, ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih ederler.)

Freud, eşler ve arkadaşlar arasındaki çatışmayı, çocuklarını evlendirmiş iki ailenin veya komşu köylerin birbiriyle rekabetini; 
Almanya’nın güneyinde yaşayanlarla kuzeydekiler, İngilizlerle İskoçlar, İspanyollarla Portekizliler arasındaki gerilimi, beyaz ırktan olanların zencilere, Almanların Yahudilere düşmanlığını, oklu kirpi metaforuna dayandırmıştır.
Hem Schopenhauer'in, hem de Freud'un kullandığı bu kavram, insan ilişkilerini konu eden önemli bir ikilem haline geldi. 
Beş sevgi dilimiz vardı en güzel anlatan dökümandır insan ilişkilerini, ve bugün bunu hatırladım yeniden, okuduğum bu yazıyı, çünkü dikenler... yaşadıkça öğreniyor insan ve özetle:
İkileme göre ne kadar iyi niyetli olursanız olun biriyle fazla yakınlaşır, fazla içli dışlı olur, fazla samimileşirseniz, istemeden de olsa o kişiyle çatışmaya ve birbirinize zarar vermeye başlarsınız. Oysa ki asla geçmemeniz gereken bir çizgi vardır ve o çizgiyi geçmeniz, ilişkinin hasar almasına ve temellerinde yavaş yavaş çatlaklar oluşmasına neden olur.

Florida Bölge Üniversitesi'nden Jon Maner ve ekibi tarafından yürütülen 6 deneyde, insanların sosyal anlamda reddedilmeye karşı verdikleri tepkiler incelenmiş. 
"İçe dönük insanların bu durum sonrasında daha da içlerine kapandığı ve insanlardan uzaklaştığı, 
diğer insanlarınsa kabul edilme arzusuyla yeni insanlara daha da fazla yakınlaşmaya çalıştığı bulunmuş."
Ohoo ben bunu bir genç bayan olarak kaç 6 örnekte gördüm ama yazılı dökümanı ilk ben vermeliymişim demek ki.
Neyse böylece olup biten herşeyi bilimsel bi yere de yasladık, hadi bakalım.


Özetle bir insanı ne kadar severseniz, bir miktar mesafeyi her zaman korumayı başarmanız gerekiyor..

15 Kasım 2016 Salı

Sana Dair..

Yaşam kadar gerçek, yaşamak gibi sahte..
Öyle çok şey var ki yaralayan insanı
Bir yürek çarpıntısı, onu her gördüğünde, öyle çok şey var ki bak sana dair
Yanlış aşklar yaşadık, yanlış köprülerde yanlış gemiler yakıp,
aldırmadan iki damla su çaldık zamanın pençesinden
Aldırmadan, aldırmadan.
Bu ne senden ilk kaçışım, ne de ilk düşüşün yüreğime
Ne bu serden son geçişim, ne de son küsüşüm kaderime..
Mucize gerek bize, gidecek bir başka düş
Bir düş ki korkmamış zamanın karşısında..
Ve bir çağ gerek bize, ve bir çağ bundan özgür
Öyle çok şey var ki bak sana dair, sonra kuşlar gitti anladım dünya yorgun, sen yorgun
Tortusu kalmış eski bir korkunun
Görmedik, duymadık, demedik bunlar kötü..biz var mıydık, aşk var mıydı?

14 Kasım 2016 Pazartesi

Geçer.. geçer.. mi?

Bir anda, birkaç düşünmeden öfkeyle edilmiş sözle, bütün yaşama sevincinizi kaybettiğiniz oldu mu hiç?
Ben toparlarım, güçlüyüm derken ve en azından öyle görünmeyi denerken, günlerce kulaklarınızda çınladı mı birkaç kelime, bütün direncinizi ve adeta bağışıklık sisteminizi çökerten?
Nasıl değerli sanıyosunuz kendinizi değil mi, kendine değer vermezsen kimse vermez sana bla bla..
Hiç öyle değil, hem de hiç.
Kimsenin başının üstünü hedeflemesek de en azından verdiğimiz kadarını görmek çok mu ütopikti?
Ağzımı açıyorum.. ses çıkmıyor, içime konuşuyorum sabaha kadar, yorgunum hiç olmadığım kadar.
Bedenim dayanmıyor bu tempoya.. başım ağır geliyor gibi. Gözlerimi açamıyorum.

