19 Eylül 2016 Pazartesi

Yeap!


Günaydın!

Sonunda uzun zamandır beklediğim gün geldi, hayatımın uzun yıllardır belli bir rutini vardı,
zaman zaman zamansızlıktan şikayet etsem de gördüm ki ben buna alışkınım.
Zamanım olmaması, beni bir çok şeyden uzak tutan bir kalkanmış adeta, gereksiz insanlardan,
can sıkıntısından insanlara sarmam ve umursamamdan, ilişkilere kafa patlatmaktan, sanal dünyadan, bu arada yazıp çizdiğim ya da bazen delirdiğim konuların içeriği aşk değil bunu da yeri gelmişken belirtmek isterim.
Aşkta herşey daha kolay zaten akdkflg:))
Neyse büyük bir merhale atlattım, sağlık, depresyon, biten dostluklar,sadece cevap vermek için sıra bekleyen sizi anlamamkta ısrar eden insanlar, iç bunaltan dedikodular, haksızlıklar, yani akla gelecek-gelmeyecek  herşeyi uzun bir zaman sürecinde atlatırken, hayatımda ilk defa çalışmadan uzun bir süre geçirmek zorunda kaldım. Bu da beni daha da tahammülsüz yaptı, işin garibi daha sabırlı olduğumu düşünüyorum.
Delirmiş olabilirim bi parça evet.
Başa çıkmak zorunda olduğumuz her şey bizi büyütüyor ama sokakta dayak yemiş gibi hissedebiliyosunuz bazen de.

Ki ben sokağa alışkın bir çocuk değilim belki de sorun burada.
Yeniden başlamak.. bazen gözümde büyüse de, umutsuzluğa kapılır gibi olsam da.
Bunca yıldır verdiğim emek ve iş hayatında normalde olduğumdan çok daha disiplinli olmam ve hayatımdaki en büyük şansım muhteşem iş arkadaşları ve patron olunca, işime geri döndüm.

Bugün çocuklar nasıl beslenme çantalarını hazırlayıp boynuna matara asıp heyecanla yola çıktılarsa ben de erkenden kalkıp ilaçlarımı kutuya koydum, ellerim titreyerek bi bardak süt içtim, saçlarımı ve makyajımı itinayla yaptım ve kalbim fırlayacakmış gibi atarken aynı heyecanı yaşadım.

Mutluluğumu tarif edemem. Herşey için daha fazla zamanım olacak artık, işsizlik kadar yoğun bişey olamaz hayatta anladım  ki hiç benlik değil:)
Herkesin kalbine göre bir iş, bir hayat diliyorum, bugün herkesi öpebilirim, herkese benden çay!!

Cehennem?

Sadece içine doğduğu şehri, dili, dini, inancı, ırkı, 

sadece doğurdukları çocukları sevenler, 
sadece kendi annelerini kutsal bilip diğer bütün kadınları orospu olarak görenler, 
sadece kendi cümlelerini kurup, ötekinin sözünü asla dinlemeyenler, 
 Siz varken başka cehenneme gerek yok. !

 Rabia Mine

13 Eylül 2016 Salı

Ama Babacığım..

‘’uyku ile uyanıklık arası bir yerdeyim. kapı açılıyor önce, gölge gibi, babam geliyor. üzerime eğilip saçlarımı okşuyor
ve sonra yanıma uzanıp, kollarıyla kucaklıyor.
babamın göğsüne başımı gömüp yatıyorum. babamla dünyanın en güzel akşamında, dünyanın en güzel evinde, dünyanın en güzel uykusunu uyuyorum.
bir daha öyle bir uyku olmadı hayatımda. 
şimdi babam yok ve ben de yetimim.’’
Ercan Kesal - Peri Gazozu

Böyle günleri zaten sevmezdim ama, yüzüme vurunca öksüzlüğüm daha bir nefret eder oldum.
O ellerini öpmeye erindiğiniz, varlığı hep ensenizde sandığınız babalarınızın ölümlü olduğunu unutmayın olur mu , bir gün kokusunu içinize çekme şansınız yerine toprak kokusu sararsa sizi,
pişman olacağınız izler kalmasın yüreğinizde.
Her baba bir değil biliyorum, iyi veya kötü, baba direktir, dağdır, yaslanacak olun olmayın varlığını bilmek bile yeter, o babalık görevini yapmasa dahi, siz evlatlık görevinizi tam yerine getirmiş olun. Bu konu çok hassas kimsenin yarasına dokunmasın istiyorum.:(
Herkes kendi yarasını bilir. Yarayla alay eder yaralanmamış olan...
Yaptığım yapamadığım bir çok şeyin ve kaybetme korkumun, kendimi korumak adına edindiğim zırhımın ve bazen hırçınlığımın sebebi bu biliyorum ama, benimle gurur duyduğunu da biliyorum.
Babamdan bahsettiğim çok yazım var, bazen özlemine dayanamıyorum, keşke bana daha çok şey öğretecek zamanın olsaydı, kucağında ağlayacağım, şımaracağım daha çok günümüz olsaydı.
Dünyanın en şanslı çocuğuydum ben. Yokluğunun yerine konabilecek bir şey yok.
Senin kadar kimsenin sevmesine de imkan yok.
Babacığım, huzurla uyu:'
Güçlü görünmeye çalışmaktan yoruldum ben baba. Bulutların üzerinden yere çakılmış gibiyim.
Tutsana yine beni havada?
Alsana beni kucağına?

Dilime dolandı bugün bu şarkı. Zaman donmuş gibi.

Bir bakarsın oyuncağın kırılmış
Arkadaşın sana küsmüş darılmış
Kavga etmiş; kaşın, gözün yarılmış
Yaşlı gözlerle bana gelip sakın üzülme yavrum
Böyle büyür insanlar; ağlamak çare değil
Zaman değirmenini durdurmak kolay değil..(ama babacığım...)

