13 Ağustos 2016 Cumartesi

BAK HAYATINA!

Bi yere değdi elim tam da yatacakken.. dehşete düştüm, soğukkanlılığımı ve tüm sabrımı kaybettim şakaklarımdan akan damlacıklarla beraber, bir defa da ben içimde tutmamaya karar verdim.
Bişeyler olduğunun farkındaydım ama yakıştıramadım. Bana neler yakıştırıldığı halde. Ama baktım da yanılmışım, evet olmuş, yakışmış özün neyse sözün o olmuş sonunda. Mayan neyse kabaran o. Çok yazık böyle geçen ömrüne. Nefretle, öfkeyle, uykusuz, senaryolar yazarak. Başkalarının ütopyasına hayatına ahlakına kadar dil uzatarak..Huzursuz etmeyi kar sayarak.Çirkinleşerek.
Peki sana ne? A pardon bir kafileleri varmış koyun sürüsü malum, atıp tutup yargılayıp topluca sorular sorup ceza kesiyolarmış kendilerince ve %100 doğru onlarınkiymiş, sorsan hiç umurlarında değilmiş kimse, adını anmasınlarmış, anan var mı? nerede hani?
Kimse mükemmel değil elbet olmak zorunda da değil, hatalar yapıyoruz, yapacağız da ve ders çıkartacağız bunlardan, herkes kendi yaşadığını bilir ve bundan mesuldür ona da eyvallah.
Her başlangıç bir son barındırır içinde. Yeni bir başlangıç barındırır her son da.
Bir biçimde yollar ayrılır, başka bir tesadüfle de başkaları ile birleşir..
Bir yoldan çıkmışsanız dönüp ona bakmamalısınız artık. Asıl sınav bundan sonra başlar çünkü.
Anıları ve sıfatlarınızı geçmişe saygıyla teslim edip kendi yolunuza gidersiniz. Kimse sonsuza dek size ait kalmaz. Sahibi gibi davranmaya son vermek zorundasınız. Hele kendinizden bi güzel soğutup üst üste hatalar yaparak ayrılmış, birkaç defa şans elde etmiş aynı yere dönmüşseniz, zamanında var olan hiçbir duygu sıcak kalmaz. Yerin burasıdır.  Ama "Ölüler çok kıskançtır" der orada, ne haklıymış..Sudan çıkmış balık olursunuz ilk zamanlar, eyvallah ama o çamurlu sularınızda boğamazsınız kimseyi. Geçmişin hesabını, geçmişte verilen sözleri, duyguları ajitasyona bağlayarak hatırlatmayı bi yerde durdurup içinizde yaşayıp bitirmelisiniz. Kendinize saygınız, verdiğiniz sözler çok daha ötedir çünkü hepimiz sınavdayız ve sınanıyoruz birbirimiz ile..
Aksi halde güzel bir anı bile olamazsınız, buz olur duygular, sonra buhar olur gider. Şerefi, hayatı, doğruları, haysiyeti ile alakalı söylediğiniz her bir kelimede kaybedersiniz kalan kırıntıları bile.
Sizin kadar sevmemiş de olabilir, aşk hiçbir zaman iki tarafta aynı anda bitmez der bir kitapta,
ama bittiği an herşey son bulur. Demem o ki adabı vardır sevmenin de ayrılığın da!

TERK EDİLMİŞSENİZ DÖNÜP SİZ ONU TERK EDEMEZSİNİZ.
ETMİŞSENİZ DE, ARTIK SENİN OLMAYANI  bir daha TERK EDEMEZSİN?

Hayatınıza giren herkesin sizden öncesi vardı? Kabullendin değil mi? Sen de kabul edildin?
Sonrası da olmayacak mı? Ya da senin olana kadar yoldan çekilmeyecek misin? Egonuz ve kabullenemedikleriniz, hazmedemedikleriniz yüzünden ağzınızdan çıkanı duymadığınızda, on defa değil kırk defa söyleseniz de, hakarette etseniz, aynıdır etkisi ve siz nasıl kapıyı arkadan kapatmışsanız size de öylece kapanır, engellenirsiniz, evet sonsuza kadar ağız dalaşı yapamazsınız üzgünüm, nazire şenlendirici modunuz bıktırdı, ağzınızdan çıkanları hiçkimse duymaz ve etki etmez ilk seferki gibi. Hayal kırıklığı bir defa yaşanır çünkü. 