Geçmişi düşünmek sana sadece zarar verir, geçmişe dönemeyiz, hatalarımızı düzeltemeyiz,
çünkü zamanı geri alamayız ne yazık ki, bugün için bişeyler yapalım deriz ya bazen, en azından telafi edelim, içimizde kalmasın kırgınlar , neden olmuyo?
İşte benim her mutlu günü son günümüzmüş gibi yaşama isteğim bu yüzden, öyle kaygan ki herşey, ellerinin arasından hep kayıp gidecekmiş gibi, tutunamıyosun... sarıldıkça kayıyosun yeterince dirençli değilse tutunduğun kollar, yosun tutmuş ise. Ya düşmenden düşürülmekten korkmuyor ise.
Ya da bazen başka dala tutunmuş ise, ne farkeder ki?
Bir an var, yer var, orada nedenler niçinler önemsiz, sözcükler dağılıp gitmiş hatırdan çıkmış ama o his, zehir gibi hep orada, tam orta yerinde taş gibi kaya gibi oturmuş oluyor eziyor seni her gün.
Tezatlardan nefret eden tesadüflere asla inanmayan benim için en büyük tezatsa o büyük kayadan da büyük ezici bişey, özlem..

Yarına bıraktığın hiçbir şey yarın gerçekleşmiyor, hiçbir güzel söz yerine ulaşmıyor, hiçbir süprizi gerçekleştiremeyeceksin, o gün orada olmayacaksın, senin belirlediğin çizgi ile diğerlerinki bir olmayacak ya sen basacaksın o o basacak.. yitireceksin, er ya da geç.
Ama hiçbir öfke ertesi güne aynı sıcaklıkta kalamayacak, o yüzden ne olur birazcık, birazcık ...

Hiç olmazsa sakin kafayla düşününce duy sesini? kalbinin ve vicdanının olmaz mı?
Kendine saklama, söyle.. belki yarın söyleyemeyebilirsin. Çünkü belki geçeri belki de.. Geçmez.


Bu arada ilk defa yazdığımı okumadan yazdım ve yayımladım , hatalarıyla, karman çorman haliyle.:(

2 Kasım 2016 Çarşamba

İyi Şeyler Olabilirdi...

Aramızda iyi şeyler olabilirdi 

Yormasaydık gönlümüzü karanlıkla 

İçimizde çiçekler açabilirdi 

Bile bile uymasaydık gurur denen o şeytana ...

1 Kasım 2016 Salı

Boşluğa Sesleniş..

Boşuna bakıyosun henüz o şarkıyı da o yazıyı da yazmadım.
Biri veya birilerine isyanlarda dilim, kalbim bu aralar sanki değil mi, oysa değil :)

Yazacağım elbette. Bitmesine az kaldı daha doğrusu. Bu da bir önsöz olsun.(ya da taslak)
Hayatım boyunca kendime yüklendim eleştirdim ve suçu kendimde aradım. İnsanların incitilmesi kadar önemli bişey yoktu benim için çünkü. Yanlış anlaşılmak ve birini kırmak.
Ve tam o noktada kaybettim hep.
Kendime saygım ve onurum senin veya başkasının bana göstereceğinden çok daha değerli.
An'ı yaşamak istediğim zaman göze almışımdır her neticeyi ve içimde kalmaz pişmanlık.
Tek pişmanlığım içimde kalan, planlayıp yapamadıklarımdır. Nasip değilmiş demekten başka çarem de yok artık. Gerçekçi ve ileriyi gören biri olduğum içindi çoğu cesur kararım.
Üzülmek harici bi bedel ödemedim kaybım da olmadı,bir adım fazla attırmadığım için hep iyi ki dedim, istediğini elde edemeyince çirkinleşip gerçek kimliğine bürünenler, beni üzmek için çabalayanlarsa hep aynı ucuz yola saptılar:) Gidecek başka yer yoktu ki..
Şimdi kendimi sorgulama, suçlama, özeleştiri yani bunları boşuna yaptığımı yeniden görme günlerimdeyim. Gördüm ki ağzınızdan çıkanlar zehir, kalbinin bildikleri bile değil. Ne olur ki itiraf etseniz? Söylemediklerinizi duymadığımı anlamadığımı mı zannediyordunuz gerçekten?
Belki de Tebrizi gibi bir yol çizmelisin kendine sen bu boş işleri bırakıp, huzur hak yolundadır bazıları için. Can yakmanın, kul hakkından, kalp kırmaktan, küfürden aldığın günahların önemini kavrarsın bu ulvi yolculukta kimbilir? Deistte olsan bunlar esas, başka bir dinde tanrıya inansan da bunlar esas.. Güzel ve doğru olan herşey ortak. Kalbini temizle, ve temiz tut bi çocuk gibi..