12 Eylül 2016 Pazartesi

Çok yorgunum.

Gözlerimi açamayacak kadar uykum var.
Ama beynimin içinde kırk tilki dolaşıp birbirinin kuyruğunu kovalar gibi.
Herkes şu an hiçbir derdi tasası yokmuş gibi derin uykuda mı?
Ben uyuyamıyorum.
Oysa bedenen çok yoruldum bugün, ruhen nasılım dinlememek için.
Hiç yalnız kalmadım, çok güldüm, çok söyledim.
Çok yemek yedim, çok çay kahve içtim, şimdi de süt içiyorum sızmak için.
Bana vahşi ya da yabani diyenler var, öyleyim sanki gerçekten de.
Mesela bayramları da hiç sevmem.
Çoğu zaman insanları da.
Şımarık ve kibirli insanları özellikle. Onlar da beni sevmiyor zaten.
Kabuğumdan çıkmam kolay kolay bu yüzden.
Sabırlıyım ama haksızlığa sürekli uğradığımda beni ben bile tanıyamıyorum..
Kalp kırmak kırılmaktan daha zoruma gidiyor benim. Ama ben kaldırabiliyorsam o da kaldırabilir değil mi? Hak ettikleri gibi davranmak lazım bazen de kıyamamayı bırakıp.
Daha duyarsız daha gelişigüzel daha tepkisiz ve anlamsız yaşamalıyım belki de.
Yanıma yaklaşmak çok zor, sıcakkanlı değilim, zor alışıyorum.Zor vazgeçiyorum bu yüzden de.
Kimse mükemmel değil ben de değilim.
Öyle bir iddiam da yok. Beklentim de yok, insanlar kusurlu varlıklar. Zaafları, bam telleri var.
İçimde biriktiriyorum bir çok şeyi bir gün patlayacağını bilerek.
Evimde gönderilmemiş mektuplar biriktiriyorum zamanları geçiyor.
Dilimde söylenmemiş sözler.
Göndermeye geç kalınmış mektuplarda bir kısmı.
Kötü sözlerin hepsi tüketildi daha kötüsü yok..olmasın da. İçinden bir tek cümle olur da çarpıp kırar diye saklıyorum onları..Bazen gönderip pişman oluyorum bazen göndermekte geç kaldığım için özetle. Yazarken benim nasıl kırıldığımınsa hiçbir önemi yok.
Düşünüyorum onca yazıp çizdiğimi, nasıl manasız geliyo bir an..başka bir dilde gibi..ben bile bazen kendimi anlayamazken başkaları nasıl doğru anlasın ki?
 Bir mektubumda demişim ki:
İnsanların içinde bi gizli bölme var, orada sen, hiç sen olmayan bi biçimde duruyosun yani sana gösterdikleri gerçek yüzleri değil aslında, ve seni en çok sevdiğini sandığın kişi bile en ufak hatanda çekmesini açıp bunu gösteriyo acımasızca.. çok ağır bu:( Ve ne yaparsan yap, sen O olmadığını ne kadar iyi bilirsen bil, hatta karşındaki de aslında bilse bile, kimbilir kafasında ne etkenlerle bunu asla kabul ettiremezsin.Edemezsin de bunu.
O neye inanırsa, Mevlana nın dediği gibi, neyi arıyosa, O sun sen!
O yüzden ben, bu çabaya bir kere daha girmeyeceğim..
(Hataları boşver, dert olur unutamazsan eğer..)
Bazen çap sorunu yaşadığımı geç de olsa hissediyorum, görüyorum.
Bir şeyin çapının değişemeyeceğini bile bile zorluyorum.
Çekiyorum, eğiyorum, büküyorum, sadece o anlık istediğim şekli alıyor,
bıraktığım an ise gerçek haline dönüyor..Çapsız haline:=)

Hey çap; Artık "ben" çapımı biliyorum..

10 Eylül 2016 Cumartesi

Sana Büyük Bir Sır Söyleyeceğim


Sana büyük bir sır söyleyeceğim 
Zaman sensin 
Zaman kadındır ister ki hep okşansın 
Diz çökülsün hep 
Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına. 
Bir taranmış 
Bir upuzun saç gibi zaman 
Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi. 
Zaman sensin, uyuyan sen 
Şafakta ben uykusuz seni beklerken 
Sensin gırtlağıma dalan, bir bıçak gibi... 
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın 
Bu mavi çanaklarda kan gibi 
Durdurulmuş zamanın işkencesi 
Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten 
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada 
Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini 
Daha beter seni kaçak 
Seni yabancı bilmekten 
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan 
Tanrım ne ağırdır sözcükler 
Asıl demek istediğim bu. 

Hazzın ötesinde sevgim 
Hiç bir zararın erişemeyeceği  yerde bugün 
Sevgim 
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun 
Boğulurum soluk alıp vermesen 
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın. 
...... 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim 
Korkuyorum senden 
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri 
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden 
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan 
Korkuyorum senden. 

Sana büyük bir sır söyleyeceğim 
Kapat kapıları 
Ölmek daha kolaydır sevmekten 
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam 
Sevgilim. 