Hiç kimse her yaptığınız şımarıklığınıza, fevriliğinize, yordamsızlığınıza, tribinize, löm sözlerinize,bitmeyen güvensizliğinize, ahlaksız ithamlarınıza, ağzı bozukluğunuza katlanıp sizi sonsuza dek çekmez, ne arkadaş ne de aşk, ömür çok kısa böyle yaşamak için malesef.
Bencilliğinizle kendiniz ördünüz bu duvarları. Kimsenin umurunda olmadığınızı kabul edin.
Kimse kendini varolmayan birine savunmak, ispat etmek zorunda değil dolayısı ile.
En büyük aşka siz sahip olmalısınız hakkınız, hiçbişey istemez görünüp çok şey talep edersiniz ama hakkınız, peki sen ne verebileceksin, ne verdin? Bari gidince huzur ver? Olur mu? Olmaz , daha kaşıkla verdiklerinizi kepçeyle başa kakacak, yıla yaklaşsa da hakaretlerinize stalkınıza devam edeceksiniz.Karşılıksız mı vermişsiniz ya da sevmişsiniz? Hayır öde öde bitmez bi bedel istediğin.
Her bahaneyi kullanırsınız yeniden ulaşıp iki kelam etmek sonunda ağlayıp barışmak için:) acınası.
Herkes leş siz temiz, herkes şeytan siz melek, herkes ahlaksız düşkün sen aşık, siz aşkın adını kirletenler her rezilliği göze alırken onurundan ödün vermeyenler mi battı bi tarafınıza?
Ne mutlu, ne seçilmiş kullarsınız sadece size kutsal herşey, sahtekarlıkla hırsla akan gözyaşlarınız dahil, pardon yoksa siz tanrı mıydınız? Lütfen bana oh olsun deyin, "ohh çok şükür" tadında yaşıyorum hayatı bazen de offf luyorum ama alınmayın ateş olsanız cürmunuz kadar yer yakmazsınız kimsiniz ki siz? Çünkü ben hiçbir şeyden pişman değilim,olmam da. Yaşamam gerekiyormuş derim.
Vardır bi hayır der susarım bir yerde:)
"dili varken dili tutmayan günü gelince virân olurmuş, kelimede anlam arayan halk içinde divân olurmuş ,ne söylerim ne anlarsın doğrudur, lâkin usanmamışım güle gül veren eller gün gelir yalân olurmuş.." demiş şair:)
Kimin hayatı diğerinden temiz, kimin duyguları yalan kimin gerçek hiçbir biçimde bilemezsiniz,
karşıdan göründüğü gibi olmayabilir her şey, belki de aynen öyledir,
KARŞIDAN BAKIYOR OLMANIZ SİZE YETER! amaaa asla yargılayamazsınız size bu hakkı kim veriyor? Hadsizliğin kitabını yazarken bir gün sizinkinin de yazılabileceğini düşünseniz keşke.
Karşıdan bakıp bakıp kudurup senaryolar yazmakla kirlenmiyor güzel şeyler :) Hele sizin irin kokan ağızlarınızla, hiç.Tam aksine göğüs gerdikleri ile, sabrı ile daha da güçleniyor ruhlar bilesiniz.

Her bitenin arkasından karalar bağlıyo olsanız yeniden yeniden denemez her birine en çok seni sevdim palavrasını sıkmaz gidince yok be bişi yaşamadım demezdiniz değil mi? Unutuluyor demek ki? Anlıyorum her giden bi parçanızı götürmüş ondan bu eksikliğiniz. Yani gene onların suçu.
Yoksa haşa asla ve kata sizde olabilemez sorumluluk ,kabahat hiçbir konuda.Yersiz zamansız mezhepsiz iftiralarınız da, hadsiz istekleriniz de, düşünceleriniz de sizin olsun , hayat devam ediyor arkanıza baktıkça tökezlersiniz önünüze dönün ve size açık kapılara doğru yürüyün. Kimsenin hayatını pis ağzınıza dolamayın! Ya da dolayacak başka birilerini bulun bi zahmet?
Acısını anlamaya çalışırım herkesin ama bu kadarı çok fazla kimse mecbur değil bencilce -benim duygularım- benim hissettiklerim- ben -ben diyen birine alttan almaya. Sen hiç düşündün mü başkalarını? Ağzından çıkanlar ne etki bırakacak okudun mu dönüp? Senin için çabalayan tek kişiyi aklından bile geçmeyen sözlerle suçlarken, ya da bi zaman sevdiğini bile  yerden yere vururken "ben onu biliyorum" derken, hiç düşündün mi başkasının hissettiklerini?
Samimiyim bak şu an, çok samimiyim yeter!! Aklın fikrin dilin geçmesin adını bile anmayı yasaklamış kişilerin ardından bi zahmet.Merak edemez soru soramazsınız anlatabildim mi?