Yazdıklarımı ve taslakları sakin bir kafayla okudum da, hep yarım kalmış bişeyler, öfkem, nefretim, hasretim, çünkü benim beynim sürekli kötüleri silme derdinde. Yanlış bir şey söyleyip yazıp geride silinmez bir acı bırakmamak için.. Ya bende kalanlar? hunharca savrulanlar ve benim gördüklerim? Kişiyi o görmek istediğim, yakıştırdığım çerçeveye oturtma çabam sonunda çerçevenin kırılıp elimde kalmasıyla son bulmuş bazen bakıyorum da. Kendisini yakıştırıyorsa ait olduğu çerçeve odur oysa.
Artık şah damarına kadar bildiğim gördüğüm şeylerin hiçbir hükmü yok, söylenen, açıklanan, düşündüğümün aksi bana iş işten geçtikten sonra gösterilmeye çalışılsa ne olur artık, görünen köy ne olacak? Geride kalan hep bir enkaz..Hasar görense çok şey var, başta güven, inanç ve samimiyet.
Gerçek hayatta bir ton sorunu varken esrar çekmesi gibi bişey olsa gerek insanın oyalanmak boş vakit geçirmek, ego tatmini için sanalda takılıp kalmak ve sürekli absürd davranışlar.
Bariz bir insan bağımlılığı ama sokulmadığın, ait olmadığın bir çevre gerçeğini örtecek kuru - sıkı, yalan - ve senin kadar yalancı bir kalabalık.
Siber kalabalıktan bahsediyorum öldürücü yalnızlıklarınıza meydan okurcasına.

Eğer ben bu sağlık savaşlarımdan sağ çıkarsam, çok farklı bir ben zuhur edecek benden.
Kendime söz veriyorum. Hiçbir sözümü geri almak ya da yemek zorunda kalmadım bugüne kadar..
Tehlikeli sayılmam artık...



Sadece Riski Alabilen Kişi Hürdür

Gülmek; ”Saf” denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise; ”Duygusal” görünme riskini.
Birine yakınlaşmak; ”Kendini kaptırma” riskini,
Duygularını açmak; ”Kendini ortaya koyma” riskini,
Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;
“Onları başkalarına kaptırma” riskini göze almaktır.
Sevmek; “Karşılık görememe” riskini…
Yaşamak ise; ”Ölme” riskini göze almaktır.
Umutlanmak; “Hayal kırıklığına uğrama” riskini
Çabalamak ise; ”Başarısız olma” riskini göze almaktır…
Ama riskler yaşanmalıdır.
Çünkü hayatımızın en büyük riski, hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir;
Ama Büyüyemez,
Sevemez,
Değişemez,
Hissedemez,
Öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,
Bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür…

 Leo Buscaglia

23 Ekim 2016 Pazar

Anlamazdın...