Aragon
  

8 Eylül 2016 Perşembe

Hâlâ

Kelimelerimi kendime saklayıp, yazdıklarımı içimi döktüm sayıp taslaklara gizleyip,
zamanını bekliyorum, suların durulduğu, herşeyin yoluna girdiği, sabrın sonunun erdiği selameti,
o hiç gelmeyecek olan zamanı belki de, herşey eskisi gibi olduğunda, belki de "ahh ama ben demiştim" demeyi (içimden de olsa), dikkatsizce çarpıp kırılanların toparlanmasını,
sabırla bekliyorum.. sinirlerime hala hakim olabiliyorum elimde olmayan durumlarıma rağmen, sağlığım gibi.. ben başarıyorsam herkesten de beklemeliyim ama yapmıyorum, ben yargılanıyorsam aynısını sen yapınca ben de aynı acımasız anlayışsız uslubu tavrı takınmalıyım demiyorum, demesem de yüzüne vurmamdan deli gibi korkup benden kaçtığını görüyorum çünkü,
anlamaya çalışıyorum, bazen anlayamıyorum, o zaman kabulleniyorum olduğu gibi sevmek bunu gerektirir çünkü...
ama hâlâ susuyorum :)
Ben sustukça içimde büyütüyorum minik küskün kızı da..yani farkındayım ben de..
Umarım beni terkedip gitmez o da. Çünkü onun saflığı, şeffaflığı, merhameti, durduk yere akan gözyaşları olmadan ben olamam.

Sadece inandıklarımın yanlış çıkmaması, bazılarının da ÇIKMASI, görünen ve söylenin tutması için telkin yapıyorum kendime bol bol:)

Hiç kimsenin ilgisine ihtiyaç duymadığın gün olgunlaşırsın,
Hiç kimseden beklentiye girmediğin gün yara almazsın,
Ve hiç kimseye bağımlı kalmazsan kazanırsın. 

OSHO

6 Eylül 2016 Salı

Daily Dose

İnsan kendisini sessizce kaybeder. 
 Kaybettiği başka her şeyi fark eder 
 kendini kaybettiğini anlayamaz..


4 Eylül 2016 Pazar

İnsanlardan nefret ediyorum.

Bugun böyle. Uyumadim sabaha kadar ve iliklerime kadar yorgunum.
Söyleyecek çok seyim var ama dermanim yok.
Ben yine susmayi seçiyorum.
Biriken seyler olmadık anda patlar ve bu hic iyi olmaz bunu da biliyorum.
Bile bile susuyorum.
Bekliyorum.
Eyvallah ve pekilerden yol yapiyorum.


3 Eylül 2016 Cumartesi

Çok olmadı kendi kelimelerimizle vedalaşalı..

Hele de burda öyle değil mi? yani paralel evrende.. peki neden?
Eli az bişey kalem tutan herkes isyanda.. herkes mutsuzluklarının, uğradıkları ihanetlerin,yenemediği hayat savaşının sorumlusu diğerlerini buldukça (-ki yok değil payları elbet) ve diğerleri de dayanamayıp uğradığı haksızlığa, dile getirdikçe bişeyleri , asıl yazılası şeyler uçup gitmeye ya da tatsızlaşmaya başladı gitgide.
Çünkü ben, beni hayata, hayattan sıyrılmak için takıldığıma göre de bu evrene bağlayacak pozitif şeyler görmek duymak ve yazmak istiyorum.
Kelimelerimizi sarıp sarmalayıp saklıyoruz kendimize..
Hesap sorulmasın diye. Çünkü yaşanası şeyler ellerden kum gibi kayıp gitmekte hızlıca.
Herkesin ince hesapları var bazılarınınki tam azimle s..an misali. Sinsice ve kirli..
Sen görüyorsun ama asıl görmesi görmesi gerekenin gözleri sımsıkı kapalı bu yüzden bastığı yerin pisliğinden bihaber..Oysa hep yanlış zaman, yanlış insan, yanlış yol, yanlış adımlar..
Elinde silgi hatanın beklendiğini bilemezsin, biri silerken o kıymetli defterini de yırtar, oysa sen sadece bi çizik atarsın üstüne hatalı sözcüklerinin, olmadı bu, yanlış yazdı dersin sonsuzkere inanırsın çünkü öyle demek istenmemiştir ve düzeltilmesini beklersin.
Sen beklerken, o da bekler. Adım atsan sarılır, bi adım daha atsan iter..artık nerde duracağını bilemezsin. İşte boşluktasın! Oysa istediğin ve daha dün olduğun yer burasıydı:

Bugün ben yarın sen yaşayacaksın aynısını, hatta yaşadın değil mi? 
Er geç yaşayacaksın, çünkü hiçbir aşk, hiç bir dostluk, samimiyet dediğimiz o özel ve içinde şeffaflık özellikle de DÜRÜSTLÜK barındıran kıldan köprüden soluksuz geçemiyor.
Herkes sınavı birbirinin. Herkes herkesi eşit sevemez, güvenemez, zorlamak anlamsız.
İçine göm sözcüklerini.Samimiyet arama. Dürüst değiliz çünkü:
Kendimize saklıyoruz gerçek duygularımızı da..
İncinmeyelim, refüze olmayalım, kırmayalım, uzatmayalım, o yaptı ben yapmam derken..
Köprüye köstek olan ayağa dolanan ya da sarpa saran şeyler var önceki savundukları ya da dediklerine ters düştüğü için gizli kapaklı, çifte standartlı, işinize gelirse, kabul mü?
Değilse akla hayaline gelmemiş şeylerle suçlanabilirsin, onurun da zedelenecek.Duymayacaksın.
Sabredeceksin. Sınavdan on tam puan alacağından eminken, en yüksek puanı hiç çalışmamış işi gücü kopya olan bi başkasının aldığını duyduğunda hissettiklerini hissedeceksin, boğazın düğümlenecek ağlayamayacaksın, lanet edeceksin hocanın seni anlamayışına, kıyaslama kendini sakın bu yüzden yapma bunu kendine!
Sakın unutma bir gün hakkını alacağın, hep iyilerin kazanacağı öğretildi sana ve buna umut denildiğini öğrendin büyüyünce..en büyük işkence bu.
Elimi uzattığım her şey uzaklaşıyor gibi, kaybetmekten korktuğum her şeyi kaybediyorum..
ya da ben vazgeçiyorum.Buz kesip. Çözüldüğüm an geri dönüşü yok.
Bi küçük eylül meselesinde son sahnede tam ellerini tutacakken adamın sularda kaybolması gibi,
karayı görmeden boşa kulaç atmak yüzdüğünü sanmak ama dibe, en dibe batmak gibi..
Herkesin kolları aynı güçte değil..
Ben çok yorgunum artık.
Egom karşımdakine verdiğim değerden yüksek değil, olursa ben ben olmam, insan olma mücadelemi kaybederim...
O yüzden bu kadar kolay beni incitmek, ben veriyorum ellerimle bütün gerekenleri.Benim hayatım, benim kurallarım, benim seçimlerim, ben saygı duyuyorsam saygı beklerim, egoistlik yok benim dünyamda.
Vefa var, sabır var, emek verdiğim her şey parçam, fedakarlık var AMA kişiliğimden ödün vermeden.
Hem bu kadar güçlü hem kırılgan olmak nasıl bişey ben de bilmiyor ama yaşıyorum.
Bizden ne beklenildiğini bilsek ve hep bunu yapsak nasıl mutlu eder sevdirirdik kendimizi herkese dimi yalakaların başarısı bundan olsa gerek? Ama bi robottan ne farkımız kalırdı?
Dost acı söyler ,hep duymak istediğimi söylüyosa bi beklentisi vardır, asla yalaka olmadım, sevmem de. Yanılmadım yanılmam bazı konularda. Nefret ediyorum haklı çıkmaktan, geleceği görmekten, şaşırmaktan da keza. Gene bildiğimi okuyacaksam da diğer pencerelerden de görmek isterim tablomu. Kendimle yüzleşmekten korkmuyorum çünkü. Kusursuz olsaydım keşke ama olamam.
Bir yalanla ve önyargıyla başedemem. Edemiyorum ama kabullenemiyorum da
kendimi ifade edemedikçe deliriyorum hazmedemediğim bundan ibaret. Başka hiçbirşey değil.
Başka birisi daha hünerliyse bittin. Mağdur edebiyatı hep galiptir. Mağdur edebiyatı hep galiptir.! ve ben bundan tiksiniyorum.

2 Eylül 2016 Cuma

Bir Yer Söyle Bana!

Kültablasını baş ucumda unutup uyumaktan,
Soğumuş kahve tadından,
Cigaranın ağızda bıraktığı kuruluktan,
Ağlarken birinin yüzüme bakmasından,
Tükenmez kalemlerin, tükenmesinden,
Çalışmayan iki prizin en az birinden,
Aylık kadın dergilerinin yüzde seksenini kaplayan cinsel tavsiyelerden,
İş görüşmelerinin gerginliğinden,
Eski ve sevimsiz bir tanıdığı yolda görüp “görüşelim bir gün” diyerek gülümsemekten,
Abartılmış hayat hikayelerinden, Kusmaktan,
Ve elbet aynalardan,
Küfür etmenin de bir dua ediş biçimi olduğunu kabullenmeyen insanlardan,
Günah sayılanlardan, Ahlaki değerlerden, Toplum kurallarından,
Kırmızı ışıklardan,
Hala cüzdanımda duran fotoğraftan, Kartvizitlerden, Konuşmaktan,
Medyanın en çok sosyal olanından,
Başbakandan, İtiraz edilmemiş haksızlıktan,
En yakın arkadaşlarımdan..
Eski sevgili saçmalığından,
 Ezberlenmiş telefon numaralarının acil bir durumda akla gelmemesinden,
Ya da hiç acil bir durum olmamasından..
Çıplak gömülecek olmaktan, Kefenin beyaz olmasından,
Su damlatılan toprağın çamur halini almasından,
Sonbahardan..
Annemin benimle soru sorarak konuşuyor olmasından,
Evden kaçan kızların, özgürlüğü bir adamın koynunda aramasından,
Yalandan…
İhanet etmeyi beceri sanan yavşaklardan,
Bu dünyanın yaratılış amacından,
Kul yaratmanın, ego tatmininden daha fazlası olmadığını anlayamayan embesillerden,
Kullarımdan ve kul olduklarımdan,
Sezen Aksu'nun şarkılarından,
Cemal Süreya şiirlerinden,
Yani ritimlerden, kelimelerden..
 Kaçıp kurtulabileceğim bir şeyler söyle bana..!!

..

Herkes birbirini bitirir.
Özellikle aynı yere, aynı eve, aynı barakaya konmuş zorunlulukların bir arada tuttuğu insanlar. Karşılıklı bir tüketme, bir tür yok etme işlemidir bu.
Ölümcül bir dezenfeksiyon.
Şaşacak bir şey yok.
Yüzme bilmeden suya atılmış insanlar birbirlerini boğarlar. 

Yeni Yalan Zamanlar, İnci Aral

1 Eylül 2016 Perşembe

Eylül..

Eylül’dü.
Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu 
Eylül’dü.
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan
Ellerin kadar ıssız
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz
Eylül’dü.
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ
Gözlerini sildi zaman
Dedim ya… 
Eylül’dü
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin


13 Ağustos 2016 Cumartesi

BAK HAYATINA!