Siz kırk kere "kötü" deseniz de kötü olmuyoruz, sizin ahlak anlayışınızı da başınıza geçirecek kadar erdemli ve aklı başındayız, ha olmak zorunda da değiliz, hesap vermek zorunda da, ama bin şükür, yarın ne olur bilinmez, yemediğiniz nane kalmayıp planlarınız tutmayınca geç kalmıyor gerçek iğrenç yüzünüz görünmekte. E ne de olsa sarımsağı gelin etmişler 40 gün dayanmış değil mi, siz o kadar da dayanamadınız öfkeniz bundan. Ama vazgeçmeyi bilmezsiniz mücadeleye devam değil mi çünkü onursuz olmak bunu gerektirir. *Ölünün arkasından konuşandan, dost iken kendisine verilen sırrı anında yerine yetiştiren den başka ne beklenebilirdi ki? (*ölü derken, anlamadınızsa açıklayayım lakin anlama konusunda zorlanacağınıza bahse girerim:)) Aşkta ve dostlukta çıkar ve menfaat kelimesini kullanabilen, başa kakma konusunda level atlamış birinden fazla beklentiye girilmez.
Aynı dili bile konuşmuyoruz çok şükür ki.Çirkefçe ve hadsizce bilmiyor ben.
Ama ben içimi döküyorum burası benim değil mi? BURASI BANA AİT TIPKI HAYATIM GİBİ:)
Her özgür alanım kuşatılmış hissediyorum her adımım göz altında bu nedir? Eğlenmeye gittiğim bi sayfacık bile zehir, iki kod yüzünden laf işitmişim, mutlu olursun numara, olmazsın ütopya zart zurt, höst!! öyle bi lüksünüz yok, gitmesi gereken dayanamayandır, (dayanamasa giderdi dimi) yemeyelim şimdi birbirimizi, e bulamıyosun orda aradığını demek 11yıl nedir zevk mi kalır:p
HER OYUN BİR GÜN BİTER. AŞK GİBİ. İyi oyuncu veya değil,artık diğerleri ve dünyaları
sizi hiç alakadar etmez herkesin oyunu kendine, karın ağrınıza ne iyi gelir ben bilemiyorum artık.
Siz sadece anlatmaya, kusmaya, çemkirmeye programlanmışsınız çok üzücü yahu, yazacak sözü sokacak lafı aylarca bitmez mi bir insanın? Yazık elinizi tutana, dost bilene, sevene, zaman kaybedene. Bi kalemde sildiğiniz dostlarınıza sarılmaya devam edin şimdi, ne de olsa kimseniz kalmadı ve en diptesiniz. Depresyondasınız bal gibi. Bi gün bana da sarılmak istersen n'olacak? Ben yılana sarılamam da.
Kaybedensiniz, net, yazık kaybettiğiniz kendinizsiniz, kendinize olan saygınız, size doğru gelmedi diye günahını alıp suçladığınız insanlar, o çirkin sözlerinizi esirgemediğiniz herkes.. er geç sizi bunların laneti bulacak, eğer adalet ve hak denen bişey varsa beddualarınız gibi bu böyle kalmayacak.
Klübünüzün şarkısı size cuk oturuyor:

Bak hayatına, dinmiyor sızın
Her yarışta, her varışta oynar yalnızı
Sorduğunda kalp, hayata razı hiç sormadan, düşünmeden alnında yazı
Ne kaçış var aldanışta ne gidiş sitem yıllar değil geçip giden bizleriz biten
Her hüzünde durma bak yüzüme kimse yok mu dokunsun özüne?
 Gözlerinde o bağla, ağla ağla hep ağla bak hayatına, son çıkıştayız aşk olsa da, olmasa da..
 Ağır yaralıyız ne kaçış var aldanışta, ne gidiş sitem yıllar değil geçip giden
 Bizleriz biten her hüzünde durma bak yüzüme kimse yok mu dokunsun özüne 
Gözlerinde o bağla ağla ağla hep ağla;))

Asıl üzüldüğüm kah ajitasyon, kah nazire havasında, zehir zemberek mide bulandırıcı sözleri bitti sanıp ben bi daha bakmazken, çünkü umurumda değil, görüp üzülecek ama bana üzülmeyeyim diye göstermeyecek büyük kalpli, ve belki de acına kanacak kadar insanlık merhamet sahibi başkası..
Ama boşuna dememişler:
İyilikten maraz doğar!!

Zor sığdırdım zaten..