Kime neyi anlatmaya gerek var ki şu an?
Dikkatsizce hunharca savrulan kelimeler bu kadar ortadayken kime neyi anlatmaya gerek var satırlarda?
Anlatsam anlayacakmıydın? Anlamazdın..
Adeta bir film sahnesinin hiç karşılaşmamış gibi duran kahramanlarıyız, ne rolümüz belli ne repliğimiz. Doğaçlama oynadık hep bu yüzden tekrarı çekilemedi hatalı repliklerin.
Adımlayabildiğimiz kadar yakınız ve savrulduğumuz kadar uzak..yalnızca kendimizi ifade edebildiğimiz kadar kelimelerimiz, çok zaman yetersiz ve eksik.
Bu yüzden değil mi denemişi deneme gözükaralığı ve "belki öyle değildir ha" umudu? Her şey yalnızlıktan, yerine birini koyamamaktan değil. Ama değmeyeceğini defalarca gördüğün birine böyle vazgeçilmez hissettirdiğin için nefret ettin her defa kendinden. O kendini kandırmak var ya hiçkimse yapamaz bu kötülüğü aslında insana. Kabul et, herkes ikinci şansı haketmez. Aynı suda iki kere yıkanılmaz.                  
İzin veren kendinsin kandırılmaya, tek suçlu doğru yerde ve sözlerinin arkasında duramaman dağ gibi. Hür ve dimdik. Bir rüzgarla savruluyorsun kum gibi.
Perde yine kapandı değil mi? Ama o son ne kadar çekersen çek asla değişmez, kaybettiğin  zamana acısa da bir yanın diğer yanın müsterih olur en azından denedim diye *belki de bir tesellidir bu yalnızca*. Bile göre lades. Yediremezsin. Bilirim, bunu en çok ben anlarım...
Çok uyarılmıştın değil mi? çok yeminler ettin, bunu hatırlatanlara sırtını döndün, bu yüzden kimleri neleri kaybettin? neleri kaçırdın ya da kullandın? can yaktın mı yok yere eften püften bahanelere sığınıp? değdi mi? hayır. Senin iyiliğini düşünüp önerince yapmadığını sözüme gelip gönüllü yapınca doğruyu mu bulmuş oluyosun, söz dinleyince ezik mi olacaktın?
Bu yüzden gözden düştün, alay edildin, yanında olanları ardında bıraktın sırf o çıkmaz sokağa yeniden girebilmek için, çok yüzüne vuruldu tükürdüğünü yalaman,e haliyle? İstediğini söyleyen istemediğini işitirdi çünkü. Olsun. Denemeden bilemezdim de geç şimdi, ektiğini biçmek ya da bedel ödemek ne dersen de, ama önüne bak bu defa. Yol sanki orda bitmiş de çıkar yolun kalmamış gibi davranma aptallaşma:) Yol ayrımındadır asıl sır bazen.Sadece başladığından da daha yalnızsın şimdi.

Sahne kapandığında olabildiğince bir suskunluk perdesi inerken dudaklarımıza, diğer sahneye geçer geçmez pervasızca dökülüyor kelimeler günahlarımızla. Hangimizin daha çok günahı var bilemedim şimdi, hangimiz daha masum ya da hangimiz daha günahkar? Bu günah çıkartma kıyaslama her iki taraftan aynı mı görünür sahi? İtiraflar ne kadar zor ve ağır değil mi?
Ha, bu arada hangimiz diye birşey var mıydı? Biz dediğimiz Sen! lere düştüğünden beri 'evet' vardı. Yoksa tüm hayallerimiz, amaçlarımız, umutlarımız ve suçlarımız ortaktı, işlediğimiz her suçun arkasında durabilecek kadar sağlamdı yüreğimiz...BİZ'iken.
Şimdi madem bir film karesinin son sahnesinde son perdenin iplerini çekiyoruz ellerimizle..
ayrı karakterlerimizle; gel son bir defa ama son bir defa BİZ olalım...
En sevdiğim filmin bir repliğinde olduğu gibi, figürana düştüğümüz için terk ettiğimiz bu filmden sonra, dilerim ki hep meraklı olduğun gibi bu defa da başrol senin olsun ,
ben "karakter" oyuncusu olarak kalmayı tercih ederim:') 
çünkü film bitse de, yıllar geçse de, onlar hep aklında ve yüreğinde kalır..

“Her tesadüf bir başlangıçtır; finali sen oynarsın, 
perdeyi kader kapatır...”
Koskoca postun anlatamadığını candan anlatmış..

20 Ekim 2016 Perşembe

Bana ait ne varsa hiçbir iz bırakmadan çekip gitmek istiyorum sessizce..
Başka hiçbir şey değil.