Bi yere değdi elim tam da yatacakken.. dehşete düştüm, soğukkanlılığımı ve tüm sabrımı kaybettim, bir defa da ben içimde tutmamaya karar verdim.
Bişeyler olduğunun farkındaydım ama yakıştıramadım. Yoo baktım da yanılmışım, evet olmuş, yakışmış özün neyse sözün o olmuş sonunda. Mayan neyse kabaran o. Çok yazık böyle geçen ömre. Nefretle, öfkeyle, uykusuz, senaryolar yazarak. Başkalarının ütopyasına hayatına ahlakına kadar dil uzatarak..Huzursuz etmeyi kar sayarak. Çirkinleşerek.
Peki sana ne? A pardon bir kafileleri varmış koyun sürüsü malum, atıp tutup yargılayıp topluca sorular sorup ceza kesiyolarmış kendilerince ve %100 doğru onlarınkiymiş, sorsan hiç umurlarında değilmiş kimse, adını anmasınlarmış, ama topluluk bunun için var, tezat nası?
Kimse mükemmel değil elbet olmak zorunda da değil, hatalar yapıyoruz, yapacağız da ve ders çıkartacağız bunlardan, herkes kendi yaşadığını bilir ve bundan mesuldür ona da eyvallah.
Her başlangıç bir son barındırır içinde. Yeni bir başlangıç barındırır her son da.
Bir biçimde yollar ayrılır, başka bir tesadüfle de başkaları ile birleşir..
Bir yoldan çıkmışsanız dönüp ona bakmamalısınız artık. Asıl sınav bundan sonra başlar çünkü.
Anıları ve sıfatlarınızı geçmişe saygıyla teslim edip kendi yolunuza gidersiniz. Kimse sonsuza dek size ait kalmaz. Sahibi gibi davranmaya son vermek zorundasınız. Hele kendinizden bi güzel soğutup üst üste hatalar yaparak ayrılmış, yaka silktirmiş, birkaç defa şans elde etmiş aynı yere dönmüşseniz, zamanında var olan hiçbir duygu sıcak kalmaz. Yerin burasıdır.  Ama "Ölüler çok kıskançtır" der orada, ne haklıymış..Sudan çıkmış balık olursunuz ilk zamanlar, eyvallah ama o çamurlu sularınızda boğamazsınız kimseyi. Geçmişin hesabını, geçmişte verilen sözleri, duyguları ajitasyona bağlayarak hatırlatmayı bi yerde durdurup içinizde yaşayıp bitirmelisiniz. Kendinize saygınız, verdiğiniz sözler çok daha ötedir çünkü hepimiz sınavdayız ve sınanıyoruz birbirimiz ile..
Aksi halde güzel bir anı bile olamazsınız, buz olur duygular, sonra buhar olur gider. Şerefi, hayatı, doğruları, haysiyeti ile alakalı söylediğiniz her bir kelimede kaybedersiniz kalan kırıntıları bile.
Sizin kadar sevmemiş de olabilir, aşk hiçbir zaman iki tarafta aynı anda bitmez der bir kitapta,
ama bittiği an herşey son bulur. Demem o ki adabı vardır sevmenin de ayrılığın da!

Zor sığdırdım zaten..


Okuyorum ama yazamıyorum,
                                       duyuyorum, ama konuşamıyorum..
Bazen kendimi aniden dilini hiç bilmediğim bir ülkeye atılmış mülteci gibi hissediyorum.
Anlar gibiyim, vücut dillerinden de anlıyorum, ama anlatamıyorum..
Görüyorum, hissediyorum.
Gözlerimi kapatıyorum ya da kaçıyorum.
Duymazdan geliyorum, bilmezden geliyorum.
Sırf kabullenmemek adına, bana söylenen en ufak yalana bile katlanacak gücüm yokken
kendimi inandırmaya zorluyorum göre göre.
Hiçbişey göründüğü gibi değildir.
Aslolan size söylenenlerdir.
Yalanın tanımı da farklı artık.
Binbir kendimi ikna ve telkin cümleciklerim var benim.
Güven tek kullanımlıktır çünkü ve ben bunu harcamak istemiyorum.
Henüz kredim bitmedi.
Henüz...




















Belki ben yanlış biliyorumdur değil mi?
Şüphesiz.
Her zamanki gibi.
Belki de hiç bilmediğimi sanıyorlardır. 
Ama

Belki de onlar yanlış biliyor?..

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Keşke ismim Iris olsaydı, keşke ismim herkese sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı..

ben ne zaman öleceğim tanrım? sabah olunca mı ?keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım ..
Şu an aklımda her bir satırı çınlıyor bu şiirin, Ah'lar ağacı..yok yok Iris'in Ölümü..   
Boğazım düğüm düğüm oldu, yine keşke sabahı görmesem dediğim gecelerden birini yaşıyorum..
çok uğradım haksızlığa evet, herkes kadar belki, belki de daha fazla..
hem de kaldırabileceğimden çok fazla. 
Zayıf omuzlarıma kaldırabileceğinden fazla ağırlık yükledi hayat en büyük desteğimi alması ile yaslanabileceğim..
Ben tek başıma ayakta durmayı öğrendim düşe kalka, bana tutunup ayağa kalkan kimseyi tutup devirmedim de, sımsıkı sarıldım, ben merhameti insanlığı sevgiyi desteği öğrendim, kaybetmeyi de,düşe kalka, kıra kırıla,öğrendiğimi zannetsem de görüyorum ki olmuyor, güven sağlayamıyorum..ağzımdan çıkan her söz bana ok olarak çok geri döndü evet, ben de bilmeden birilerinin yarasını sızlatabiliyor olabilirim ama isterdim ki sadece buna güvenilsin, kimin yarası nerde saklı bilemeyiz ki,tıpkı benim güvenip öyle demek istememiştir, sakinleşince düzeltiriz, asla kaybetmek istemez, bana çok değer veriyor vermese.. gibi sonsuz güven ve kredi ile karşılamam gibi her bir kalbi..
Ne aptalca değil mi? Zor anlıyor olabilir miyim acaba ben ?
Bu güçlü kız imajını kim yükledi bana biri anlatabilir mi? Hiç diyeceğiniz, söyleyeceğiniz sözler ağzınıza tıkıldı mı, hiç merak bile edilmedi mi acaba ne diyecekti diye, yanlış anlaşıldığınızı anladığınızda siz çırpınırken bunun hiçbir anlamı olmadığı oldu mu hiç? Sen sus ben anlatıcam ben anlayacağımı anladım diyen birine ne diyebilirsiniz?
Peki siz dilinizden dökülmek için sıktıkça fışkıran ,bastırdıkça azan onca sözü nasıl zaptedersiniz?
Etmelisiniz.. eğer kulaklar sağır gözler körse size.