Okuyorum ama yazamıyorum,
                                       duyuyorum, ama konuşamıyorum..
Bazen kendimi aniden dilini hiç bilmediğim bir ülkeye atılmış mülteci gibi hissediyorum.
Anlar gibiyim, vücut dillerinden de anlıyorum, ama anlatamıyorum..
Görüyorum, hissediyorum.
Gözlerimi kapatıyorum ya da kaçıyorum.
Duymazdan geliyorum, bilmezden geliyorum.
Sırf kabullenmemek adına, bana söylenen en ufak yalana bile katlanacak gücüm yokken
kendimi inandırmaya zorluyorum göre göre.
Hiçbişey göründüğü gibi değildir.
Aslolan size söylenenlerdir.
Yalanın tanımı da farklı artık.
Binbir kendimi ikna ve telkin cümleciklerim var benim.
Güven tek kullanımlıktır çünkü ve ben bunu harcamak istemiyorum.
Henüz kredim bitmedi.
Henüz...




















Belki ben yanlış biliyorumdur değil mi?
Şüphesiz.
Her zamanki gibi.
Belki de hiç bilmediğimi sanıyorlardır. 
Ama

Belki de onlar yanlış biliyor?..

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Keşke ismim Iris olsaydı, keşke ismim herkese sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı..

ben ne zaman öleceğim tanrım? sabah olunca mı ?keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım ..
Şu an aklımda her bir satırı çınlıyor bu şiirin, Ah'lar ağacı..yok yok Iris'in Ölümü..   
Boğazım düğüm düğüm oldu, yine keşke sabahı görmesem dediğim gecelerden birini yaşıyorum..
çok uğradım haksızlığa evet, herkes kadar belki, belki de daha fazla..
hem de kaldırabileceğimden çok fazla. 
Zayıf omuzlarıma kaldırabileceğinden fazla ağırlık yükledi hayat en büyük desteğimi alması ile yaslanabileceğim..
Ben tek başıma ayakta durmayı öğrendim düşe kalka, bana tutunup ayağa kalkan kimseyi tutup devirmedim de, sımsıkı sarıldım, ben merhameti insanlığı sevgiyi desteği öğrendim, kaybetmeyi de,
düşe kalka, kıra kırıla,
öğrendiğimi zannetsem de görüyorum ki olmuyor, güven sağlayamıyorum..ağzımdan çıkan her söz bana ok olarak çok geri döndü evet, ben de bilmeden birilerinin yarasını sızlatabiliyor olabilirim 
ama isterdim ki sadece buna güvenilsin, kimin yarası nerde saklı bilemeyiz ki,
tıpkı benim güvenip öyle demek istememiştir, sakinleşince düzeltiriz, asla kaybetmek istemez, bana çok değer veriyor vermese.. gibi sonsuz güven ve kredi ile karşılamam gibi her bir kalbi..
Ne aptalca değil mi?
Zor anlıyor olabilir miyim acaba ben ?
Bu güçlü kız imajını kim yükledi bana biri anlatabilir mi? Hiç diyeceğiniz, söyleyeceğiniz sözler ağzınıza tıkıldı mı, hiç merak bile edilmedi mi acaba ne diyecekti diye, yanlış anlaşıldığınızı anladığınızda siz çırpınırken bunun hiçbir anlamı olmadığı oldu mu hiç? Sen sus ben anlatıcam ben anlayacağımı anladım diyen birine ne diyebilirsiniz?
Peki siz dilinizden dökülmek için sıktıkça fışkıran ,bastırdıkça azan onca sözü nasıl zaptedersiniz?
Etmelisiniz.. eğer kulaklar sağır gözler körse size.

O zaman anlarsınız belki beni?
Belki tek bir kişi..hm?
bazı şarkılar vardır kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu o şarkının adı ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı keşke ismim iris olsaydı ..keşke ismimin bir anlamı olmasaydı _
herkes çıkarsın kalbini o çirkin mücevher sandığından ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım 

9 Ağustos 2016 Salı

Eski Sevgililer Müzesi..

Ya rabbi!
Bugünün özel bir gün olduğunu daha gün başlamadan gördüğüm kabustan bile anlayabilirmişim aslında.
Yazık ne ben anlayabildim ne de sevgili anlatabildi bugünün neden giderek birbirine benzemekte olan günlerden daha farklı olduğunu.
Neden bu kadar güzeldi sevgili? Sordum söylemedi ama ben anladım;
sevgili bugün en güzel haliyle ölmeyi istedi...
Şimdi kollarımın arasındaki kadın içimi acıtacak kadar güzel.. 
bir kenara fırlatılamayacak kadar masum, insanın kendinden utanmasını sağlayacak kadar kusursuz ve güneşi kıskandıracak kadar aydınlık.
Ne var ki bir cesetten fazlası değil artık..
Kollarımın arasına alıp onu götürmekte olduğum yer onun için bir son durak olacak.
Benim için de bir son durak sayılabilir aslında;sonsuz yolculuğumun sonlu sayıdaki duraklarından muhtemelen sonuncusu.
Hayatımı kendi elimle sona erdirip sonsuza dek onunla kalmayı başarabilir miyim?
Şimdi zaman ne gece ne gündüz...Zaman kavramı dahi çok yabancı sevgilinin son durağı için.
Biz şimdi geçmişte kalan anıları bulmak için geleceğe gidiyoruz eski sevgililer müzesine...