16 Ekim 2016 Pazar

Haddimden Bildiriyorum

Beni anlattığını düşündüğüm yazılar gördüm, şiir ve alıntılar gördüm, okudum ağladım,
yazdım sakladım, benimsedim, yardım aldım beni anlatması için ama benimmiş gibi yapmadım.
O cümleleri kuramamış olduğum için şaşırdım, kızdım ama ben yazsam herkes ulaşamazdı ki zaten?
Ama yazarı belli olmayan ve her kaynakta ayrı yazar adı, veya anonim diye sahiplenilmiş gördüğüm şeyler üzüyor beni, kaynağını bildiğim herşeyi mutlaka belirtirim olmadı alıntı derim. Çünkü tamamı benim anlatmak istediğimi ifade edemez zaten. Benim cümlelerim de sizi edemez.
Mesela bu yazı benim cümlelerdimden oluşuyor işte beceriksiz, düşük cümlelerim ve öncelikli yüklemlerim beni tanıyan hemen anlar o derece:) Mesela iki ayrı olay iki ayrı konuyu tek blog olarak yazıcam yine, bu da bana ait bi saçmalık . Ama bana ait..ben.
Ama başlık, bana ait bir dizilim değil..bir kitap adı. Ve sırf bu başlık ve tanıtım yazısı yüzünden alacağım bunu:
Önsözü hiç yazılmamış ikinci el kitapların paragraflarından geldim. 
Kusuruma bakma çok el değdi, çok okundum, çok yorgunum. 
Hüzün sofralarının en aç karnıydım, bir türlü doyamadım. 
Yine de öpeceksen hüznümden öp beni. 
Bir pencere gökyüzü sür yüzüme, 
kuş kanatlarında sağanak yağmur sakla,gülüşünle ov sızılarımı... 
Sana görülmemiş rüyalar adadım... 

Bir nedenden hassasiyetim olan bir kelimedir "had" ve çok sık kullandırtır bana hayat.
Dün akşam sıkıntısı olduğunu farkettim sevdiğim birinin, konuşmaya başladık o da benim için aynı şeyi düşünmüş hatta sende bişey var derecesinde iddalı, olmadığını söyledim güldüm ama geçemedim, izah ettim inanmadı, sizin düşünmeden yaptığınız minik alemeti farikalar başkası için büyük anlamlar içerebiliyor anladım ki. Bende de bu oluyor ama neredeyse sert çıkarak birini bişey paylaşmaya zorlayamam ki belki içini dökmek belki içinde saklamak istiyordur, belki kendini hatalı gördüğü bir konudur zaten korkuyordur tepkimden, belki de gerçekten bişey yoktur duygu durum değişikliği yaşıyordur, yanında olduğumu bilsin isterim yalnızca, dilediğinde yargılamadan sessizce dinleyip sonra dilsiz olacağımı..haddim budur bana göre..
Kimseden çekinecek bişeyim yok ama verecek hesabım da yok, bu hakkı verdiğim insanlardan geri aldığım an bir daha vermem, ben kendimi sürekli açıklama yaparken öyle değil böyle derken buluyorum ve bu beni yoruyor, haddine mi demek istemiyorum,o hakkı biz vermişiz diye ama ben kendime haddime mi dedikçe ya da anlattığım biçimde düşündükçe bir bakıyorum kimsede bu yok? benim söylemem gerekenler bana sarf ediliyor çatır çatır e asıl o zaman birbirimizi anlamamız gerekmiyor mu?

Sahip çıkılması gereken şeylerin başında ot ocak mal mülk değil, kendine verilen sözler, insani değerler, edilen yeminler, ardına sığınılmış bahaneleri aslının o olmadığını bile bile yutmamak, salak yerine konmayı hazmetmemek, yemediği nane kalmayıp gidecek yer bitince ,sırf yalnız kalınca aynı kapıya dönüp aynı muameleyi göreceğini sanmamak hatta görürse bunun hayra alamet olmadığını bilecek kadar aydınlanmış olmak yani yememek:p

Haysiyet, onur, sözünün eri olmak, dediği yaptığı tezat olmamak, bahanelere sığınmamak
gibi değerlerin olduğunu unutmasa keşke insanlar değil mi:)
Yoksa benim gibi unutmayanlar ve esas alanlar zbam diye o yüzsüz yüzlerine vuruverir tokat gibi.
Demem o ki, madem debelendiğiniz yerde memnunsunuz sesiniz çıkmasın, size bişey dediğimiz de (ben ve benim gibi özü sözü bir dobra insanlar yani) abuk sabuk atarlanacağınıza dürüst olun, yalansız olun, attıklarınızı hatırlamakta zorlanmayın sonra, vee boyunuzdan büyük konuşmayın, sonra bi tarafınıza kaçmasın.

