16 Ekim 2016 Pazar

Haddimden Bildiriyorum

Beni anlattığını düşündüğüm yazılar gördüm, şiir ve alıntılar gördüm, okudum ağladım,
yazdım sakladım, benimsedim, yardım aldım beni anlatması için ama benimmiş gibi yapmadım.
O cümleleri kuramamış olduğum için şaşırdım, kızdım ama ben yazsam herkes ulaşamazdı ki zaten?
Ama yazarı belli olmayan ve her kaynakta ayrı yazar adı, veya anonim diye sahiplenilmiş gördüğüm şeyler üzüyor beni, kaynağını bildiğim herşeyi mutlaka belirtirim olmadı alıntı derim. Çünkü tamamı benim anlatmak istediğimi ifade edemez zaten. Benim cümlelerim de sizi edemez.
Mesela bu yazı benim cümlelerdimden oluşuyor işte beceriksiz, düşük cümlelerim ve öncelikli yüklemlerim beni tanıyan hemen anlar o derece:) Mesela iki ayrı olay iki ayrı konuyu tek blog olarak yazıcam yine, bu da bana ait bi saçmalık . Ama bana ait..ben.
Ama başlık, bana ait bir dizilim değil..bir kitap adı. Ve sırf bu başlık ve tanıtım yazısı yüzünden alacağım bunu:
Önsözü hiç yazılmamış ikinci el kitapların paragraflarından geldim. 
Kusuruma bakma çok el değdi, çok okundum, çok yorgunum. 
Hüzün sofralarının en aç karnıydım, bir türlü doyamadım. 
Yine de öpeceksen hüznümden öp beni. 
Bir pencere gökyüzü sür yüzüme, 
kuş kanatlarında sağanak yağmur sakla,gülüşünle ov sızılarımı... 
Sana görülmemiş rüyalar adadım... 

Bir nedenden hassasiyetim olan bir kelimedir "had" ve çok sık kullandırtır bana hayat.
Dün akşam sıkıntısı olduğunu farkettim sevdiğim birinin, konuşmaya başladık o da benim için aynı şeyi düşünmüş hatta sende bişey var derecesinde iddalı, olmadığını söyledim güldüm ama geçemedim, izah ettim inanmadı, sizin düşünmeden yaptığınız minik alemeti farikalar başkası için büyük anlamlar içerebiliyor anladım ki. Bende de bu oluyor ama neredeyse sert çıkarak birini bişey paylaşmaya zorlayamam ki belki içini dökmek belki içinde saklamak istiyordur, belki kendini hatalı gördüğü bir konudur zaten korkuyordur tepkimden, belki de gerçekten bişey yoktur duygu durum değişikliği yaşıyordur, yanında olduğumu bilsin isterim yalnızca, dilediğinde yargılamadan sessizce dinleyip sonra dilsiz olacağımı..haddim budur bana göre..
Kimseden çekinecek bişeyim yok ama verecek hesabım da yok, bu hakkı verdiğim insanlardan geri aldığım an bir daha vermem, ben kendimi sürekli açıklama yaparken öyle değil böyle derken buluyorum ve bu beni yoruyor, haddine mi demek istemiyorum,o hakkı biz vermişiz diye ama ben kendime haddime mi dedikçe ya da anlattığım biçimde düşündükçe bir bakıyorum kimsede bu yok? benim söylemem gerekenler bana sarf ediliyor çatır çatır e asıl o zaman birbirimizi anlamamız gerekmiyor mu?

Sahip çıkılması gereken şeylerin başında ot ocak mal mülk değil, kendine verilen sözler, insani değerler, edilen yeminler, ardına sığınılmış bahaneleri aslının o olmadığını bile bile yutmamak, salak yerine konmayı hazmetmemek, yemediği nane kalmayıp gidecek yer bitince ,sırf yalnız kalınca aynı kapıya dönüp aynı muameleyi göreceğini sanmamak hatta görürse bunun hayra alamet olmadığını bilecek kadar aydınlanmış olmak yani yememek:p

Haysiyet, onur, sözünün eri olmak, dediği yaptığı tezat olmamak, bahanelere sığınmamak
gibi değerlerin olduğunu unutmasa keşke insanlar değil mi:)
Yoksa benim gibi unutmayanlar ve esas alanlar zbam diye o yüzsüz yüzlerine vuruverir tokat gibi.
Demem o ki, madem debelendiğiniz yerde memnunsunuz sesiniz çıkmasın, size bişey dediğimiz de (ben ve benim gibi özü sözü bir dobra insanlar yani) abuk sabuk atarlanacağınıza dürüst olun, yalansız olun, attıklarınızı hatırlamakta zorlanmayın sonra, vee boyunuzdan büyük konuşmayın, sonra bi tarafınıza kaçmasın.

Bir KUŞ masalında dediği gibi: 
Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp duruyormuş. 
Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karların üzerine düşmüş. 
Kuş çaresiz, soğuk karın üstünde ölümü beklerken 
oradan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. 
Kuş öyle bir sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa, 
kalkıp ineği dövecek. 
Bir de bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, 
yaşama geri dönmüş. 
Öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, oradan geçen bir kedi de bunun sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış. 
Kuş buna çok sevinmiş, tam kediye teşekkür edecekmiş ki, 
kedi onu yemiş... 
Şimdi; (Hikâyeden alınacak dersler) 
1- Her üstüne sıçanı düşman sanma, 
2- Seni her boktan çıkaranı dostun sanma, 
3- En önemlisi: 
BOKUN İÇİNDE MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARMA... 

Belki de layık olduğun odur.
Bunu yazıp duvarınıza asın lütfen ;) İyi geceler:**

5 yorum:

  1. Sanırım öykü gitti yorumun yerine. Oysa güya yorumu kopyalamıştım başına bir şey gelmesi halinde yeniden gönderebilmek için. O zaman yeniden aklımda kalanları yazayım deminki yorumdan;

    Olabildiğince özgün yazdığınız bu öykü, dinlediğim en güzel öyküdür ve sonunda ders çıkarımları da en geçerli derslerdir. Her defasında, ilk defasında okumuş gibi okurum rastlaığımda

    YanıtlaSil
  2. Bu da kopyalayıp duvarınıza asacağınızı gösteriyor gibi, hatta gerek bile yokmuş zaten:) Bunun için teşekkür ederim öncelikle.
    Bence de çok anlamlı ve değerli bir kıssadan hissedir anlayana ve dün içinde bulunduğum halet-i ruhiyenin en güzel yansımasıydı, özetle, anlatmak istediğim her şey:))

    YanıtlaSil
  3. hımmmm demek kiii kopyalancak denli iyisdin ki işteeee gurur duy beee :)

    YanıtlaSil
  4. deeptone gurur duyuyorum , en çok sizinle:))

    YanıtlaSil

YORUM ONAYI AÇIKTIR
Yani; saygı sınırını aşmadığınız sürece tüm yorumlarınız yayınlanacaktır, teşekkür ediyorum şimdiden..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...