O zaman anlarsınız belki beni?Belki tek bir kişi..hm?
bazı şarkılar vardır kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu o şarkının adı ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı keşke ismim iris olsaydı ..keşke ismimin bir anlamı olmasaydı _
herkes çıkarsın kalbini o çirkin mücevher sandığından ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım 

9 Ağustos 2016 Salı

Eski Sevgililer Müzesi..

Ya rabbi!
Bugünün özel bir gün olduğunu daha gün başlamadan gördüğüm kabustan bile anlayabilirmişim aslında.
Yazık ne ben anlayabildim ne de sevgili anlatabildi bugünün neden giderek birbirine benzemekte olan günlerden daha farklı olduğunu.
Neden bu kadar güzeldi sevgili? Sordum söylemedi ama ben anladım;
sevgili bugün en güzel haliyle ölmeyi istedi...
Şimdi kollarımın arasındaki kadın içimi acıtacak kadar güzel.. 
bir kenara fırlatılamayacak kadar masum, insanın kendinden utanmasını sağlayacak kadar kusursuz ve güneşi kıskandıracak kadar aydınlık.
Ne var ki bir cesetten fazlası değil artık..
Kollarımın arasına alıp onu götürmekte olduğum yer onun için bir son durak olacak.
Benim için de bir son durak sayılabilir aslında;sonsuz yolculuğumun sonlu sayıdaki duraklarından muhtemelen sonuncusu.
Hayatımı kendi elimle sona erdirip sonsuza dek onunla kalmayı başarabilir miyim?
Şimdi zaman ne gece ne gündüz...Zaman kavramı dahi çok yabancı sevgilinin son durağı için.
Biz şimdi geçmişte kalan anıları bulmak için geleceğe gidiyoruz eski sevgililer müzesine...

İhtişamlı bir kapıdan geçip o büyük salona vardığımızda...
Ah hala unutmamışım!
Burada kalabilsem Tanrım
Sonsuza dek burada  kalabilsem eski sevgililerin her biriyle bir sonsuzluk boyu mutlu olabilsem 
ne olurdu?
Tek tek bakıyorum her birinin büstüne, aslında her biri bir tanrıçadan daha unutulmaz.
Her birinin putları dikilmiş yerlerine ve tüm güzellikleriyle yeni rakibelerini seyretmekteler.
Buraya her gelişimde yaptığım gibi eski sevgililere vakit ayırmalıyım biraz,
ölüler inanın ki çok kıskançtır.!
Eşinin ardından birkaç ay bile dayanamayan insanlar gerçekten de üzüntüsünden mi ölüyor sanıyorsunuz yoksa?
Hayır eşinin ruhu çağırıyor onu yaşamını kıskanıyor canını çekip alıyor yerinden.

31 Temmuz 2016 Pazar

Babasız kadın yaralı kadındır

Bir şekilde babasını kaybetmiş, tanımamış, hele ki gittiğini gözlemlemiş ise artık yüreğindeki o kapı hiç açılmaz. 

Belki sever, inanır, teslim olur; ama yüreğinde açılmayan hatta anahtarını asla bulamayacağı bir kapı vardır... 

Baba, bir kadının hayatında köklerinden beslendiği bir çınardır. 

Ulu bir çınar! 

Gölgesinde huzur bulduğu, hayatın mıcırlı yollarında yürürken dizlerini aldığı yaralarını, ona yaslanıp sardığı çınardır... 

Geçmişe dönüp bakmak adeta yorgunluk... 

O yüzden böyle kadınlar için geçmiş, bir ağacın dalına takılmış bir bez parçası gibi ölene kadar yüreklerinde yaşar. 

Kilitsiz, anahtarsız ve kapıların ardında...
Babasız kadın olmak, erken yaşta anneye hayat arkadaşı olmayı öğrenmektir aslında... 

Babasız büyüyen kadınların yürekleri kocamandır. 

Belki başlarında esen kavak yelleri ve gençlik ateşi ile bir düzine tecrübe yaşarlar. 

Ama intikam alamazlar; çünkü onlar, acıtmanın hiç kimseye bir faydası olmayacağını bilirler. Hayata dair büyük kasırgalardan geçerler. 

En sevdikleri insanlar tarafından, hep daha fazlasını vermenin önemi öğretilmiştir onlara... 

Çünkü o zaten gölgesi olmayan bir ağacın yavrusudur. 

Ve sahiplenmek ruhuna nakış gibi işlenmiştir. 

Babasız büyüyen kadınların yürekleri hızlı kanar, çünkü onlar hala küçük bir kız çocuğudur.
Belki en önemli yanları eksiktir ama babasız büyüyen kız çocuklarının sizin hayatınıza gözle görülür faydaları vardır. 

Onların kıymetini bilin. 

Çünkü onlar büyük yürekli, küçük beklentileri olan, baba ruhlu kadınlardır! 


Böyle kadınlar yüreklerinizde büyük kapılar açar; 

kendi yüreklerindeki ıssız, kuytu, karanlık kapılara inat! 