İhtişamlı bir kapıdan geçip o büyük salona vardığımızda...
Ah hala unutmamışım!
Burada kalabilsem Tanrım
Sonsuza dek burada  kalabilsem eski sevgililerin her biriyle bir sonsuzluk boyu mutlu olabilsem 
ne olurdu?
Tek tek bakıyorum her birinin büstüne, aslında her biri bir tanrıçadan daha unutulmaz.
Her birinin putları dikilmiş yerlerine ve tüm güzellikleriyle yeni rakibelerini seyretmekteler.
Buraya her gelişimde yaptığım gibi eski sevgililere vakit ayırmalıyım biraz,
ölüler inanın ki çok kıskançtır.!
Eşinin ardından birkaç ay bile dayanamayan insanlar gerçekten de üzüntüsünden mi ölüyor sanıyorsunuz yoksa?
Hayır eşinin ruhu çağırıyor onu yaşamını kıskanıyor canını çekip alıyor yerinden.

31 Temmuz 2016 Pazar

Babasız kadın yaralı kadındır

Bir şekilde babasını kaybetmiş, tanımamış, hele ki gittiğini gözlemlemiş ise artık yüreğindeki o kapı hiç açılmaz. 

Belki sever, inanır, teslim olur; ama yüreğinde açılmayan hatta anahtarını asla bulamayacağı bir kapı vardır... 

Baba, bir kadının hayatında köklerinden beslendiği bir çınardır. 

Ulu bir çınar! 

Gölgesinde huzur bulduğu, hayatın mıcırlı yollarında yürürken dizlerini aldığı yaralarını, ona yaslanıp sardığı çınardır... 

Geçmişe dönüp bakmak adeta yorgunluk... 

O yüzden böyle kadınlar için geçmiş, bir ağacın dalına takılmış bir bez parçası gibi ölene kadar yüreklerinde yaşar. 

Kilitsiz, anahtarsız ve kapıların ardında...
Babasız kadın olmak, erken yaşta anneye hayat arkadaşı olmayı öğrenmektir aslında... 

Babasız büyüyen kadınların yürekleri kocamandır. 

Belki başlarında esen kavak yelleri ve gençlik ateşi ile bir düzine tecrübe yaşarlar. 

Ama intikam alamazlar; çünkü onlar, acıtmanın hiç kimseye bir faydası olmayacağını bilirler. Hayata dair büyük kasırgalardan geçerler. 

En sevdikleri insanlar tarafından, hep daha fazlasını vermenin önemi öğretilmiştir onlara... 

Çünkü o zaten gölgesi olmayan bir ağacın yavrusudur. 

Ve sahiplenmek ruhuna nakış gibi işlenmiştir. 

Babasız büyüyen kadınların yürekleri hızlı kanar, çünkü onlar hala küçük bir kız çocuğudur.
Belki en önemli yanları eksiktir ama babasız büyüyen kız çocuklarının sizin hayatınıza gözle görülür faydaları vardır. 

Onların kıymetini bilin. 

Çünkü onlar büyük yürekli, küçük beklentileri olan, baba ruhlu kadınlardır! 


Böyle kadınlar yüreklerinizde büyük kapılar açar; 

kendi yüreklerindeki ıssız, kuytu, karanlık kapılara inat! 

Ve belki de sahiplenmeyi, elindekinin kıymetini bilmeyi, 

insanları küçük nedenlerle üzmenin ne kadar da gereksiz olduğunu herkesten daha iyi anlarlar... 

Seviyorum dediklerini gerçekten severler! 

29 Temmuz 2016 Cuma

Yarayla alay eder yaralanmamış olanlar..