Bir KUŞ masalında dediği gibi: 
Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp duruyormuş. 
Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karların üzerine düşmüş. 
Kuş çaresiz, soğuk karın üstünde ölümü beklerken 
oradan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. 
Kuş öyle bir sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa, 
kalkıp ineği dövecek. 
Bir de bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, 
yaşama geri dönmüş. 
Öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, oradan geçen bir kedi de bunun sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış. 
Kuş buna çok sevinmiş, tam kediye teşekkür edecekmiş ki, 
kedi onu yemiş... 
Şimdi; (Hikâyeden alınacak dersler) 
1- Her üstüne sıçanı düşman sanma, 
2- Seni her boktan çıkaranı dostun sanma, 
3- En önemlisi: 
BOKUN İÇİNDE MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARMA... 

Belki de layık olduğun odur.
Bunu yazıp duvarınıza asın lütfen ;) İyi geceler:**

4 Ekim 2016 Salı

Farzet ki..


Farzet ki, yazdıklarımı anlayabildin. 
 Ya anlayamadıkların? 
 Ya yazıp da sildiklerim? 
 Ya yazamadıklarım? 

   
Rumi

2 Ekim 2016 Pazar

La Chanson..

Ve bir kez daha söyledi;
Sözlerim dudaklarımdan çıksa da kalbimin yankılarıdır...
Beni konuşturan gözlerin ve sevgindir.
Sonra ağır ağır kadehini kaldırıp içmeye devam etti.
Gözleri kraliçesinde ve elleri kılıcının kabzasındaydı...
Sonra biraz yorgun ama hala mağrur ,mırıldandı...
Bu böyle biline..

Ve zamanında kifayetsiz ilişkilerinin  ardından sarf ettiği sözleri anımsadı;
Benden sonra kendini kucaktan kucağa atanları ya ben çok sıkmışım, ya özlerine döndüler, ya da onca insanın toplamının bir "ben" etmediğini gösterdiler bana..
Gün olup kendisinin bir lanet gibi bunu yaşayacağını ve göstereceğini, bilemezdi.. İçeride yeni bir çıplak beden beklerken onu, ruhsuz ve sevgisiz, tıpkı kendisi gibi;
Onun gözleri bambaşka yerlerdeydi..
Ağır ağır kadehini önündeki fotoğraftaki o simsiyah gözlere bakarak havaya kaldırıp ,mırıldanır fısıldarcasına,öfkeli,küskün,kırgın ama hala inkarda:
Je me suis perdu dans tes yeux...
Nasılsa onu duymuyordu artık...
Kaybedildiğini tekrar etse de teselli için,aslında bilirdi kaybedenin kim olduğunu...ve minicik bir esinti onun kokusunu getirdiğinde olanları..
Doğruldu yavaş yavaş yeni "mutlu" maskesini alıp masanın üzerinden,
sesini kesti içini kanırtan o şarkının son yudumunu kafasına dikip buzu çoktan erimiş viskisinin..

Mon doux, mon tendre, mon merveilleux amour...

Ve mırıldandı anlamsızca, sızladı herkesten gizlediği göğsündeki yarası,
mırıldandı anlaşılmaz bi hırıltıyla, yüzü asık..:
-Bu böyle biline.. 
Alıntı değildir. 2013 Ekim.

26 Eylül 2016 Pazartesi

Vur kadehi ustam..

Alkolle aram çok iyi değil. Çabuk carpilmam. Sarhoş olmak denen şeye  inanmam. Insanlarin normalde bastırdığı maskeledigi seyleri yaradana sığınıp höykürme bahanesidir alkol hepsi bu.
Çenesini tutamayacak insan da içmesin bi zahmet. Ortami sabote edip iki paralık keyfini kacirmaya yada eski çöplüklerde eselenmeye, kafası bi dünya olan insanlara yük olmaya kimsenin hakki yok.
Ya ağzınıza için ya ziftin pekini için numaracilar sdghjk ay cok atarlandim.
Bu yüzden ölümüne önemlidir kimlerle nerde içtiğiniz.
Benim kolumdan başlayıp her zerre kaslarima ağrı yayılır içtiğimiz maddeye ve yere göre bedenim degil beynim değişik tepki verir.. Bence beynim.
Votkayla evde kizkiza icerken stand up yapan, yaran ben raki icer fasil dinlerken ağlarım.
Ama içime içime.
Söndürmusuz feneri salas bir balikcida.
Ama bunlarin bu serzenisle alakası yok bence.  cunku kahve iciyorum ve mobilim su an. Yarın pazartesi. Good night 


mobil ileti.\Posted via Blogaway

24 Eylül 2016 Cumartesi

Bugün orda da cumartesi mi?