Ve belki de sahiplenmeyi, elindekinin kıymetini bilmeyi, 

insanları küçük nedenlerle üzmenin ne kadar da gereksiz olduğunu herkesten daha iyi anlarlar... 

Seviyorum dediklerini gerçekten severler! 

29 Temmuz 2016 Cuma

Yarayla alay eder yaralanmamış olanlar..

Kimileri yazmaya teşvik ediyo beni, kimleri sus diyor. Aynı içseslerim gibi.
Sus diyor, içinde kalsın, nasılsa duysalar da anlamayacaklar. Hatta anlasalar ne anlamasalar ne?
Kulaklar kör gözler sağır olmaya adanmışsa özellikle de bir duvarı aşabilen sözcükler sırtından vurulup birer birer düşebilirler önünüze...
Bu yüzden sus.
Herkes, zaten bildiğinden emin olduğu ile kalsın en güzeli bu çünkü siz konuşmaya başladığınız an hesap sorma hakkı görecekler kendilerinde amansızca. Oysa böyle bir hak yok..
Yazmıyorum, yazamıyorum, ifade edemiyorum içimdekileri ama tutmak bana ne kadar zarar veriyor bunu da biliyorum..
Döktüğüm gözyaşlarımın bedelini kimseye ödetmeyi düşünmedim hayatım boyunca, kimseye lanet etmedim bir kişi hariç o da dost kontejanından canımı yaktığı için, yine de kabul olmasın dilerim ki,benim ahım kimseyi bulmasın..
yaptığım hataları bana yaşatılanları "ibret" görmedim ki yeniden şans verebileyim hak eden birine, ama tecrübe olarak heybeme attım, suçlamadan, kapalı olmasın kapılarım sırf geçmişte yaşadıklarım yüzünden, bu bana da haksızlık olurdu..Hak edene de. 

Nedir hak etmek? Hep hak ettiğimizi yaşamayacağız elbette etmediklerimiz de olacak ama her birinden
asıl mesul olan yalnızca benim..

Çünkü benim hatalarımın bedelini ben ödemeliydim, benim yanlış kararlarımın sorumlusu sadece ben olabilirdim, denemeden bilemeyiz ya bazı şeyler bize ne getirecek, kucağında beyaz güllerle gelen hayat,
 aniden uzaktan ateşler içinde bırakabilir sizi. 

Siz yanmayı seçince kül olmazsınız, pişersiniz, demek hamdınız, bundan sonraki yolda daha iyi göreceksiniz kucakta sunulan gül mü? Ya da siz güller verebileceksinizdir belki bu defa.
Nefret kustuğum öfkeden deliye dönüp ağzımdan çıkanı kulağım duymadığı zamanlar olmadı mı,
kimin mükemmel ve kusursuz bir fren sistemi var ki? Karşımdakinin hava yastıklarına güvenip bodoslama dalmak beni mazur göstermeyecektir, kaldı ki bana hiç yumuşak yer denk gelmedi. Haklı da olsa, haksız da.
Ben işittiklerime kulaklarımı tıkayıp araya yastık koysam da hasar almamak için, karşılıklı sağ çıkmak imkansızdır bu yaralarla velhasıl.
Bir insanı kusurlarıyla kabul etmek ve insan olmanın zaaf ve gereklerinden bahserken,
kusur gördüklerimden dolayı yargılayamam, ben kusursuz olmasını bekleyemem kimseden
kendim değilken, bu bencillik. Ve ben bencil insanlardan hep nefret ettim.
Kendimi korumak adına da kabulllenemem bunu.
"Kaybeden beni kaybetti, bu yüzden en büyük kayıp onundur" egosu ise bana çok uzak, iki mükemmel insan anlaşamayabilir ve öz değerinden gram kaybetmez, kendi elleri ile kendi ipini çekiyorsa artık yapılacak bişey kalmamıştır, birimiz kötüyse de kime göre neye göre kötüdür?
Kırılıyorsan, kırılmışsan mutlaka bir yerde sen de bunu yapmışsındır ve bardak dolmuştur.
Beklentiler..sadece üzer. Ama beklentisiz umutsuz bir hayat söz konusu olamaz. Lakin senin  hayattan beklentilerin ve aşk /ya da dostluk anlayışınla karşındakinin aynı olmayabilir ve bu anlaşıldığı zaman artık hummalı biçimde hep karşı tarafta suç aramayı bırakmalısın.! 
Bu kötülüğü sadece  kendine yapmıyorsun çünkü hani deriz ya: "tek istediğim....dı" yalan!!
Asla tek bişey istemeyiz, her şey mükemmel olsun isteriz duyarsızca, duyarlı olmalarını hep bizi düşünmelerini isteriz, oysa karşımızdakinin hamurunu severiz ama onu yoğurup yeni biri yaratmaktır hevesimiz 
tam da ağzımıza layık.. damak tadımıza uygun.

"Hepimiz günün birinde
kendimiz için doğru olanı seçerken
bir başkasının yaşamının yanlışı olabiliyoruz..."
— Kürşat Başar