Kimileri yazmaya teşvik ediyo beni, kimleri sus diyor. Aynı içseslerim gibi.
Sus diyor, içinde kalsın, nasılsa duysalar da anlamayacaklar. Hatta anlasalar ne anlamasalar ne?
Kulaklar kör gözler sağır olmaya adanmışsa özellikle de bir duvarı aşabilen sözcükler sırtından vurulup birer birer düşebilirler önünüze...
Bu yüzden sus.
Herkes, zaten bildiğinden emin olduğu ile kalsın en güzeli bu çünkü siz konuşmaya başladığınız an hesap sorma hakkı görecekler kendilerinde amansızca. Oysa böyle bir hak yok..
Yazmıyorum, yazamıyorum, ifade edemiyorum içimdekileri ama tutmak bana ne kadar zarar veriyor bunu da biliyorum..
Döktüğüm gözyaşlarımın bedelini kimseye ödetmeyi düşünmedim hayatım boyunca, kimseye lanet etmedim bir kişi hariç o da dost kontejanından canımı yaktığı için, yine de kabul olmasın dilerim ki,benim ahım kimseyi bulmasın..
yaptığım hataları bana yaşatılanları "ibret" görmedim ki yeniden şans verebileyim hak eden birine, ama tecrübe olarak heybeme attım, suçlamadan, kapalı olmasın kapılarım sırf geçmişte yaşadıklarım yüzünden, bu bana da haksızlık olurdu..Hak edene de. 

Nedir hak etmek? Hep hak ettiğimizi yaşamayacağız elbette etmediklerimiz de olacak ama her birinden
asıl mesul olan yalnızca benim..

Çünkü benim hatalarımın bedelini ben ödemeliydim, benim yanlış kararlarımın sorumlusu sadece ben olabilirdim, denemeden bilemeyiz ya bazı şeyler bize ne getirecek, kucağında beyaz güllerle gelen hayat,
 aniden uzaktan ateşler içinde bırakabilir sizi. 

Siz yanmayı seçince kül olmazsınız, pişersiniz, demek hamdınız, bundan sonraki yolda daha iyi göreceksiniz kucakta sunulan gül mü? Ya da siz güller verebileceksinizdir belki bu defa.
Nefret kustuğum öfkeden deliye dönüp ağzımdan çıkanı kulağım duymadığı zamanlar olmadı mı,
kimin mükemmel ve kusursuz bir fren sistemi var ki? Karşımdakinin hava yastıklarına güvenip bodoslama dalmak beni mazur göstermeyecektir, kaldı ki bana hiç yumuşak yer denk gelmedi. Haklı da olsa, haksız da.
Ben işittiklerime kulaklarımı tıkayıp araya yastık koysam da hasar almamak için, karşılıklı sağ çıkmak imkansızdır bu yaralarla velhasıl.
Bir insanı kusurlarıyla kabul etmek ve insan olmanın zaaf ve gereklerinden bahserken,
kusur gördüklerimden dolayı yargılayamam, ben kusursuz olmasını bekleyemem kimseden
kendim değilken, bu bencillik. Ve ben bencil insanlardan hep nefret ettim.
Kendimi korumak adına da kabulllenemem bunu.
"Kaybeden beni kaybetti, bu yüzden en büyük kayıp onundur" egosu ise bana çok uzak, iki mükemmel insan anlaşamayabilir ve öz değerinden gram kaybetmez, kendi elleri ile kendi ipini çekiyorsa artık yapılacak bişey kalmamıştır, birimiz kötüyse de kime göre neye göre kötüdür?
Kırılıyorsan, kırılmışsan mutlaka bir yerde sen de bunu yapmışsındır ve bardak dolmuştur.
Beklentiler..sadece üzer. Ama beklentisiz umutsuz bir hayat söz konusu olamaz. Lakin senin  hayattan beklentilerin ve aşk /ya da dostluk anlayışınla karşındakinin aynı olmayabilir ve bu anlaşıldığı zaman artık hummalı biçimde hep karşı tarafta suç aramayı bırakmalısın.! 
Bu kötülüğü sadece  kendine yapmıyorsun çünkü hani deriz ya: "tek istediğim....dı" yalan!!
Asla tek bişey istemeyiz, her şey mükemmel olsun isteriz duyarsızca, duyarlı olmalarını hep bizi düşünmelerini isteriz, oysa karşımızdakinin hamurunu severiz ama onu yoğurup yeni biri yaratmaktır hevesimiz 
tam da ağzımıza layık.. damak tadımıza uygun.