Bloğumu ilk açtığım zamanlar haftasonları neler yaptığımı yapacağımı yazdığım zamanlar olmuş, yazmak bir tür mental terapi ne de olsa, hatta mental detoks diye bir tabire rastlamıştım çok hoşuma gitmişti bu da:)
Genelde kendimi çok iyi hissetmiyorsam uzun yürüyüşlere çıkarım koşu parkurunda ya da ormanlık alanda, yanımda kimse olmadan sadece mp3üm ve ben. Bunu yazmışım mesela. Sonra mutfağa girerim. Orada kaybederim kendimi.
Haftasonu en sevdiğim şey geç kahvaltı etmek, acele etmeden, tadını çıkarta çıkarta hatta akşama kadar, bu yüzden de cuma akşamları mutlaka bi markete giderim, alışverişimi yaparım serpme kahvaltının kralı için, ama yetmez, daha iştahlı olduğum zamanlardı sanki ama şimdi de özel bişeyler yapmak istiyorum mesela ajvar sos yaptım ben ! O kadar güzel oldu ki anlatamam tarifini de yazıcam üşenmezsem #ipek in the kitchen bölümü unutulmuş:p
Bir de fırında pizzamsı bişey ki bu muhteşem! Bi fragman vereyim:p
Bazen kahvaltıma kuzenlerim ya da arkadaşlarım eşlik eder, bazen tek başıma sehpama kurarım tv ve pc önümde keyfime göre artık.. Evcilim ben bildiğiniz. Tipik yengeç olmak bunu gerektirir.
Sonraaa bir kedim var artık 2.5 yıldır, sabah insafına kalıyorum yani bazen ayakucuma veya burnuma girip uyuyor bazen ayaklarımı çekiştirip yorganın altına girmeye çalışıp koşarak mutfağa kaçıyo, mamasını vericekmişim paşama, çok yakında o kilo almaya ben vermeye devam edersek sonumuz böyle olacak zaten:
Bunca yıldır nasıl evde bir can olmadan yaşamışım bilemiyorum nefret ederdim kedilerden bir de:)

Bu arada filmlerden bahsetmiştim dün, hayatımızın sahneleri ve senaryolarından, bazen başkasının yazdığı senaryoya bilmeden dahil olsak da, misafir oyuncu da olsak başrol de, hazır yapılmış güzel filmlere ihtiyacım var özellikle hafta sonları bu keyif terapilerim sırasında, Deeptone u takip ediyorum ama Miam da güzel filmler önerir, başka tavsiyeleriniz varsa alabilirim?
Macera atraksiyon çekemem yalnız sıkılıyorum bu ara:f

Bu ara bol bol kitap aldım kışa hazırlıka deta en sevdiğim şey çayımı demleyip enstrümantal bir müzikle kitap okumak. Ama ne zaman elime alsam uykum geliyor. Neyse böyle işte kısaca.
Akşam için planım yok hafta içi fazla gezdim çıakcaksam cumartesileri tercih ediyorum.
Şimdi benim aklımda başka bir cumartesi şarkısı var ama benden bekleneni yapıp (ilk defa:p) vazgeçilmezlerimden olan Feridun un şarkısını dinliyoruz, sözleri öldürebilir yalnız..Aynalardan kaçarken özlenmeyi beklemek..ne kadar acı, ne kadar komik değil mi? diğeri haftaya cumartesi...

23 Eylül 2016 Cuma

Eskiden bu şarkıları böyle suskun mu dinlerdik?

