21 Haziran 2015 Pazar

Sah Mat

Kadın çok korkardı karabasanlardan, oysa gece yattığı an boğazını sıkan eller, gözlerini kapatmasına rağmen uyanamayışı bu kabuslardan, onu hasta ediyordu günbegün..

Çok şaşalı bir geçmişi olduğu sanılıyordu kadının, oysa yaşadığı şeyin çokluğu değil, derinliğiydi yüreğini yoran, yüreğine teğet geçen, ya da birazcık değebilen herkes, onu önce baştacı eder, 
en ufak bir tereddüt ve güvensizlik hissettiğini gördükleri an o koydukları yerden ilk fırsatta atar yerden yere vururlardı.. 
ama o unutamazdı ne yapılanı, ne işittiklerini ne de yüreğine teğet geçeni..zordu bir insana alışması ve onu kabul etmesi çünkü ve gönül denen kapının dışarıdan kolu yoktu,
içeride kalıyordu bir defa giren ama zamanla sessizleşiyor,kabuslarına karışıyordu.

Gideceği yere sadece onunla varacağına inandırmak için çırpınır, sonra ilk durakta indirirlerdi,kısacık sürede ve henüz yerine alışmadan...bitmeyen koşullar ve bahanelerle oysa sevmenin koşulu olmazdı ona göre..arka koltukta unutulmuş gibiydi..
Ordan sonrası önemliydi oysa onun için, gideceği yönü belirleyen en önemli şeydi bu,
o çakılmışken yerinde ,yolun devamında yanlarına aldıkları yol arkadaşları kadına bazen "iyi ki!" dedirtir bazen tam aksi kimlere tercih edildiğini, onlar kadar değer görmediğini sanıp anlatılmaz bir azap yaşatırdı içten içe..
Bazen, anlamalarının tek yolunun aynısını yaşamaları olduğunu düşünür rastgele bir yol arkadaşına katılır gibi olurdu ama bu sadece kendisini yolundan ederdi yine:(

Ellerinde oyuncak olmamıştı sürekli kaçması sayesinde ama bazen kaderin elinde oyuncak olduğunu,uğursuz olduğunu, cezalı bi sürgün melek gibi onu sevenleri de gittiği çukura sürükleyeceği korkusu dizlerinde derman bırakmamıştı..bu defa da yarım kalan şeylerin ağırlığını taşımak zorunda kalırdı.. ki çok daha zordu bu tüketilenlerden.

Geçmişinden kaçtığı zannedilirdi kadının, oysa geleceğiydi onu korkutan, gücünü elinden alan,ona "zaman" diye bişey öğretilmişti, sadece ona inanır, herşeyi halleden, 
açığa kavuşturan ve ispat edenin o olduğu söylenmişti..
Yoksa güven denen şey geçersiz bir masal oluyordu.
Ama hiçkimse inanmıyordu buna..

Zordu oysa dar vaktlerde bir sevdayı anlamak, inanmak ve hiçbir şeyin değişmeyeceğine ikna olmak. Yağmura, fırtınaya, durgunluğa dayanmayan sevgi varmıydı ki? 
Sadece güneşli havalarda mı olurdu sevda denen şey?

Onu olduğu gibi kabul edecek, kusurlarıyla,ürkekliğiyle sevecek ve vazgeçmeyecek,
en önemlisi kalbindeki yeri değişmeyecek birini hayal ediyordu, o değişmiş görünse de buna inanmayacak kadar iyi tanımalıydı onu, belki kendinden öte..

Uyumak istiyordu sadece, herşeyden kaçmak, uyumak, birbirinin aynı yalnız ve hayalkırıklığı getiren yeni bir güne daha gözlerini açmamak..ama yastığa başına koyduğu an istemsizce karabasanlara varan düşünceleri durduramıyordu beynini yiyip bitiren.

Kimseyi kırmamak, kırılmamaktı tek dileği, ona uzanan her eli tutamazdı, onları da kabuslarının içine alamazdı, buna hakkı yoktu bu yüzden bi savunma mekanizması geliştirmişti anlamsız görünen..kocaman duvarları vardı ,kendince doğruları, yanlışları,önyargıları da vardı ,
yalnızca gördüğüne inanırdı ama ONU HİÇ anlamadıkları çok açıktı..
En kötüsü gücü tükendiği an dilinden dökülen isyan sözcükleri karşısına her saplandığında kendi bedeninde açılan onarılmaz yaralardı...

Stratejilerden, oyunlardan anlamadığı için hep hükmen yenikti...hayata, oyunlara, kurallara..
Kazanamayacağı baştan belli hiçbir oyuna dalmayışı bundandı.. 

Huzur, yoktu..Veremeyeceği bişeyi karşısından almaya beklemeye hakkı yoktu..
Ve bu bilmeden oynadığı satrançın sonu da.

Onun kaderi, hep mat olmaktı..

2 yorum:

YORUM ONAYI AÇIKTIR
Yani; saygı sınırını aşmadığınız sürece tüm yorumlarınız yayınlanacaktır, teşekkür ediyorum şimdiden..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...