Yanlış olan sadece uyumsuz iki bireyin karşı karşıya gelmesidir, bu uyumsuzluk bazen ilk anda ortaya çıkar bazen çok uzun bir zaman diliminden sonra ufak fikir ayrılıkları ile başgösterip,
ben olsam böyle yapmazdım-demezdim lerle ayyuka çıkar ve kopma noktası kaçınılmazdır..
Çünkü sen o değilsin, o da sen değil. Ne beklediğini bilse de onu yaparsa senin kuklan olmaktan öteye geçemez.
"Şeytan görsün yüzünü" , "ne ölün ölüme ne dirin dirime" deriz ama bizler tövbelerini bozan aciz kullarız çünkü içimizde hep bir umut besleriz, bir şans daha isteriz bazen her şey yeterince kirlenmemiş çirkinleşmemiş se belki, ama iyi bir fikir değildir denemişi denemek..iyiyse de doğru kullanmak önemlidir o "son şans" ı. Karşındaki buz kesmeden önce.
Lakin umut olmasa yaşayamayız inancımız kalmaz hiçbir şeye. Her yanılgıda denemede kendimize kızmamız bundandır.
Ama bazen de söylenmeyeni, dile getirilmeyeni anlamak zorundayızdır.Gidebilmeyi mesela, yolun bittiğini.
Daha fazla kırılmayalım, omuzumuzdaki yük daha da ağırlaşmasın diye susabilirler. 
Sessizce vazgeçmemizi bekleyebilir ya da kendi hayatlarına devam edebilirler. 
Bireysel, onlara ait ve artık dahil olmadığımız hayatlarına. Orada onlara artık özgürlüklerini iade etmek zorundayız, saygıyla..kapıyı çarpmadan.
Sorulamadan, yargılamadan. Anlayışlı olmazsak asla anlaşılamayız.
Kabullenme aşamasıdır bu ve ruh ve beden sağlığımız için en önemli süreçtir.
Kabullenmek, olup biten her şeyi hazmetmek kolay olmayabilir, haksızlıklara uğradığımızı da düşünebiliriz
 ama bir zaman en sevdiğimiz olan insanlara en kötü sıfatları yapıştırdıkça çirkinleşip,
onların üzerine yapışmayacak etiketlerin bizim yüzümüzü iğrenilecek hale getirdiğini kabul etmeliyiz.
Birilerinden medet ummak akıl işi değildir, bilin ki verilen her destek size sonunda köstek olarak geri dönecektir 
veya yaralı bir hayvan gibi acı ve öfkeyle ağzınızdan çıkan her söz dönüp sizi yaralamakla kalmayacak, 
yerine ulaştığında fikriniz değişmişte olsa değişmemişte sadece bunları duymak kalan saygı ve muhtaç olduğunuz aşk kırıntılarını da yok edecektir.
Kimseden sevgi dilenmedim, bildim ki verdiğim kadarını alabilirim ama eğer alamamışsam ,demek ki ona yetmemiş benim iki kişilik sevgim..Bazen de sırf bu yüzden vazgeçmelisiniz. Yetmediğinizden..
Öfkenin kıskançlığın acının tüm acımasız silahlarını kuşanıp öldürmüşsek son kalan hayat emaresini de, 
artık sorumlu yalnızca benim..onun suçunu da ben sırtıma aldım. Haklıysam da bu davayı kaybettim.
Daha fazla leş kargası gibi beklemem ölünün başında, son damla kanına kadar tüketmek için.
Hala yaklaşan her canlıyı aynı silahla vurmaya kalkışmam..belki iyileştirecektir biri onu?
Özetle durmam gereken yerde dururum..o kanı içimde kuruturum sızdırmadan.
Kabullenmek mi?.siz ne dersiniz adına bilmem. 
Kabullenmek köprüdür...Bırak hayat olduğu gibi gelsin..

 

Bi Çay?

“Çay ister misin?” diyorsun ve sana “Tabi ki! Harika olur! Teşekkür ederim!” diyorsa 
bil ki gerçekten çay içmek istiyor.

“Ya aslında emin değilim…” derse, 
ona çay hazırlayabilirsin ama aklında olsun, içmeyebilir ve eğer içmezse (burası önemli) ona çay içirmeye çalışma. Düşük bir çay içme ihtimali var diye çay yapma zahmetine girmiş olduğun için onu suçlayamazsın. Çay içmek istemediğini kabul etmek zorundasın. 
Çayı yapmış olman onu mutlaka o çayı içerken izleme hakkın olduğu anlamına gelmez. .

“Hayır, teşekkür ederim” derse, 

çay yapma. O kadar. Çay yapma, ona içirme, içmek istemedi diye kızma. 
Anla işte çay istemiyor. .

Sana, “Evet, teşekkür ederim” deyip, 

çay geldiğinde aslında istemediğini söyleyebilir. Evet, onca zahmete girdikten sonra bunu duymak seni gıcık edebilir. Ama hala hiçbir şekilde çay içmek zorunluluğunda değil. 
Önce istiyordu, şimdi istemiyor. Bazen insanlar sen çayı yapmaya başladıktan çay hazır olana kadar geçen sürede kararlarını değiştirebilirler. Bunda bir sakınca yok. 
Bu yine de sana çayı zorla içirme hakkı vermez.

Bilinci yerinde değilse, çay yapma. 
Bilinci yerinde olmayan insanlar “çay ister misin?” sorusunu anlayamazlar. Diyelim ki, soruyu sorduğunda bilinci yerindeydi, evet dedi ve çayı yapana kadar bilincini yitirdi. Çayı bırak, karşındaki insanın sağlığının yerinde ve kendisinin güvende olduğunu kontrol et ve –burası çok önemli- ona çay içirme.

Biri eğer çaya evet derse, içmeye başlarsa ve daha sonra bilincini kaybederse, çayı zorla boğazlarından geçirmeye çalışma. Çayı uzaklaştır ve onun iyi olup olmadığına bak. 
Şuuru kapalı insanlar çay istemezler. Bundan şüphen olmasın.

Biri geçen Cumartesi senin evinde çay içtiyse bu her zaman seninle çay içmek istediği anlamına gelmez. 
Durduk yerde evine gidip çay yaparak “AMA GEÇEN HAFTA ÇAY İSTİYORDUN” 
ya da sabah uyandıklarında ağzından içeri çay dökmeye çalışarak 
“AMA DÜN GECE ÇAY İSTİYORDUN” diyemezsin. .

Çayda ya da sekste, rıza her şeydir..;)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...