Ne zaman şanssızlıklarıma ve herhangi bir biçimde beni üzen bişeylere takılsam karşımda bir kapı açılıyor, unutturmuyor elbette ama avutuyor..Sakin kalmamı sağlıyor bir şekilde hayat. En büyük sıkıntı zaman..Ve zaman bulamamalısınız olan biten veya olacakları düşünmek, üzülmek ve kendinize acımak için.Bir anda kendi içsesiniz, varsa vicdanınız sizi dürter bazı geceler..ta ki kulak verip o iç hesaplaşmanız bitip sizi doğru yola götürene kadar (iki yoldan birine) Kendine saygı herşeyin başı.İşte sizin sınavınız o saatten itibaren başlıyor zaten.
Herkes kendi filminin başrol oyuncusu, diğerleri ise yardımcı oyuncu veya figuranlar, bi solukluk yeri olanlar ve daimi olmasını istedikleriniz, yani filminizde rolü onlara siz veriyorsunuz, bazen yetersiz geliyorlar biçtiğiniz karaktere, bazen rollerini beğenmiyorlar, basıp gitme hakları var. Sizin de fesh etme hakkınız var, herkes oyuncusu ve sınavı birbirinin:) Arada fotobomb yapan gereksizler de olabilir mahfeder en güzel sahneyi.Çünkü güzel olan hiçbişeye tahammül edemezler.
Kendini gösteremeden öldüreceksiniz bazılarını. Bazen sözler ve yüzler flulaşacak ama bir an bir yerde yine belirecek,  "Hatırlamak en büyük lanet.." diyordu bir filmde yine..ve şu an çalan müziğin melodisinde bir de şiir geldi aklıma;
Bazı filmlerin devamı çekilsin diye sonu mutlu bitmez.
Hükmen yeniğiz başlama vuruşum.
Tekrar karşılaşalım ve lütfen bu defa şampiyon olalım.
Seninle en iyi ağlamayı öğrendik biz, gülmeyi umut ederek.
Affetsek birbirimizi, kırıldığımız yerlere çiçek diksek; bir kelebek bir ömür daha yaşar...(!)


Neyse, ne diyecektim ben?
Yaşasın cuma! demek nasıl güzelmiş, nasıl özlemişim.
Bir haftanın bilançosunu yapmak gerekirse, tek kelime özetler: muhteşemdi!
Uyumak uyanmak bilmeyen bu düzen nasıl oturacak diye ilaçlar alıp hazırlayan ben, bir kere bile saat çalmadan uyandım, bir defa bile halsizlik çekmedim. Çok yoğundum ama herşeye zaman ayırabildim.
Yeni açılan kapı yeni umutlar, huzur, yeni bir amaç veriyor. Gücünüzü size hatırlatıyor. Şükredecek ne çok şeyiniz olduğunu da. Hayat devam ettiği sürece bu çark böyle yuvarlanıp gidecek, durursak altında kalmamız işten değil. 
Bu hafta ilk gün yazlık mini elbiseyle gidip bugün montla gidip donmamı hangi karma açıklar bilemiyorum ama iyi ki öyle oldu, hiçbir gün işten eve koşmadım, onca zamanım varken dışarı çıkmayan ben paydos zili çalmış çocuk gibi yorgun çıkıp bir yerlere gittim ya da sürüklendim desem daha doğru olur. Bazen unutuldum sanıyorsunuz ya, işte değil öyle, güzel insanlar biriktiriyorsanız hayatınıza bir durakta dahil olan ne uzaklık ne yoğunluk sizi kopartamıyor, bir araya geldiğinizde kaldığınız yerden o yolculuk aynı keyifle devam ediyor. Hoşgeldin partilerimizi yaptık, son deniz kenarı balık keyiflerimizi yaptık artık havalar soğuyabilir, ben yağmuru çok severim bilirsiniz, biraz yürüsem altında belki yıkanır içim?
Güzel bir günü hatırlattı bana bu şarkı, şimdi burda olsa birlikte dinler gülerdik yine o güne ,atarına, benim ne yaptığım senin ne anladığına, zaten bi türlü anlaşılamadık, anlatamadık.. 
Aynı dilde susanlar, anlaşabilirler demiş La Edri, kimbilir:)
ölmüyor benim hafızam ve öldürmüyor evet-
Bu versiyonunu şuraya ekleyip kaçayım uzatmadan, oldu o zaman, bys..


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...