"Hepimiz günün birinde
kendimiz için doğru olanı seçerken
bir başkasının yaşamının yanlışı olabiliyoruz..."
— Kürşat Başar

Yanlış olan sadece uyumsuz iki bireyin karşı karşıya gelmesidir, bu uyumsuzluk bazen ilk anda ortaya çıkar bazen çok uzun bir zaman diliminden sonra ufak fikir ayrılıkları ile başgösterip,
ben olsam böyle yapmazdım-demezdim lerle ayyuka çıkar ve kopma noktası kaçınılmazdır..
Çünkü sen o değilsin, o da sen değil. Ne beklediğini bilse de onu yaparsa senin kuklan olmaktan öteye geçemez.
"Şeytan görsün yüzünü" , "ne ölün ölüme ne dirin dirime" deriz ama bizler tövbelerini bozan aciz kullarız çünkü içimizde hep bir umut besleriz, bir şans daha isteriz bazen her şey yeterince kirlenmemiş çirkinleşmemiş se belki, ama iyi bir fikir değildir denemişi denemek..iyiyse de doğru kullanmak önemlidir o "son şans" ı. Karşındaki buz kesmeden önce.
Lakin umut olmasa yaşayamayız inancımız kalmaz hiçbir şeye. Her yanılgıda denemede kendimize kızmamız bundandır.
Ama bazen de söylenmeyeni, dile getirilmeyeni anlamak zorundayızdır.Gidebilmeyi mesela, yolun bittiğini.
Daha fazla kırılmayalım, omuzumuzdaki yük daha da ağırlaşmasın diye susabilirler. 
Sessizce vazgeçmemizi bekleyebilir ya da kendi hayatlarına devam edebilirler. 
Bireysel, onlara ait ve artık dahil olmadığımız hayatlarına. Orada onlara artık özgürlüklerini iade etmek zorundayız, saygıyla..kapıyı çarpmadan.
Sorulamadan, yargılamadan. Anlayışlı olmazsak asla anlaşılamayız.
Kabullenme aşamasıdır bu ve ruh ve beden sağlığımız için en önemli süreçtir.
Kabullenmek, olup biten her şeyi hazmetmek kolay olmayabilir, haksızlıklara uğradığımızı da düşünebiliriz
 ama bir zaman en sevdiğimiz olan insanlara en kötü sıfatları yapıştırdıkça çirkinleşip,
onların üzerine yapışmayacak etiketlerin bizim yüzümüzü iğrenilecek hale getirdiğini kabul etmeliyiz.
Birilerinden medet ummak akıl işi değildir, bilin ki verilen her destek size sonunda köstek olarak geri dönecektir 
veya yaralı bir hayvan gibi acı ve öfkeyle ağzınızdan çıkan her söz dönüp sizi yaralamakla kalmayacak, 
yerine ulaştığında fikriniz değişmişte olsa değişmemişte sadece bunları duymak kalan saygı ve muhtaç olduğunuz aşk kırıntılarını da yok edecektir.
Kimseden sevgi dilenmedim, bildim ki verdiğim kadarını alabilirim ama eğer alamamışsam ,demek ki ona yetmemiş benim iki kişilik sevgim..Bazen de sırf bu yüzden vazgeçmelisiniz. Yetmediğinizden..
Öfkenin kıskançlığın acının tüm acımasız silahlarını kuşanıp öldürmüşsek son kalan hayat emaresini de, 
artık sorumlu yalnızca benim..onun suçunu da ben sırtıma aldım. Haklıysam da bu davayı kaybettim.
Daha fazla leş kargası gibi beklemem ölünün başında, son damla kanına kadar tüketmek için.
Hala yaklaşan her canlıyı aynı silahla vurmaya kalkışmam..belki iyileştirecektir biri onu?
Özetle durmam gereken yerde dururum..o kanı içimde kuruturum sızdırmadan.
Kabullenmek mi?.siz ne dersiniz adına bilmem. 
Kabullenmek köprüdür...Bırak hayat olduğu gibi gelsin..

 

Bi Çay?

“Çay ister misin?” diyorsun ve sana “Tabi ki! Harika olur! Teşekkür ederim!” diyorsa 
bil ki gerçekten çay içmek istiyor.

“Ya aslında emin değilim…” derse, 
ona çay hazırlayabilirsin ama aklında olsun, içmeyebilir ve eğer içmezse (burası önemli) ona çay içirmeye çalışma. Düşük bir çay içme ihtimali var diye çay yapma zahmetine girmiş olduğun için onu suçlayamazsın. Çay içmek istemediğini kabul etmek zorundasın. 
Çayı yapmış olman onu mutlaka o çayı içerken izleme hakkın olduğu anlamına gelmez. .

“Hayır, teşekkür ederim” derse, 

çay yapma. O kadar. Çay yapma, ona içirme, içmek istemedi diye kızma. 
Anla işte çay istemiyor. .

Sana, “Evet, teşekkür ederim” deyip, 

çay geldiğinde aslında istemediğini söyleyebilir. Evet, onca zahmete girdikten sonra bunu duymak seni gıcık edebilir. Ama hala hiçbir şekilde çay içmek zorunluluğunda değil. 
Önce istiyordu, şimdi istemiyor. Bazen insanlar sen çayı yapmaya başladıktan çay hazır olana kadar geçen sürede kararlarını değiştirebilirler. Bunda bir sakınca yok. 
Bu yine de sana çayı zorla içirme hakkı vermez.

Bilinci yerinde değilse, çay yapma. 
Bilinci yerinde olmayan insanlar “çay ister misin?” sorusunu anlayamazlar. Diyelim ki, soruyu sorduğunda bilinci yerindeydi, evet dedi ve çayı yapana kadar bilincini yitirdi. Çayı bırak, karşındaki insanın sağlığının yerinde ve kendisinin güvende olduğunu kontrol et ve –burası çok önemli- ona çay içirme.

Biri eğer çaya evet derse, içmeye başlarsa ve daha sonra bilincini kaybederse, çayı zorla boğazlarından geçirmeye çalışma. Çayı uzaklaştır ve onun iyi olup olmadığına bak. 
Şuuru kapalı insanlar çay istemezler. Bundan şüphen olmasın.

Biri geçen Cumartesi senin evinde çay içtiyse bu her zaman seninle çay içmek istediği anlamına gelmez
Durduk yerde evine gidip çay yaparak “AMA GEÇEN HAFTA ÇAY İSTİYORDUN” 
ya da sabah uyandıklarında ağzından içeri çay dökmeye çalışarak 
“AMA DÜN GECE ÇAY İSTİYORDUN” diyemezsin. .

Çayda ya da sekste, rıza her şeydir..;)

30 Nisan 2016 Cumartesi

Ne kozamdan çıkabildim,ne kelebek olup uçabildim..Bir tek günse bile ömrüm,yaşamaya korkmayıp sevgi dolu bir elde ölmek isterdim.. 

İpek B.

Şiirime harika bir görsel yapmışlar!


16 Nisan 2016 Cumartesi

Kimsin Sen?

Sevdiklerimizin ruhlarında oluşan anlık değişimleri, duygu sıçramalarını, her zaman çok da belirli nedenlere bağlı olmayan yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını, bilinçlerinin alt kısımlarındaki ulaşılmaz bölgelere saklanmış arzularının değişik biçimlerde ve beklenilmeyen zamanlarda ortaya çıkışını izleyebilseydik, herhalde sakin bir denizde suların arasından aniden yükselen bir canavarı gördüğünde, zavallı bir balıkçının hissedeceği korkuyu ve şaşkınlığı hissederdik. Ürkütürlerdi bizi. Hiçbir zaman başka bir insanı , o insan en yakınımız olsa bile, tümüyle tanıyamayacağımızı, iki insanın arasında daima görünmez karanlık alanların bulunacağını, iki insanın asla tam anlamıyla bütünleşemeyeceğini, kimseye kendimizi bütün açıklığımızla gösteremeyeceğimiz gibi kimsenin de kendisini bize bütün açıklığıyla gösteremeyeceğini fark edip, kendimizi bu dünyada yapayalnız hisseder, yüzünü gördüğümüz, sesini duyduğumuz, günlerce, aylarca hatta yıllarca konuştuğumuz, birlikte en gizli zevkleri paylaştığımız birinin nasıl olup da bize yabancı olabildiğini anlayamamanın çaresizliğini yaşardık. Bütün bunları bilebilseydik, en sevdiklerimize bile, en kısa ayrılıktan sonra dahi, ''Kimsin sen'' diye sorma ihtiyacını hissederdik...
Ahmet Altan - Aldatmak

7 Nisan 2016 Perşembe

Hikayem Bitmedi

Bir hikayem var !
Bir hikayem bitmedi 
Yorgandan yastıktan 
Kokusu gitmedi 
Yaz bana ne yazarsan yaz doktor 
Ağladım ağlamaklar yetmedi 
Mutsuzum çok hastayım güldür beni doktor 
Öldüm ama hayattayım tarifi çok zor 
Çıkmaz bir sokaktayım gel bul beni doktor
Sanki çocuk yaştayım bana bilmeceler sor
Hava kapanır eser batıdan 
Bir çocuk evine döner yatıdan 
Soy beni sol baştan soy doktor 
Al beni kurtar bu sıkıntıdan 
Mutsuzum çok hastayım güldür beni doktor 
Öldüm ama hayattayım tarifi çok zor 
Çıkmaz bir sokaktayım gel bul beni doktor
Sanki çocuk yaştayım bana bilmeceler sor
Bitince kara kışlar 
Ulaşır ona mektubumla kuşlar 
Dinince yakarışlar 
Belki de yeni bir ömür başlar
Bomba değil mi şimdi bu?

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...